Evreni büyük bir yapboz gibi düşün. Hepimiz o yapbozun birer küçük parçasıyız sadece. Hepimizin bir özelliği var. Fa- kat birilerini taklit etmeye başladığımızda yapbozun içinde- ki doğru yerimizi kaybediyoruz, daha da kötüsü kendimizi koyacak yer bulamıyoruz. Ancak kendimiz gibi olabildiğimizde ait olduğumuz yer- le buluşabiliyoruz. İşte o zaman ben biricik oluyorum, sen biricik oluyorsun.
Sayfa 51 - DESTEK YAYINLARI
Alıntı
Hümanizma ruhunun ilk anlayış ve duyuş merhalesi, insan varlığının en müşahhas şekilde ifadesi olan sanat eserlerinin benimsenmesiyle başlar. Sanat şubeleri içinde edebiyat, bu ifadenin zihin unsurları en zengin olanıdır. Bunun içindir ki bir milletin, diğer milletler edebiyatını kendi dilinde, daha doğrusu kendi idrakinde tekrar etmesi; zekâ ve anlama kudretini o eserler nispetinde artırması, canlandırması ve yeniden yaratmasıdır. İşte tercüme faaliyetini, biz, bu bakımdan ehemmiyetli ve medeniyet dâvamız için müessir bellemekteyiz. Zekâsının her cephesini bu türlü eserlerin her türlüsüne tevcih edebilmiş milletlerde düşüncenin en silinmez vasıtası olan yazı ve onun mimarisi demek olan edebiyat, bütün kütlenin ruhuna kadar işliyen ve sinen bir tesire sahiptir. Bu tesirdeki fert ve cemiyet ittisali, zamanda ve mekânda bütün hudutları delip aşacak bir sağlamlık ve yaygınlığı gösterir. Hangi milletin kütüpanesi bu yönden zenginse o millet, medeniyet âleminde daha yüksek bir idrak seviyesinde demektir. Bu itibarla tercüme hareketini sistemli ve dikkatli bir surette idare etmek, Türk irfanının en önemli bir cephesini kuvvetlendirmek, onun genişlemesine, ilerlemesine hizmet etmektir. Bu yolda bilgi ve emeklerini esir- gemiyen Türk münevverlerine şükranla duyguluyum. Onların himmetleri ile beş sene içinde, hiç değilse, devlet eli ile yüz ciltlik, hususi teşebbüslerin gayreti ve gene devletin yardımı ile, onun dört beş misli fazla olmak üzere zengin bir tercüme kütüpanemiz olacaktır. Bilhassa Türk dilinin, bu emeklerden elde edeceği büyük faydayı düşünüp de şimdiden tercüme fa- aliyetine yakın ilgi ve sevgi duymamak, hiçbir Türk okuru için mümkün olamıyacaktır. 23 Haziran 1941 Maarif Vekili Hasan Ali Yücel
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Ey Mutasarrıf-ı Faâl ve ey Feyyâz‑ı Müteâl..! Ey Fa'âlün limâ yürîd..! Ey Kadîr‑i Zülcelâl..!
Risale-i Nur
Büyük okulların, Londra'da çalışıp, Barnes, Richmond ya da Blackheath gibi yeşil banliyölerde yaşayan eski mezunları ilk spor derneklerini kurarlar. 1840'lı yıllarda Cambridge Üniversitesinde futbolun kuralları tanımlanmaya çalışılsa da elle oynanan oyunun yandaşlarıyla ayakla oynananınkiler uzlaştırılamamıştır. Eton ve Harrow gibi en eski ve en ünlü okullardan gelenler, Rugbi Okulu gibi daha yeni okullarda ileri sürülen kuralları kabul etmezler. Bir dizi toplantıdan sonra, 1863'ün sonunda Football Association (FA) kurulur, ama Blackheath gibi (1858'de kurulmuştur), elle oynanan oyundan yana olan bazı kulüpler bu derneğe katılmayı reddeder. Bu kulüplerin üyelerinin itirazları sadece topla nasıl oynanacağıyla ilgili değildir, ayrıca makul bedensel temas türlerine de karşı çıkarlar: Özellikle topu alabilmek için rakibinin dizinin altına tekme atma hakkının verilip verilmemesi konusunda. FA'ya göre, bu okullu alışkanlıklarını yetişkin sporundan çıkarmak gerekir. Bazılarıysa "oyunda yüreklilik ve atılganlık gerektiren"şeyin bu olduğuna dikkat çeker. Eski spor kültürünün savunucularıdır böyle söyleyenler; ama ilk takımları oluşturan genç avukatları, hekimleri, gazetecileri, işinsanlarını ve memurları etkilemeyi başaramazlar. Oyuncular fazla risk alıp meslek yaşamlarını tehlikeye sokmak istemezler. Spor bir sağlamlık sınavı olmalıdır, yoksa tehlikeli bir şiddet gösterisi değil. Zaman zaman yaralanmaların önüne geçilemez. Ama bedeni geliştirmek kadar onu korumak da önemlidir. Kişiliği oluşturan, meşru temas ile, tam tersini ifade eden ve şiddet içeren davranışları kesin olarak birbirinden ayırmak gerekir. Bundan böyle, hız, strateji, kendine hâkim olma ve ustalık şiddete dayanıklılıktan ya da kaba kuvvet sergileme yeteneğinden daha önemlidir.
Düzeltilen, Çalıştırılan, Yetkinleştirilen Beden/İşlenen Beden 19. Yüzyılda Jimnastikçiler ve Sporcular·Kitabı okudu
Avrupa ve Amerika “ ya dünyanın geri kalanını yanıltmayı seçiyorlar ya fa batının cehaletiyle dünyanın yanıltmasına yol açıyorlar.”
Sayfa 199·Kitabı okuyor
“Abdesti tertipli yapar; Allah’ın ayette önce zikrettiği uzuvdan ve sağ taraftan başlar.” Hanefîlere göre abdestte tertip (organları sırayla yıkamak) sünnettir. Şâfiî’ye göre ise farzdır. Delili, Allah’ın: “Yüzlerinizi yıkayın...” ayetidir. Ona göre ayetteki “fa” harfi peş peşelik ifade eder. Bizim delilimiz ise şudur: Ayette esas kullanılan bağlaç “vav” harfidir ve Arap dili âlimlerinin ittifakına göre bu harf sadece genel toplamayı ifade eder; zorunlu sıra ifade etmez. Bu nedenle ayet, organların yıkanmasını emreder ama belirli sırayı farz kılmaz.