• İnkar edenler, göklerle yer bitişikken, bizim onları ayırdığımızı ve diri olan her şeyi sudan meydana getirdiğimizi görmediler mi? Hâlâ inanmayacaklar mı?

    Enbiyâ, 21/30
  • İnkar edenler, göklerle yer bitişikken, bizim onları ayırdığımızı ve diri olan her şeyi sudan meydana getirdiğimizi görmediler mi? Hâlâ inanmayacaklar mı?

    Enbiyâ, 21/30
  • Enbiyâ Sûresi / 30.Ayet

    30. Küfre sapanlar/inkâr edenler, gökler ve yer (bir madde halinde) birleşik iken onları (büyük bir patlama ile) ayırdığımızı ve her canlı şeyi sudan yarattığımızı bilmediler mi? Onlar hâlâ inanmazlar mı?
    Yüce Allah’ın; “Her canlı şeyi sudan yarattık.” buyurması, müfessirlere göre; “Her şeyi sudan canlı kıldık, yahut her canlı şeyi su sebebiyle yarattık.” mânasındadır. Canlılarda % 80-90 temel unsur su olmuştur. Mucize dışında, gözle görülen her canlı -bitkiler dâhil- susuz oluşmamış ve susuz yaşayamaz demektir.

    Yüce Allah, insanı (toprak ve su karışımı) çamurdan yaratmaya başlamış ve kendi bünyesinde geçirdiği safhalardan sonra ona ruh vermiştir. İnsandaki rûhî haller ve şahsiyet, lisan orijini, kendisini kontrol etme ve ileriye yönelik düşünme gibi özellikler, hiçbir varlıkta yoktur. Sonra onun neslini de ondaki nutfe (meni)den başlayarak, yine türlü safhalardan geçirerek, evrim veya başka varlığa dönüşüm yoluyla değil, her canlıyı kendi tür ve özelliklerine göre ayrı ayrı yaratmıştır.4 Peygamberimiz de; “Allah Âdem’i kendi (şu görünen) suretinde yaratmıştır.” buyurmuştur.
  • Düşünen bir insanın Kur'an okuyup da iman etmemesi imkansız. Mesela Kur'an'da, "Allah her şeyi sudan yarattı" (Enbiya-30) diye bir ayet var. Bilim bütün mahlukatın sudan yaratıldığını yeni keşfetti; fakat 1400 sene önce gelen bir kitap bilimin yıllar sonra keşfettiği bir bilgiyi size haber veriyor. Bu nasıl olabilir?
    Adem Özköse
    Sayfa 19 - Pınar Yayınları
  • Sümer efsanesine göre evrende ilk olarak Tanrıça Nammu adında büyük uçsuz bucaksız bir su vardı. Tanrıça o sudan büyük bir dağ çıkarıyor. Oğlu Hava Tanrısı Enlil, onu ikiye ayırıyor. Üstü gök oluyor, Gök Tanrısı onu alıyor, yer olan altı da Yer Tanrıçası ile Hava Tanrısının oluyor. Bilgelik Tanrısı ile Hava Tanrısı yeri bitkiler, ağaçlar, sularla donatıyor. Hayvanlar yaratılıyor ve hepsini idare edecek Tanrılar meydana getiriliyor.[27]
    Tevrat, Tekvin, 1:2-9.

    "Suların yüzü üzerinde Allahın ruhu hareket ediyordu. Allah, 'Suların ortasında kubbe olsun, suları ayırsın,' dedi ve Allah kubbeyi yaptı. Altta olan suyu üstte olan sudan ayırdı ve Allah kubbeye 'gök' ve alttaki kuru toprağa 'yer' dedi."

    Bundan sonra yerin, bitkiler ve hayvanlarla donatımı geliyor.

    Enbiyâ Suresi, ayet 30:

    "Gökler ve yer yapışık iken onları ayırdığımızı, bütün canlıları sudan meydana getirdiğimizi bilmezler mi?"

    Burada Sümer ve Tevrat hikâyesi birbirine çok yakın. Kur'an'da çok yüzeysel. Fakat ana fikir, gök ve yerin başlangıçta bitişik olması, bunların sudan çıkması aynı.
  • 240 syf.
    ·Puan vermedi
    "Her şey sudan yaratılmıştır. "(Enbiya suresi 30.ayet) su mucizedir bizlerde öyle ,bu kitap bunu daha iyi idrak etmenize ve hayatinizi yeniden gözden geçirmenize yardimci oluyor .
  • ❌ Kur'ân'ı neden zorlaştırıyorsunuz? Kur'ân apaçık, kolayca anlaşılır bir kitaptır. Kur'ân'da buna işaret eden birçok ayet var.

    ✔️ Kur'ân'ı Kerîm'de (7 ayrı yerde geçen) "Kitâb-ı Mübîn/Apaçık Kitab", "Kur'ân'ı Mübîn/Apaçık Kur'ân" tabirleri, terkibleri; Kur'ân'ın anlamı, ne kasdettiği, ne demek istediği ile mi ilgili yoksa bizzat Kur'ân'ın kendisi ile mi ilgili sence?

    ❌ "Apaçık Kur'ân" , "Apaçık Kitap" diyor işte, daha ne desin?

    ✔️ Kur'ân'da iblisten bahsedilen ayetlerde de "Adüvvün mübîn" denilir. Bu ne demek? Bunu senin mantığınla yorumlarsak "Apaçık, anlaşılır, kolaylaştırılmış iblis" anlamı çıkıyor. Lakin bu saçma bir yorum olur değil mi? Bu ayette anlatılmak istenen; "Sizin düşmanınız olduğu apaçık belli olan iblis" anlamındadır değil mi?

    ❌ Evet öyle anlaşılması gerekir zaten.

    ✔️ Peki diğer ayetlerdeki "mübîn" kelimesini neden farklı anlıyorsun?
    Kur'ân'da "Kitâb-ı Mübîn/Apaçık Kitab", "Kur'ân'ı Mübîn/Apaçık Kur'ân" terkiblerinin, tabirlerinin geçtiği ayetlere daha yakında bakarsak, müşriklerin "Bu Muhammedin sözleridir"(hâşâ) gibi ve benzeri iddialarına cevaben nazil olduğunu görüyoruz.

    ❌ Eeee?

    ✔️ Eeeesi, müşrikler "Bu kitab, Muhammedin kendi sözleridir"(hâşâ) gibi bir iddiada bulunduğunda, bu iddiaya cevaben Allah Teâlâ'nın nasıl cevab vermesini beklersin?

    ❌ Allah'ın "Hayır. Bu kitabı ben gönderdim" demesini beklerim elbette.

    ✔️ O halde, Kur'ân'da "Kitâb-ı Mübîn/Apaçık Kitab", "Kur'ân'ı Mübîn/Apaçık Kur'ân" terkiblerinin, tabirlerinin geçtiği ayetleri, "Allahtan olduğu apaçık belli olan Kitab" , "Allahtan geldiği apaçık belli olan Kur'ân" şeklinde anlamalıyız değil mi? Hani müşriklerin "Bu kitab Muhammedin sözleridir" iddiasına cevaben nazil oldu ya bu ayetler!!??

    ❌ Evet böyle bakarsak, bu şekilde anlaşılması gerekir. Lakin bu ayetlerin bu sebep üzerine, bu arkaplana sahip olarak indiğini nereden biliyoruz?

    ✔️ Kur'ân'dan biliyoruz elbette. Kur'ân-ı Mübîn terkibinin yer aldığı ayetlerden birisi olan Yâsin Sûresi 69. ayette de "Biz ona şiir öğretmedik; zaten ona yaraşmazdı da. Ona vahyedilen, ancak bir öğüt ve apaçık Kur’an’dır." buyurulmaktadır. Bu ayette açıkça bellidir ki, müşriklerin "Muhammed bir şairdir, Kur'ân onun sözleridir"(hâşâ) iddiasına cevab olarak nazil olmuştur.
    Kur'ân'da yine birçok ayette, müşriklerin Peygamber Efendimiz s.a.v.'e şair ithamında bulunulduğu vurgulanmaktadır, meselâ Enbiyâ 21/5; Sâffât 37/36; Tûr 52/30; Hâkka 69/41.

    Ayrıca, "Apaçık Kitâb", "Apaçık Kur'ân" tabirlerini sizin anladığınız gibi anlaşılması; "Kur'ân apaçık anlaşılabilir, her okuyanın rahatlıkla anlayabileceği, başka hiçbir kaynağa, bilgiye, tefsire ihtiyaç duymayacağı kitap" anlamında olması, Ál-i İmrân 7. ayetinde vurgulanan "Kur'ân'ın bir kısmının muhkem bir kısmının ise müteşabih olduğu" hakikati ile de çelişir.
    Ve yine ayrıca; Apaçık Kur'ân/Kitab" ifadelerini bu şekilde anlamak; Peygamber Efendimiz (s.a.v.)'i hem Kur'ân'ı tilâvet eden, hem beyân eden, hem de tâlim eden olarak tavsif etmesi ile de açıkça çelişmektedir. Hz. Peygamber'in Kur'ân ayetlerini okuduktan sonra bir de onları beyân etmesi (açıklaması) ve tâlim etmesi(öğretmesi), Kur'ân'ın apaçık kolayca anlaşılır olmasına da aykırılık teşkil eder. Zirâ apaçık ifadelere sahip olan, kolayca anlaşılan bir kitab'ın bir Peygamber tarafından beyân ve tâlim edilmesi fuzûlî bir iştigal olur değil mi? (hâşâ)...

    | Şükrü Yaşar
  • ABD : Arapça, lügatta köle insan için kullanılır. Bir insanın kalbi, Allah'ın gayri herşeyden sıyrılmadıkça, kul olamaz. Bu durumda olan kişiye de, Allah'ın kulu denir. Allah mümin kulunu "abd" dan daha güzel bir isimle anmamış, Kur'an'da "ibâdun mukramun" (ikram olunmuş kullar)" (Enbiya/26) buyurmuştur. Nebilerini ve Resullerini de bu isimle anmıştır : "kullarımızdan İbrahim'i an" (Şad/45), "kulumuz Eyyub'u an" (Şad/41), "ne güzel kul" (Şad/30). Hz. Muhammed (s) de ibadetten ayakları şişip kendisine : "Ya Rasulullah (s), Senin geçmiş ve gelecek bütün günahların afvolmadı mı?" diyen eşine : "Şükreden bir kul olmayayım mı?" karşılığını vermiştir. Yine Hz. Peygamber (s) şöyle der : "Melik peygamber olmakla kul peygamber olmak arasında serbest bırakıldım, ikinci şıkkı tercih ettim" Allah ile mahlukat arasında kulluktan daha yüksek bir derece olsaydı. Rasulullah onu kaçırmaz. Allah da, O'na verirdi. O, bu yüzden şehadet kelimesinde" abduhü ve resulüh" diye anılır. Görüldüğü veçhile, kulluk bir insan için en yüksek makamdır. Tasavvufta, aşağıdan yukarıya doğru manevi yükselişi ifâde eden makamların başına tevbe, en üst zirvesine de kulluk konulmuştur.
    Kul olun kişi gerçek hürriyet sahibidir. Zira o, Rab'dan başka kimseye boyun eğmez. O, sadece Allah'ın emirlerine sarılır. O'ndan başka herşeyden bağımsız ve hür olur. Allah'ın emirlerine uzak kalan kimse, nefis veya şeytanın esareti altında demektir.
    Mutasavvıflar, abd lafzını er-Rabb mukabilinde kullanırlar.
    Ubudiyyet salih kula mahsus olup, Allah onu birine nasip etti mi, artık o, Allah tarafından yardım görmüş demektir. Bu şekilde kulun nefsinin ve nevasının hazları örtülür. Sonunda, Allah onu kulluk nimetlerine daldırır ve sadece kendisi ile meşgul eder.

    Ethem Cebecioğlu
  • "İnkarcılar, göklerin ve yerin başlangıçta tek bir bütün olduğunu ve Bizim sonradan onu ikiye ayırdığımızı ve yaşayan her şeyi sudan yarattığımızı görmüyorlar mı? Yoksa hala iman etmeyecekler mi?"
    (Enbiya suresi/30)
  • "İnsanların diktikleri yüzyıllık taşlar, Allah için su üstüne yazı yazmak gibidir." MUHYİDDİN ŞEKUR

    Böyle bir yazının minnacık bir imlâsı, insan hayatını derinden etkiler.

    'Allah bütün canlıları sudan yaratmıştır.' Enbiya, 30
  • Sümer efsanesine göre evrende ilk olarak Tanrıça Nammu adında büyük uçsuz bucaksız bir su vardı. Tanrıça o sudan büyük bir dağ çıkarıyor. Oğlu Hava Tanrısı Enlil, onu ikiye ayırıyor. Üstü gök oluyor, Gök Tanrısı onu alıyor, yer olan altı da Yer Tanrıçası ile Hava Tanrısının oluyor. Bilgelik Tanrısı ile Hava Tanrısı yeri bitkiler, ağaçlar, sularla donatıyor. Hayvanlar yaratılıyor ve hepsini idare edecek Tanrılar meydana getiriliyor.

    Tevrat, Tekvin, 1:2-9.

    "Suların yüzü üzerinde Allahın ruhu hareket ediyordu. Allah, 'Suların ortasında kubbe olsun, suları ayırsın,' dedi ve Allah kubbeyi yaptı. Altta olan suyu üstte olan sudan ayırdı ve Allah kubbeye 'gök' ve alttaki kuru toprağa 'yer' dedi."

    Bundan sonra yerin, bitkiler ve hayvanlarla donatımı geliyor.

    Enbiyâ Suresi, ayet 30:

    "Gökler ve yer yapışık iken onları ayırdığımızı, bütün canlıları sudan meydana getirdiğimizi bilmezler mi?"

    Burada Sümer ve Tevrat hikâyesi birbirine çok yakın. Kur'an'da çok yüzeysel. Fakat ana fikir, gök ve yerin başlangıçta bitişik olması, bunların sudan çıkması aynı.


    Dipnot: Kur'an'da yaratılışla ilgili diğer ayetler:
    - A'raf, 54
    - Hud, 7
    - Furkan, 59; Secde, 4
    - Saffat,11
    - Fussilet, 9, 11-12
  • Hz. Üsame radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular
    ki: "Bir yerde veba çıktığını duyarsanız oraya girmeyiniz, bulunduğunuz yerde veba çıkmışsa
    oradan ayrılmayınız."
    Buhari, Tıbb 30, Enbiya 50, Hiyel 13; Müslim, Selam 92 (2218); Muvatta, Cami 23, (2, 896);
    Tirmizi, Cenaiz 66, (1065).
  • islamın kızı veya erkeği nasıl olmalı ?
    1- Adil – (Nisa 58, Nisa 135, Maide 8, Maide 41-42, Mutaffifin 1-3, Şuara 183)

    2- Affedici – (Nur 22, A’raf 199, Nisa 149, Şura 40, Hud 113)

    3- Ahlaklı – (Kalem 4, Yusuf 33, Nahl 90, Nur 19)

    4- Aklını Kullanan – (Yunus 100, İsra 72, Enbiya 10, Ali İmran 190)

    5- Barışçıl – (Bakara 208, Şura 40, Nisa 128, Fussilet 34, Hucurat 9-10, Şuara 152, 183, Maide 64)

    6- Çalışkan – (İnşirah 7-8, Kasas 77, Mu’minun 3)

    7- Dürüst – (Hacc 30, Nahl 94, A’raf 85, Hud 84-85, İsra 35, Nahl 105)

    8- Güler Yüzlü – (İnsan 8-10)

    9- Güvenilir – (A’raf 68, Mearic 32)

    10- Mütevazi – (A’raf 40, Lokman 18, Hadid 23)

    11- Nefsine Hakim – (Nur 30,31, Enam 48, Şems 9-10, Naziat 40-41)

    12- Okuyan Araştıran – (Ali İmran 179, 191, Nisa 94, En’am 98, Yunus 101)

    13- Öfkesini Kontrol Eden – (Şura 37, Ali İmran 134)

    14- Sabırlı – (Bakara 155, Asr 3 , Ali imran 17, 125, 146, 200, Hud 11, 115)

    15-Temiz – (Bakara 125, Muddesir 4, A’raf 31)

    16- Yardımsever – (Nisa 56, İnsan 8, Maide 2)

    17- Akrabaya İyi Davranan – (Bakara 83, Nisa 36)

    18- Alay Etmeyen – (Hucurat 11)

    19- Anne-Babaya İyi Davranan – (Bakara 83, Nisa 36, En’am 151, İsra 23)

    20- Dedikodu Yapmayan – (Hucurat 12, Kalem 10-13)

    21- Güzel Söz Söyleyen – (İsra 53, İbrahim 24-26, Fussilet 34)

    22- Hırsızlık Yapmayan – (Maide 38-39)

    23- Hile Yapmayan – (Rahman 8, Nahl 35, A’raf 85, Hud 84-85, Şuara 183)

    24- İftira Atmayan – (Nisa 112)

    25- İsraf Etmeyen- (A’raf 31, İsra 26-27, En’am 141)

    26- İstişare Eden – (Ali İmran 159, Şura 38)

    27- Karşılıksız İyilik Yapan – (Muddesir 6, Bakara 195, Ali İmran 148, 172, Nisa 40)

    28- Malından Bağışlayan – (Tevbe 34-35, Leyl 5, Bakara 254, Nisa 56, Bakara 215, Ali İmran 92, 134)

    29- Öğüt Veren – (Zariyat 55, Tevbe 71)

    30- Selamlaşan – (Nisa 86, Nur 61, Nisa 94)

    31- Sözünde Duran – (Mearic 32, İsra 34, Saff 2-3)

    32- Yalan Söylemeyen – (Hacc 30, Nahl 94)
  • Tarihselcilik en nihayetinde bize, modern dünyada pek fazla “makûl” karşılanmayan kimi dinî ahkâm ve değerlerin yerelliğini ve değiştirilebilirliğini öğütlerken bilimsel tefsir, aynı ahkâm ve değerlerin pekâlâ modern bilimsel “gerçekler” (!) çerçevesinde yeniden (ve eskisinden farklı olarak) yorumlanabileceğini, modern dünyaya “uygun” bir yorumunun yapılabileceğini söylüyor görünmektedir.

    Örneğin rasyonellik anlayışında olan çağdaş İslam düşünürü açısından evrenin yaratılış aşamaları, nebulalar ve gaz bulutları hakkı da bilgi verdiği düşünülen Enbiyâ 21/30. âyetteki “Yer ve gök yapışık idi, biz onları ayırdık.” ifadesi tarihselci bakış açısına göre verimlilik ve kuraklıktan kinaye olup dönemin Araplarının kullandıkları bir deyimdir.

    Rasyonellik arayışında olan ve bu âyeti yaratılış sırları ile ilişkilendiren bilimsel tefsirciyi Kur’an metnini çarpıtmakla itham eden tarihselci, Kur’an’ın evren hakkındaki ifadelerinin tarihsel karakterli olduğunu, bu ifadelerin yedinci asır Arabistan yarımadasının bilgi ve kültür dünyasını yansıttığını, çağdaş bilimsel verilerle yorumlanmasının anakronizm sayılacağını, dolayısıyla bugünkü bilimsel verilerle çatıştığı düşünülebilecek hususların genelgeçer ve evrensel bildirimler olmadığını savunmakta, böylece günün sonunda Kur’an’ın/dinin çağdaş pozitif bilimler karşısında suskun olduğunu yada herhangi bir sekilde alternatif bir söyleme sahip olmadığını söylemiş olmaktadir.
  • Bayram namazının her iki rekâtindeki üçer adet fazla tekbirlere “zevâid tekbirleri” denir. Vâcip olan bu tekbirler, birinci rekâtte kırâatten önce, ikinci rekâtte kıraatten sonra alınır. Bayram namazı şöyle kılınır:

    “Niyet ettim Allah rızâsı için bayram namazını kılmaya, uydum hâzır olan imâma” diye kalben niyet edilir. “Allâhü Ekber” diyerek iftitâh tekbiri alındıktan sonra eller bağlanır.

    “Sübhâneke”den sonra imâm sesli, cemâat sessiz “Allâhü Ekber” diyerek ellerini kulaklarına kaldırır ve yanlara salar; yine elleri kaldırarak ikinci tekbiri alır ve ellerini yanlara salar; üçüncü tekbir alınınca eller bağlanır. İmam açıktan Fâtiha ve bir sûre veya en az üç âyet okur, cemâat dinler. Rükû ve secdeden sonra da ikinci rekâte kalkılır.

    İkinci rekâtte imâm önce Fâtiha sonra bir sûre veya en az üç âyet okur. Sonra birinci rekâtin başında alınan tekbirler bu defa kırâatın sonunda üç defa alınır ve eller hep yanlara salınır, dördüncü tekbir ile rükûa gidilir ve namaz tamamlanır.

    Cuma namazında, namazdan evvel hutbe okunduğu gibi bayram namazlarında da namazı müteâkip hutbe okunur. Hutbeye tekbir ile başlanır, cemâat de bu tekbirlere hafifçe iştirak eder.

    AREFE VE BAYRAM GECELERİNİ İHYÂ

    Arefe ve bayram gecelerinde mümkünse Hatm-i Enbiyâ, Hatm-i İstiğfâr yapılır ve Tesbih Namazı kılınır. (Hatm-i İstiğfâr, 1001 defa “Estağfirullâhe’l-azîm ve etûbü ileyk” okumaktır.) (Duâ ve İbâdetler, Fazilet Neşriyat)

    / FAZİLET TAKVİMİ 30 Temmuz 2020, Perşembe