• DİKKAT!! SAYIN LİDAR'IN ŞAHSİ ATLASI !!


    Yazarları tanıma adına atılmış minnoş bir adım. Yazarımızın ŞAHSİ ATLASIM diye tabir ettiği kitapta kendisini etkileyen ve seçtiği yazarı her yönüyle kıyaslayıp anlatabileceği şekilde seçilmiş yazarlar var. Bahsi geçen yazarların tüm kitaplarını okumuş olmaya özen göstermiş.


    Kitapta anlatılan yazarlar;
    1. Ahmet Hamdi Tanpınar
    2. Julio Cortazar
    3. Franz Kafka
    4. Knut Hamsun
    5. Yakup Kadri Karaosmanoğlu
    6. Fyodor Mihailoviç Dostoyevski
    7. Thomas Bernhard
    8. Hermann Hesse
    9. Oğuz Atay
    10. Stefan Zweig
    11. Yukio Mişima
    12. Albert Camus
    13. Necip Fazıl Kısakürek
    14. Elias Canetti
    15. Ivan Gonçarov (Oblomov)
    16. Antoine de Saint-Exupéry
    17. Orhan Pamuk
    18. Jerzy Kosinski
    19. Walter Benjamin
    20. Harper Lee


    Aslında kitap uzun zamandır kitaplığımdaydı, nedendir bilinmez yine içimde magazinel duygularım kabardı ve yazarların hayatlarını merak ettim..
    Hem kim bilir belki çok seveceğim yeni yazarlarla tanışacaktım :)
    Tahmin ettiğim gibi de oldu; merak ettiğim yeni yazarlar var, kitaplarını en kısa zamanda okumalıyım.
    Yalnız şöyle bir sorunumuz var ki; kitabımız spoiler vermekten pek çekinmiyor. Yazarların tanınmış eserlerinin içinde geçen karakterler ve olaylar hakkında da bilgi veriyor(yazarı diğer yazarlarla kıyaslamak ve yazarın hayatıyla eserinin arasında minik köprüler kurup bunu bize gösterebilmek için)
    Okuduğum kitapların yazarlarını çoğu zaman araştırmam, gerek duymam. Çok etkilendiğim kitaplarda ya da beni düşündüren noktalarda yazarın hayatıyla bağlantılar kurmaya çalıştığım zamanlar araştırırım ancak.
    Sayın Lidar benim yapmaya çalıştığımı yapmış ve bizlere sunmuş.
    Ha bu arada yazarımız her fırsatta ifade ediyor; bu kitap kesinlikle hiçbir edebi kaygısı olmadan sadece sevdiği ve kitabını elinden düşürmediği yazarların bir kısmı hakkında duygu ve düşüncelerini aktarmak için yazıldı.


    Sayın Lidar'ın okuduğum ilk kitabı olma özelliğine sahip bu kitap benim beklentimi karşıladı ve kendisine karşı sempati duymama vesile oldu..
    Ayrıca kitabın diline baktığımda gayet beyefendi saygılı özenle seçilmiş kelimeler dizisiyle karşı karşıyaydım, yani ben öyle hissettim.
    Bi de sosyal medya da arayayım bakalım orada ne yapıyor falan; aman tanğrım dedim o da ne !!?
    Bi takım küfürümstrak sözler gördüm ne yalan söyleyeyim daha samimi geldi :D
    Sanki yazarlar her an böyle şaşaalı sözler söylüyor da :))
    Evet evet hemen takip ettim :)
    Üstelik minik bir araştırma yapınca Sayın Lidar'ın bana hitap edebileceği fikri yerleşti beynime. Kitaplarıyla olmasa bile ara sıra şiirleri, hayata dair tespitleri, her biri mini boy öykü olan sözleriyle anacağım onu..


    Sevdiğim yazarları bir araya toplamaya kalkışırsam eğer, elimde güzel bir örnek var artık ^_^


    ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~

    Kitap içeriğine merak oluşması açısından dikkatimi çeken yerlerden naçizane aldığım notları soru şeklinde yazdım;


    Kafka'nın babasıyla olan ilişkisi eserlerine nasıl yansıdı ?

    Affedilmeyen yazar olarak tarihe geçen Knut Hamsun'un hayat hikayesi nasıl bitmiştir ?

    Yaban ilk hangi dergide yayınlandı ?

    Dostoyevski'nin eserlerinde intihar ve cinayete tanık olmamazın nedeni ne olabilir ?

    Thomas Bernhard'ın vatan sevgisi(!!) nereden geliyor ?

    Aslen Alman olan Hermann Hesse'yi İsviçre vatandaşlığına iten sebep neydi ?

    A. Camus ile Sartre'nin intihara bakış açıları nelerdir ? Hangi noktada ayrılığa düşüyorlar ?

    Jerzy Kosinski'nin evinin banyosunda başına poşet geçirip intihar etmesinin nedeni neydi ?
  • Öncelikle beni epey içine çeken, etkisinden zar zor kurtulabildiğim, çileden çıkmama yol açan bir serüven olduğunu söylemeliyim bu serinin. Çok sevmeme rağmen yarım saat övüp üç saat eleştirebileceğim bir seridir. Eleştirim yazarların düşünce yapısından kaynaklanıyor. Hatta evet dusunceleri o kadar tutarsiz ki beni cileden cikardilar. Sadece iki örnekle biraz anlatmaya çalışayım yoksa örnekler uzadıkça uzayacak. Kitabın en sonunda verdiği mesaj : Denge. İyi ile kötü dengede olmaliymis bu yuzden kotulerin kotulukleri normalmis gibi bir dusunce asilaniyor. Bu dusunceyi de soyle acikliga kavusturdugunu dusunuyor yazarlar: Dunyada iyilik agir bastigi zaman kotuluk ortaya cikiyormus. (Kotuluk agir bastiginda zaten kotuluk cikiyor o belli) Kibir olusuyormus. (Bunu bir zamanlar dunyaya hakim olan elfler uzerinden anlatiyor. Elfler iyilikleri yuzunden kibirli oluyorar.) Ama yazarimiz sunu anlamiyor: kibir zaten 'kötü' olan bir sey. Kötülük iyilikten çıkmaz o ancak kendini iyilik kılıfıyla iyice gizlemiş kötülükten çıkar.
    SPOİLER
    Drizzt incelememde de yapmıştım şu karşılaştırmayı tekrar edeyim: 3. Kitapta iyi bir insan olan Tanis kötü bir tanrıça olan Karanlık Kraliçeye zorla diz çökmek zorunda kalıyor. Çünkü çok güçlü bir aurası var ve buna karşı koyamıyor Tanis. Drizzt Efsanesinde ise benzer bir karakter, benzer bir tanrıçaya ÖZGÜR İRADESİYLE karşı koyuyor. Hatta tamamen aynı tür tanrıça olmasına rağmen onun sahte olduğunu söylüyor ve bu ona değer katıyor.
    Yani iyi bir insan kötü bir yaratığa kendini koyvermiyor.
    Zaten Tanis örneğindeki gibi aksi durumlar olduğunda ben kitabı mayın tarlasında geziyormuş gibi sakınarak okumaya başlıyorum. Bu da kitap okuma amacımı körpeliyor.
    Böyle "temel" konularda bu kadar dikkat çekici hatalar olmasaydı doya doya "En sevdiğim seri" diyebilirdim. Zira karakterlein derinliği, sağlamlığı ve birbirleriyle olan tezatları; ne yüzeysel ne de fazla ayrıntılı olan orta yollu üslubu, Yüzüklerin Efendisinde olmayan gerçekçiliği veya araya serpiştirilmiş güldüren espriler çok hoşuma gitti.
    En çarpıcı olan ise tahmin edilemezlik: Karakterler -öhöm Raistlin- o kadad beklenmedik tepkiler veriyorlar ki yumruk yemiş gibi oluyorsunuz.
    Bu ve birçok yönden Yüzüklerin Efendisinden oldukça farklı.
    Karakterler demişken özellikle Raistlin o kadar etkileyici bir karakter ki hakkinda 3 tane sarki yapilmis. Ama ne yazik ki o da biraz havali yapilmaya calisilip altin bir deri, kumsaati gozler ve biraz da Hollywood kotuluguyle süslendirilmis. Uzun sure Raistlinin hastasiydim. Gittim tablosunu bile cizdim. Bu kitap uzerine yazacagim seyler daha bitmez birkac ay sonra devam edebilirim ama simdilik sozu uzatmayip
    Okuyun okuyun ama yazara cok inanmayin derim.
  • Diljîn Kovexî'yi bu sitede buldum. Sonra o yürekte iz bırakan birçok şiirini de.

    Şimdi size Diljîn Kovexî kimdir biraz bahsetmek istiyorum.
    DİLJÎN KOVEXÎ

    26 Ekim 1977 yılında Şırnak'ın İdil ilçesine bağlı Kovex köyünde doğmuştur. Dokuz çocuklu bir ailenin beşinci çocuğu olarak dünyaya gelen şairin asıl ismi Mehmet Şefik Arslan’dır. Okul hayatına Derecik Köyü okulunda başlar dönemin zor şartları ve özellikle ilerleyen yıllarda yaşadığı bölgenin koşulları ve sonrasında meydana gelen siyasi olaylar, eğitiminin aksaklığa uğramasına sebep olmuştur. 1994 yılında köyü devlet tarafından yakılarak boşaltılmıştır. Bu tarihte göç etmek zorunda kalan şair ailesi ile birlikte Adana’nın Yüreğir ilçesine bağlı Misis beldesine yerleşmiştir. Eğitim hayatı, daha sonra yaşadığı bir kaza sebebiyle yürüme yetisini kaybetmesine bağlı olarak yeniden aksaklığa uğramış ve artık devam etmemiştir. Uzun yıllar yaşamını Misis kasabasında geçirmiş okuma ve yazma yolculuğu da burada başlamıştır. Yazmaya Kürtçe ile başlayarak uzun bir dönem Kürtçe yazmıştır. 2003 yılında Zembilfiroş ve 2004 yılında Nuza dergilerinde Diljin Kovexi ismi ile yazmaya başlamıştır. Dergilerde Kürtçe makale, öykü ve şiirleri yayımlamıştır. Sonraları Türk ve dünya edebiyatına yoğunlaşan şair ilerleyen yıllarda Türkçe şiir ve öyküler yazmaya başlamıştır. 2009 yılında öykü ve şiirlerini sosyal medya aracılığıyla okurlarla paylaşmaya başlamış kısa sürede büyük ilgi almıştır. 2013 yılında memleketi İdil’e tekrar yerleşmiştir. İlk şiir kitabı Epilya 2017 yılında Sokak kitapları yayınevi tarafından mayıs ayında okurlarıyla buluşmuş, kitabının yayımlanmasından çok kısa bir süre sonra 16 Haziran 2017 tarihinde mide rahatsızlığı sebebiyle kaldırıldığı İdil Devlet Hastanesinde hayata gözlerini yummuştur. İdil Şex Hesen Mezarlığında toprağa verilmiştir. Arkasında basılmamış yüzlerce eserini bırakmıştır. söz konusu eserlerinin kısa süre içinde tek tek kitaplaştırılması planlanmaktadır.

    Diljin KOVEXî , şairin kendine verdiği isimdir.Diljin Kürtçe'de ‘yürekteki yaşam’ manasına gelmektedir. Kelimeyi oluşturan "dil" yürek "jîn" ise yaşam demektir. Kovex şairin doğduğu ve çocukluğunun geçtiği köyün ismidir. Kovexî kelimesinin Türkçe karşılığı ise ‘Kovex köyünden’ anlamına gelmektedir. Bu soyadını kullanma sebebi köyünün tarihinde yaşanan olaylardır. Kovex köyü tarihte Süryani köyüdür ve kelime Süryanice bir kelimedir. Köy devlet tarafından zorla boşaltılıp Süryaniler köyden sürgün edilince şairin dedeleri bu köye yerleştirilmiştir. Süryanilere yaşatılan bu sürgün onun açısından kabul edilemezdi, şairin bu soy ismi kullanmak istemesinin sebebi kendi ifadesiyle "Süryanilerin itibarını yaşatmaktır" Şiirleriyle beraber bu gayesi Soyisminde yaşayacaktır....

    Diljin’i anlatmaya ‘coğrafya kaderdir’ sözü ile başlanabilir ve Diljin, her daim mücadele olan yaşantısıyla, kadere yön verilebilir veyahut kader değiştirilebilir düşüncesiyle de anlatılabilir. Coğrafya kaderdir onun için çünkü doğduğu toprakların zorluklarını birebir yakından yaşamıştır. Fakat yazdıklarıyla bu gerçeklikleri yansıtacak ve bu uğurda bir mücadele yolu olarak kalemini konuşturacak ve aynı zamanda daha şimdiden edebiyat dünyasında farklılığıyla yer edinmeye başlayan ve belki de ilerleyen dönemlerde birçok kişiyi etkileyecek, kendine özgü olan yazın dünyasını yaratacak donanıma ve iradeye sahip olmuştur.
    Eğitim hayatına başlaması için, nüfusta dayısının adına kaydedilmişti kim’liğin en çok sorgulandığı coğrafyasında durmadan geri istenecek bir kimliği olsun diye. Yaşadığı yerin koşulları da okumasına müsaade etmemiştir. Sonraki yıllar Süryanilerin kaderiyle başlayan köyünün tarihi de, devlet tarafından yakılması ile yeni bir sürgüne tanıklık ederek devam edecektir. Henüz çocuk yaşta köyünden Çukuru ova’ya başlayan yolculuğu karanlık bir tünel olarak adlandırmış ve bu göçü hep 'ülkeden sürgün' olarak ifade etmiştir. 
    Cumartesi annelerinin sesi olmaya çalışan sesi bir Cumartesi kardeşi olarak kendi içinde yankılanmıştır. Yazmak insanın kendi içine seslenmesiydi biraz da ona göre. Yazma süreci şüphesiz uzun bir okuma süreci ile başlamıştı onun için ve her ikisinin hevesi de ‘bu hayatta en değer verdiğim insan olan’ diye tanımladığı abisinin öğretisi olarak kalmıştı ona.

    ............

    O zamanlar babam mahkumdu hep,
    askerlerden kaçıyordu, bir aşiret kavgasından dolayı
    ve annem beni,
    dayım adına kaydetmişti okumam için.
    Okumadım tabii,
    ben bir aylak gibi evden kaçardım sürekli 
    Charlie Chaplin’i görmek için...(Epilya/taşların kalbi şiiri)

    ……………….
    Ne olur parola sorma bana
    Çantamda, tifo hastalığına yakalanan
    hüviyette ismim Şefik, suya okunan bir dua gibi onu da 
    telaffuz hatası say! (basılmamış şiirlerinden)
    ………………….

    Abimle aramda annemin tek bir sancısı vardı, 
    benden yalnızca bir dakika önce doğmuştu 
    ve ben hep ona yetişmeye çalıştım, 
    oysa yetiştiğim hep gölgesi oluyordu,
    sonra her gölgesi üzerine bir taş bıraktım,
    her taşa bir isim verdim 
    ve her ismin başına bir ağaç diktim,
    ağaçlar büyüdükçe 
    bir orman hızla yüzüme çarpıyordu 
    ve sevdiğim tüm atlar hasta düşüyorlardı kollarımda,
    sonra hep koştum. (basılmamış şiirlerinden)
    ……..

    artık hiç bir tanrıça saçını uzatmıyor,
    hiç bir anne çocuk doğurmuyor bu topraklarda,
    ben hak dedim
    hain oldum,
    tutanaksız bir ölüyüm.
    tarih ki ninovadan beri hiç uğramadı buralara,
    şimdi
    istikamet toplu mezarlara,
    gaz kuyulara
    ve DNA testlerine,
    sen yinede uzat ellerini sevgilim
    ben karanlıktan çok korkuyorum,
    daha önce ölmek gibiydi oysa şimdi.?
    aranızda adımı bilen var mı...?
    ........

    Okumaya Kürtçe eserlerle başlamıştı Ehmed Hüseyni, Arjen Ari, Berken Bereh ,Ahmede Xané, Melaye Ciziri ve Cigerxwin gibi edebiyatçılar en çok ilgisini çekenlerdi. Yazma süreci de Kürtçe ile başlamış ve ilerleyen dönemlerde Kürtçe yazdıkları 2003 yılında Zembilfiroş ve 2004 yılında Nuza dergilerinde yayımlanmıştır.
    ……….
    Tu nîqaşên min ê şikeva mayî difiroşî
    U zikê xeyalên hilatî didirînî
    Di şevên nêr û mê de
    Dema tu çuyî, di sewtêna kemença
    Mitriban de reqs tevizî 
    Şev li stêr qedexe bû 
    Û kemana baskên awazên xwe xwarin 
    Rondikan xelekên narincokên xwe
    Dikişandin
    Di bêdebarîya ji te peydabûyî de..( Nuza dergisi/2004. Nîqaşén Şikeva Şiiri)

    Sonraları Türk ve Dünya edebiyatına yoğunlaşmış ve Türkçe yazmaya başlamıştır. Dünya devrimleri, ezilen halkların mücadeleleri, mitolojik öğeler ve aşk ilgisini çeken konulardır öyle ki şiirlerinde de çokça işlediği konular olmuşlardır. Mayakovski, Lorca ,Neruda, Füruğ Ferruhzad, Dostoyevski ve Bukowski gibi şair ve yazarlar sık sık şiirlerinde geçen isimler olmuştur. Türk edebiyatında ise en çok Cemal Süreya, Turgut Uyar, Ahmed Arif, Arkadaş Zekai Özger, Murathan Mungan, Can Yücel,Umay Umay ve Küçük İskender ‘i okumuştur.
    Türkçe şiirleri daha sonra edebiyatçılar tarafından belki de olgunluk dönemi diye anılacak Epilya ve Jose şiirlerinin yanında, devrim tarihlerini, kendi toplumunun sesini, mitolojik öğeleri ve kadının ezilmişliğini konu alan şiirler olmuştur. Kadının yaradılışı ve kadın bedeni her zaman doğayı çağrıştıran kendine özgü ve çokça mitolojk desenli bir öğe olarak anlam ifade etmiştir onun için. Epilya kendi yarattığı ütopya ve isimdir; kendi dünyasını yaratan güçlü aşk kadını anlamını vermiş ve ‘Epilya benim şiirde kanayan aklımdır’ şeklinde ifade etmişti.

    ...........

    Bildiğim tüm şarkılar,
    şarkın
    şah damarlarını tehdit altında tutuyor
    arkasında hiç şahit bırakmadan
    ney'in kanına girerek,
    huzuruna çıkmaya hazırlanan aşk
    kortejde yer bulmadı.
    Ve emrivaki gelen bir maktul
    Mayakovski’nin son mektubunu okuyor kulaklarıma.( Epilya/ Kulaklarım şiiri)
    ………………….

    Sonra,
    sokaklar panzerin altında kaldı.
    Ayaklarıma sarılan anılar
    ahşap evlere kapanan bir çığlığın eteğine
    kırmızı papatyalar iliştirdi itinayla...
    İlahi duaların tümü,
    peş peşe atladılar öfkeye batmış
    keskin bir kılıcın üzerine.
    Cemal Süreyya silueti,
    sürgün edildi Dersim’in alnından.
    Ve kayıp kızlar
    kutsanmış kan ritüeline rivayet
    yazıldı devletin bekası için...(Epilya/vagon şiiri)
    …………..

    Kadın,kına ve kan.
    bu coğrafyada hiç değişmeyen tarihsel bir üçlem...
    …………….

    Şayet emeğin dini varsa,
    tanrısı da kadın olmalı...
    ……………..

    dışarıda korkunç ağlayan kitaplar 
    ve kaos 
    ve ben hangi tarafa baksam
    çırılçıplak şehvet kokan büstler,
    dışarıda kavgaya soyunan güzel çocuklar,
    çirkin çocuklar,
    dışarıda içini kusan obez köpekler
    ve dışarıda kendini unutan bir ben.
    Adını versem ölürüm,
    adımı veriyorum senin yerine Epilya... (Epilya/Çığlık şiiri)
    ......

    ‘Herkesin kendinden bir şeyler bulduğu sanat eseri’ sözü, Diljin’in yazdıkları için yanına,…ve herkesin kendinden bir şeyler bulmak istediği eserler sözünü de almaktadır sanırım, bu da kişiliği ve yaşantısının da bir sanat yapıtı halini almasından kaynaklıdır ondan bahsedilince en çok güçlü bir irade ve soylu savaşçıların hikayeleri hatırlanmalı. Yaşamı ve kalemi hep mücadele olmuştur. Bu mücadele gerek yaşadığı toprakların zulmünü duyurmak için ve gerek edebiyatın bilhassa şiirin hak ettiği değere ulaşması için verilmiştir. Kendisi bunu şöyle ifade etmiştir. ‘ Şiir, insanın kendine varma arayışının yanı sıra toplumcu gerçekleri aydınlatmaya yönelikte en soylu erdemdir aynı zamanda ve yaşadığımız kirli ya da berbat çağda şiirin savaşçısı olmak şiir yazmaktan daha soylu bir duygudur.’ Ticari gayelerle yapmacık duygu krizleri ile yazan ve yaşantısıyla yazdıkları arasında uçurum olan yazarların satış sıralamalarında ilk sıralarda yer almasının korkunç bir durum olduğunu ifade etmiştir. Türk Edebiyatında şiirin ikinci yenilerden bu yana bir çıkmaz içerisinde olduğu ve bu çıkmazı aşan birkaç isim dışında bu uğurda kayda değer bir çabanın olmadığını düşünmekteydi.
    2013 yılında memleketine geri dönmüş ve idil ilçe merkezine yaşamaya başlamıştı. Çocukluğunda başlayan karanlık tünelin uzun yolculuğu sona ermiştir. Bu dönüşü de hep ‘ülkeye dönüş’ olarak adlandırmıştır. 2017 Şubat ayında kitabının hazırlıkları başlamış, Epilya kitabı Sokak Kitapları Yayınevi tarafından mayıs ayında okurlarıyla buluşmuştur. Kitap çıkarma gayesi hiçbir zaman olmamıştı yazdıkları da asla ‘insanların maneviyatını birer hastalıklı popülist basamak gibi kullanmaya yönelik ajitasyon ve duygu sömürüsüne dayalı’ ezilmişlik duygusunu barındırmamıştır, okurlarının ve yakınlarının ısrarı ile ilk kitabını çıkarmış ve bu yolla, somut olarak edebiyat dünyasına henüz adım atmıştı. Kitabı ve diğer eserleri hakkında kendisini anlatacak ayrıca edebiyat üzerine konuşacak çok fazla cümlesi yarıda kaldı mütevaziliğinden kendisini ne kadar anlatırdı bilinmez ama edebiyata ve şiire dair söyleyecek çok şeyi vardı. Onu anlamak ve anlatmak isteyenler için geride yazdıkları kaldı.

    Ne olur
    beni yormayın!
    Ve
    hüzne peşkeş çekmeyin,
    ben
    penisler mezarlığında
    salavat getiren hiç bir
    kadın arkasında ağlamadım,
    acil servislerde açık kalmış
    yaralarıma refakatcı oldum
    hep
    seruma bağlanmış taşak
    sancılarım için,
    elmacık kemiklerimin altında
    ihtişam sonrası
    ayrılıklardan kalmış
    sevdiğim
    kadınların resimlerinden
    oluşan bir müze gizliyorum
    hala,
    ne olur beni arzularınıza
    peşkeş çekmeyin!
    Beni tecavüz sonrası göt
    deliklerinde ahlak izini arayan
    pezevenklere benzetmeyin.
    sizden hiç merhamet dilemedim
    hasta yatağıma da
    bir tek uygarlığı evlat edindim
    yalnızlığıma,
    sevdiğim ilk kadınla kan
    grubumuz uyuşmadı
    ve
    beni ilk yardım öncesinde
    erteledi,
    sevdiğim son kadın ise
    henüz...? (basılmamış şiirlerinden).

    Kitaplarını bulmak biraz zor olabilir ama okumak için geç kalmayın!
  • Livaneli yine karakter, zaman, mekan ve hikayeyi öyle bir harmanlamış ki okudukça içine çekip bulunulan ortamdan kitapta anlatılan yere ışınlanıyorsunuz. Kitabın başlangıcının çok eski olması ve stockholm'de cadde ve sokaklara kadar hakim olması, istanbulda istiklal caddesinden başka cadde ismini aklında tutmayan ve dün akşam nerede ne yaptığını hatırlayamaycak kadar hayatın içinde kaybolduğumu da bu kitap sayesinde keşfetmiş bulunuyorum :) Müzik, felsefe,siyaset, günlük yaşam ve farklı hayatları irdeleyip okuyucuyu hiç sıkmayan Livaneli her zaman en sevdiğim yazarlar arasında. Ayrıca ''sealed with a kiss'' dinleyin :)
  • Olağanüstü bir kitap.. Bilmiyorum neden ama, okurken bana Dan Brown “Melekler ve Şeytanlar” kitabını anımsattı. O kitabı da aynı duygularla, şaşkınlıkla, beğeniyle ve merakla okumuştum. İçerik benzemese de geçirdiği duygular aynıydı. Arka kapakta yazdığı gibi, Empati kitabına okudukça bağlandım, bağlandıkça okudum. Olmayan renkleri hayal edebildim, duyguları koklayabildim, melodilerin, enstrümanların sarhoş eden seslerini duyabildim. Bu müthiş bir duygu. Olmayan bir şeyi, okuyanlara bu derece hissettirmek müthiş bir başarı. ADAM FAWER okuduğum ilk kitabıyla bile en sevdiğim Yazarlar arasına girdi. Bir diğer kitabını, OLASILIKSIZ’I okumak icin can atıyorum. Son olarak; kitabın sonu çok zekice yazılmıştı ve biraz ters köşe oldu..
  • Recaizade'yi edebiyat dersinde gördüğüm kadar tanıyordum. Ve biraz sıkılmıştım o gün ne yalan söyleyeyim (Ki Tanzimat en sevdiğim edebi dönemdir). Ama bazı yazarlar hiç beklemediğiniz anlarda, ve bilmediğiniz eserleriyle karşınıza çıkabiliyor. Recaizede Bey'de karşıma bu tiyatrosuyla çıktı. İki saat oldu olmadı ama bu kısa süre ona karşı olan bakış açımı değiştirdi. Ayrıca tiyatro metinlerini okumanın zevkine vardım. Teşekkürler Üstad Ekrem...
  • En sevdiğim ve fazlaca beyendiğim bir edebiyat dergisi. Görselleri cok iyi.. Yazarlar genç olmakarına rağmen baya bir ustaca makaleler yazıyor. Her ay çıksın da alsam dediklerimden:)