Hep şaka yollu söz ettiğimiz şeyler, genellikle aksine, canımızı sıkan şeylerdir, ama sıkıntımızı belli etmek istemeyiz ve belki de ayrıca, bu konuda şaka yaptığımızı duyan kişi doğru olmadığını düşünür diye gizli bir umut da taşırız.
Sayfa 29 - Yapı Kredi Yayınları 12. Baskı Çeviren: Roza Hakmen·Kitabı okudu
7 ciltlik serinin dördüncü kitabının da sonuna gelmiş bulunuyorum.
Serinin bir önceki kitabı olan Guermantes Tarafı, sosyetenin maskeli balosuysa, Sodom ve Gomorra o maskelerin düştüğü, ışıkların kapandığı ve herkesin gerçek yüzünün (veya gizli arzularının) ortaya döküldüğü "arka odaydı". Bu kitap için "Sırlar Odası" desem de sanırım yanlış olmaz.
Serinin önceki kitaplarının incelemesinde yaptığım gibi bu kitabı da bölümler halinde inceleyeceğim. O halde başlayalım.
1) Kitabın Adı Neden Böyle?
İncil’deki o meşhur hikayeyi bilirsiniz. Sodom ve Gomorra, günahları ve sapkınlıkları yüzünden tanrının ateşle yok ettiği iki şehirdir. Proust bu ismi bilerek seçiyor.
Bu ciltte konu artık sadece sosyal statü değil; cinsellik, özellikle de eşcinsellik (o dönemki tabiriyle "tersinelik") ve yasak aşklardır. Proust, 20. yüzyıl başında bu konuları bu kadar açık, bu kadar felsefi ve içeriden anlatan ilk yazarlardan biridir D. H. Lawrence ile birlikte.
2) Büyük Açılış: Arı ve Orkide Sahnesi
Kitap, edebiyat tarihinin en ilginç "röntgencilik" sahnelerinden biriyle başlıyor.
Anlatıcımız, avluda bir bitkiyi döllemeye çalışan bir arıyı izlerken, tesadüfen o çok erkeksi, sert, burnundan kıl aldırmayan Baron de Charlus’ü görür. Ama Charlus değişmiştir, bir başkası gibidir. Derken sahneye yelekçilik yapan Jupien girer.
İkisi arasında tek kelime konuşulmadan, sadece bakışlarla ve jestlerle bir anlaşma olur. Proust bu sahneyi bir doğa belgeseli gibi anlatır: "Bir orkidenin arıyı beklemesi gibi..."
Bu sahnede Baron de Charlus’ün aslında eşcinsel olduğunu öğreniriz. O "sert erkek" maskesi düşer, yerine kırılgan, sevilmek isteyen ve bunun için toplumsal kuralları yıkan bir adam gelir.
Proust burada yargılamaz; bir biyolog gibi gözlemler. İnsan doğasının çeşitliliğini, bitkilerin tozlaşması kadar doğal (ama