Fransız kadınlar ise 1868 ile 1871 yılları arasında kamuya açık bir dizi konferansta kadının yazgısını inceleyen Maria Deraismes'in arkasında toplanırlar. Deraismes, sadık olmayan karısı tarafından aldatılan bir kocaya, "Onu öldür," diye öğüt veren oğul Alexandre Dumas'ya karşı hararetli bir tartışmaya girişir. Feminizmin gerçek kurucusu ise Léon Richier'dir; 1869'da "Droits de la Femme" ["Kadın Hakları" adlı bir grup kurar ve 1878'de yapılan Uluslararası Kadın Hakları Konferansı'nı örgütler. Oy hakkı sorunu henüz ele alınmamıştır; kadınlar sadece medeni haklarını talep etmekle yetinirler. Otuz yıl boyunca hareket İngiltere'de olduğu gibi Fransa'da da çok çekingen kalır. Bu arada Hubertine Auclert adlı bir kadın, oy hakkı için kampanya başlatır; "Le Suffrage des Femmes" ["Kadınların Oy Hakkı" adlı bir grup ve La Citoyenne [Kadın Yurttaş] adlı bir dergi kurar. Onun etkisiyle birçok sayıda dernek kurulur ama girişimleri etkisiz kalır. Feminizmin bu zayıflığının kaynağında iç bölünmeler yatmaktadır. Doğrusunu söylemek gerekirse, daha önce de belirttiğimiz gibi, kadınlar cinsiyet olarak birbirleriyle dayanışmazlar, her şeyden önce sınıflarına bağlıdırlar; burjuva kadınların çıkarlarıyla proleter kadınlarınkiler bağdaşmaz. Devrimci feminizm Saint-Simoncu ve Marksist geleneği devralmıştır. Ayrıca şunu da belirtmek gerekir ki örneğin Louise Michel feminizme karşı çıkar, çünkü ona göre feminizm, tümüyle sınıf mücadelesinde harcanması gereken gücü saptırmaktan başka bir şey yapmamaktadır; sermayenin ortadan kalkmasıyla kadının yazgısı düzelecektir.
Sayfa 159 - Koç Üniversitesi Yayınları·Kitabı okuyor
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Les femmes sont extrêmes; elles sont meilleures ou pires que les hommes.
Kadınlar hep aşırı uçta gezinirler: Erkeklerden ya daha iyi ya daha kötüdürler.
Jean de La Bruyère
PARAGRAF 368
Tabiat gereği iki erkek arasında birbirlerine yönelik bir kayıtsızlık egemendir. Ama iki kadın birbirlerine daima düşmanlık besler. Bunun nedeni muhtemelen erkeklerin ekmek kavgaları kendi loncalarıyla sınırlıyken kadınların tüm cinsiyetlerine nüfuz etmiş tek bir meslekleri olmasından ileri gelir. Daha sokakta karşılaşmalarında bile birbirlerini rakip olarak tanımlarlar. Aynı şekilde ilk kez tanışan kadınlar, erkeklere göre çok daha yapmacık ve ikiyüzlü davranırlar. Bu yüzden iki kadının birbirine iltifat etmesi çok daha komik görünür. Hatta erkek kendine göre oldukça alt sınıftan olan birine karşı insancıl bir tavır takınırken kadın alt sınıftan gelen diğer kadına karşı kibirlidir ve ona bir alçakmış gibi davranır. Bu durum muhtemelen kadınlarda sınıf farkının belirsiz olmasından ileri gelir, ayrıca kadınlarda sınıf aidiyeti çok çabuk değişebilir ve ortadan kalkabilir. Çünkü erkekler için yüzlerce farklı ölçüt varken kadınlar için önemli olan sadece hangi erkekle birlikte olduklarıdır. İşte bu nedenden ve mesleklerinin tek yönlülüğünden dolayı kadınlar erkeklere göre birbirine çok daha yakındır. Üstelik kadınların hangi erkekle evlilik yaptığı yine bu noktada önemli hale geliyor.
PARAGRAF 369
Eğer kadınların güzelliklerini bir yana koyarsak onların estetik dışı bir cins olduklarını söyleyebiliriz. Çünkü kadınların ne müziğe ne şiire ne de güzel sanatlara yönelik gerçek bir yatkınlıkları veya kabiliyetleri yoktur. Hayır, bunun yerine sadece kendilerini beğendirmek için olmadık işlere kalkışırlar. Rousseau bu durumu veciz bir şekilde özetlemiştir: "Les femmes, en general, n'aiment aucun art, ne se connoissent a aucun, et n'ont aucun genie." (Kadınlar genel anlamda hiçbir sanatı sevmezler ve hiçbirine aşina değildirler. Üstelik teknik becerileri de gelişkin