Tevbe Suresi
53. De ki: "Gerek isteğinizle Allah yolunda harcayın, gerek istemeye istemeye... Sizden hiçbir zaman vereceğiniz yardımlar kabul edilmeyecek. Çünkü siz fasık bir toplum oldunuz." kendilerinden verecekleri şeylerin 54. Kendilerinden, verecekleri şeylerin kabul olunmasına engel olan da sırf şudur: Çünkü bunlar Allah'ı ve peygamberini inkar ettiler ve namaza, ancak üşene üşene geliyorlar, verdiklerini de ancak istemeyerek veriyorlar. 55. Sakın onların ne malları ne evlatları seni imrendirmesin. O hiçbir şey değil, ancak Allah onları bu değersiz hayatta, bunlar nedeniyle azaba çarptırmayı ve canlarının, imansız oldukları halde çıkmasını murad ediyor. 56. (O münafık kafirler), şeksiz şüphesiz sizden olduklarına dair Allah'a yemin de ederler. Halbuki sizden değildirler ve fakat onlar öyle bir topluluk ki ödleri patlıyor...
Âyet-i Kerime meali
Aklı hâkim ittihaz ettiklerinden, ancak fâsık, mübtedi' bir mü'min derecesine çıkabilmişler.
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Allah (ﷻ) tehdit ve reddetme üslubuyla şöyle buyurmuşken nasıl böyle olmasın: "Deki: Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, aşiretiniz, kazandığınız mallar, kesada uğramasından korktuğunuz bir ticaret ve beğendiğiniz meskenler size Allah'tan, Peygamberinden ve O'nun yolunda cihaddan daha sevgili ise artık Allah'ın emri gelinceye kadar bekleyin! Allah fasık topluluğu doğru yola erdirmez." (Tevbe 9/24)
Sayfa 12
Din
Yezid ve Akıbeti
Yezid, içkiye çok düşkündü. 467 Oruç tutacak olursa, onu içki ile açardı, 468 Maymunlara, yaban eşeklerine türlü türlü elbiseler giydirir, çalgılar, eğlencelerle vakit geçirirdi. Yezid; Kerbelá fáciasından sonra, bir gün içki meclisi kurmuş, İbn-i Ziyad'ı sağ yanına oturtmuş, uşağına önce kendisine içki sunmasını emr etmiş, sonra da "Fâsık İbn-i Ziyad'a tıbkısını sun! O, benim katımda sır ve emânet sahibidir!" demiştir. Yezid; Huvvarin nahiyesinde sarhoş olarak avlandığı sırada yaban eşeğinin üze-rindeki maymunun üzerine binmiş, yaban eşeği tepilip koşturulunca düşmüş, boynu kırılmış, karnı yarılmış ve ölmüştür.
Sayfa 201
1000Kitap
İhtiyar kişinin riyâzeti zordur; kurdun ise terbiyesi azaptır." Bahsettiğimiz dört kısımdan birincisi sadece câhildir. İkincisi hem câhil hem sapkındır. Üçüncüsü hem câhil, hem sapkın hem de fâsıktır. Dördüncüsü ise hem câhil, hem sapkın , hem fâsık, hem de serlidir.
Sayfa 41·Kitabı okudu
1000Kitap
YAVUZ VE HALİFELİK
Hocam Osmanlı tarihinin en tartışmalı meselelerinden birini halifelik konusu teşkil etmektedir. Hem siyasi hem de hukuki açıdan zaman zaman İslam dünyasını meşgul etmiştir. Ben önce şunu söylemek istiyorum, bir dönem Peygamber Efendimiz’den sonra bütün Ehl-i Sünnet padişahları ve bilhassa Osmanlıların yaptıklarını yıkmak isteyen, İslam’ı kafalarına göre değiştirmek isteyen selefiler şu hadis-i şerifi çok kullanırlardı. “Halifelik otuz senedir. Sonra hükümdarlık başlar”. Bunu nasıl anlamalıyız? İslam âlimleri bu hadis-i şerifin mutlak halifeliğe işaret olduğunu bildirdiler. Bu hususta XVIII. asırda Hindistan’da yaşayan büyük İslam hukukçusu Şah Veliyyullah Dehlevî’nin (v. 1762) geniş açıklamaları vardır. O şöyle demektedir: Hazreti Peygamber’in üç türlü vazifesi vardı: Birincisi, Kur’ân-ı Kerim ahkâmını bütün insanlara bildirmek idi. Buna tebliğ denir. İkincisi, Kur’ân-ı Kerim’in manevi ahkâmını, yani Allah’ın zatına ve sıfatlarına ait marifetleri, yalnız ümmetinin yüksek olanlarının kalplerine yerleştirmek idi. Buna irşat (ihsan, tasavvuf) denir. Üçüncüsü, Kur’ân-ı Kerim’in ahkâmını, vaaz ve nasihat ile yapmayan Müslümanlara, kuvvet kullanarak, zor ile yaptırmaktı. Buna saltanat (kaza) denir. Peygamber Efendimiz’den sonra gelen dört halifeden her biri, bu üç vazifeyi tam olarak yerine getirdi. Onun için bunların hilafetine “hilafet-i hakikiyye” (gerçek halifelik) denir. Bu dönemde İslamiyet çok geniş bir sahaya yayıldı. Sahabe-i Kiram’ın sayısı azaldı. Bunlardan sonra fitneler çoğaldı. İnsanlar artık baştakilere gönülden itaat etmemeye başladı. Böylece bu üç vazifeyi, bir kişi yapamaz oldu. Bu üç vazife, başka üç sınıfa ayrıldı. Usûl ve fürû (inanç ve amel) ahkâmını tebliğ vazifesi, din imamlarına, yani müctehidlere verildi. Bu müctehidlerden iman bilgilerini
Sayfa 227 - TİMAŞ·Kitabı okuyor
Tarih