Bazı cümleler çok iddialıdırlar çünkü göreceli kavramlar üzerinden konuşurlar. İşte edebiyattaki o iddialı sözlerden birisi de Fransız şair Louis Aragon’un, Cengiz Aytmatov’un Cemile adlı uzun hikayesi için söylediği ‘dünyanın en güzel aşk hikayesi’ cümlesidir.
Aragon, bu cümleyi kurduğunda Aytmatov genç sayılabilecek yaşlarda, yazarlık yolculuğunun başlarında bir kalemdir. Aragon, Kırgız bozkırlarında yaşanan bu aşk hikayesine; Cemile ile Danyar’ın sıra dışı aşkına hayran kalmıştır. Onların aşklarını Batının Romeo ve Jülyet’iyle falan kıyaslıyor ve Kırgız gençlerin duygularını çok daha yüce sayıyordu… Velhasıl, ünlü Fransız şair Aragon’un Cemile’yi okuduktan sonra Aytmatov’u keşfetmesi ve akabinde onun eserlerini Avrupa’ya taşıması ,usta yazarın Sovyetler çapındaki şöhreti ve başarısını bütün dünyaya yayma yolunda belki de en önemli adım olmuştur.
Peki sahiden de öyle midir? Cemile, dünyanın en güzel aşk hikayesi midir? Bana göre, kesinlikle onlardan biridir… Ama bu fikrim, bir gün pekala değişebilir. Sonuçta aşk izafi bir kavram değil midir?
Cemile’nin kocası, II. Dünya Savaşı için cephededir. Yaralanmış ve bir hastanede tedavi görmektedir. Ailesine mektuplar yazar ve her mektubun sonunda ‘karım Cemile’ye de selam ederim.’ der. Bu kadar; ne eksik ne fazla… Oysa iki evin gelini Cemile, hem genç hem çok güzel hem de özgün bir kadındır. Aşık olmak ister; aşık olunmak…
Aytmatov, Cemile’de Seyit adlı bir çocuğu anlatıcı yapmıştır. Cemile, Seyit’in üvey ağabeyinin karısıdır. Küçük Seyit aslında kendisinin bile aşık olduğu bu güzel kadının, o toprakların sevdalı türkülerini söyleyen; hisli ve sevdalı Danyar’la olan aşklarının tek şahididir.
Gelgelelim, Aytmatov’un kalemi o kadar kuvvetli ki, normalde yadırgamamız, belki de kızmamız gereken bir aşk hikayesini bize makul