Son olarak, elinizdeki kitabın başlığını açıklamak gereklidir: "Atlas" kelimesi fizikî, ziraî, şehre ait, siyasî, iktisadî ve askerî türden coğrafi özellikleri gösteren bir kitabı işaret eder. Bununla beraber, kültürel coğrafya hâlen gençlik çağında olup, kültürel olguların elle tutulur, gözle görünür şekle dönüştürme yöntemleri tam olarak tesbit edilmiş ve mükemmel hâle getirilmiş olmaktan çok uzaktır. Kültürel bilgiyi haritalayarak bütünü oluşturan malzemelerin karmaşıklığı ve çeşitliliği ve onların gelişmesini etkileyen faktörler nedeniyle zor bir iştir. Böyle iddialı bir görevin tehlikelerini idrak ederek, İslâm kültür ve medeniyetine dair kapsamlı bir "Atlas" ortaya koymaya teşebbüs ettik. "Atlas" özel bir konuda görsel amaçla sunulmuş bir bilgi kitabı olarak da kullanılabilir. Dolayısıyla kitabın başlığı daha da yerinde kullanılmış bir başlık olduğunu kanıtlamaktadır. Zira bu "Atlas"da İslâm kültür ve medeniyetine dair tablolar, grafikler, kronolojiler, şekil ve fotoğraflar içeren zengin bir bilgi hazinesi dâhil edilmiştir.
Tabiatıyla bu çalışma, genel olarak "ilk" eser olmayı etkileyen noksanlıklardan muaf değildir. Fakat ümit ediyoruz ki bu eser, İslâm'ın ve onun hâsıl ettiği kültür ve medeniyetin daha iyi anlaşılmasına yol açacak ve başkalarını da bu görevi mükemmel bir şekilde tamamlamaya teşvik edecektir. s-11
“Ahir zamanda bir takım alimler ortaya çıkar, insanların dünyaya karşı rağbetlerini azaltmalarını isterler fakat kendileri zühde yanaşmazlar. Onları korkuturlar kendileri (günah ve İlâhî azaptan) gereğince korkmazlar. Başkalarını vali ve idarecilerle iç içe olmaktan nehyederler, kendileri, bundan sakınmazlar. Dünyayı ahirete tercih ederler. Dilleriyle dünya malı kazanıp tıka basa yerler. Zenginlere yaklaşıp, fakirlerden uzaklaşırlar. Kadınların erkeklere karşı birbirlerini kıskandıkları gibi, onlar da ilim üzerinde biri diğeriyle anlaşamazlar. Yanındaki birisi başkasının meclisinde oturduğu zaman ona kızar. Onların ilimden nasipleri işte bunlardır.”
Sayfa 51 - Semerkand Yayıncılık, 3. Baskı, Eylül 2004 (Çev: Yakup Çiçek ve Dilaver Selvi)·Kitabı okuyor
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Dinî ritüeller ve ibadetler konusuna gelince, cahiliye devrinde cünüplük sebebiyle gusül abdesti almak gerektiği bilinirdi. Abdest de bilinirdi. Dolayısıyla salât (namaz) bilinen ve ifa edilen bir ibadet/ ritüel idi. Ebû Zer el-Ğıfârî Hz. Peygamber'e gelip İslam'a girmeden üç sene önce namaz kılardı. Kus b. Sâide de namaz kılanlar arasındaydı. Cahiliye devrinde zekât ve/veya sadaka da bilinirdi. Misafirler ve yolcular ağırlanır, zayıf ve düşkünlere yardımda bulunulur, fakir fukaraya sadaka verilir, sıla-ı rahim yapılır ve bu tür işleri yapanlar övgüyle anılırdı. Oruç ibadeti de bilinirdi. Kureyşliler İslamiyet'ten önce tazim ve kefaret için Aşure orucu tutarlardı. İtikâfa çekilmek de onların malumu idi. Keza Araplar hac ve umreyle ilgili bütün menâsiki bilir, kurban keserlerdi; fakat bütün bu ibadetlere şirk bulaştırmalardı.
Sanatın temel görevi yasa yapmak ya da hükmetmek değil, anlamaktır. Anlaması kimi zaman hükmetmesine yardımcı olur. Fakat dahiyane eserlerin hiçbiri nefret ya da aşağılama üzerine kurulmamıştır. Sanatçı bu yüzden izlediği yolun sonunda suçlamak yerine bağışlar. O, hakim değil, aklayıcıdır. Canlı varlıkların daimi savunucusudur, çünkü kendisi
de bir canlıdır.
Mekke döneminde, tüm kâinatı yaratıp ontolojisine hükmeden, âlemlerin rabbi, kıyamet ve hesap gününün maliki olan Allah'ın rubûbiyet ve ulûhiyette şeriksiz olduğunu kabul anlamı taşıyan din, Medine döneminde hem kurumsallaşan hem de siyasallaşan bir hüviyet kazanmış ve bu süreçte buyurgan bir dil ön plana çıkmaya başlamıştır. Oysa Mekke döneminde iken Müslümanlara müdârâ (müşriklere öfke duyulması ve fakat görünüşte güler yüzlü muamelede bulunulması) taktiği salık verilmiş, ancak Medine'ye hicretin akabinde en fazla hüdne/mühâdene (ateşkeş) söz konusu edilmiş ve fakat Müslümanlar adamakıllı güçlenince, birçok âlimin de dikkat çektiği gibi cihad, kıtâl ve cizye gibi hükümler devreye girmiştir.