Kalbin tüm duyguların beşiği olduğunu öne sürüp bu konuda bol bol
felsefe yaptılar, bu kelimeyi bu şekilde kullanmamı mazur
görün. Oysa, onlar durmadan felsefe yaparken, bilim adamları
kan dolaşımının kalple ilgisini kanıtlamaya çalışıyorlardı.
Onlar açlık ve salgın hastalıkların Tanrının gazabı olduğunu
iddia ederken, bilim adamları tahıl ambarları ve lağım kanalları inşa etmeye uğraşıyorlardı. Bilim adamları yollar ve köprüler yaparken onların tek yaptığı ise kendi isteklerine uygun
biçimde tanrılar yaratmaktı.
Yine de insan merak ediyor: Düşmüş birinin o düşkünlüğünde, kirlenmişliğinde bile sevilmek istemesi nereden kaynaklanıyor olabilir? Hayvansı bir dürtü mü yoksa bu? Ya da alçakça
tutkuların ağır boyunduruğu altında boğulan ruhun cılız çığlığı ve utanmazlığın manda gönüne dönmüş kabuğundan yine
de dışarıya ulaşabilen “Kurtarın beni kardeşler!” haykırışı mı?
Kardeşinin ruhsal mahvoluşu kendisine her şeyden daha ağır gelecek bir dördüncü kişi, ah olsaydı, ama yoktu.