Başlamak her zaman bir feveran değil midir başka türlü olamayacağından dolayı atılan adımdır yürümek değil tutunmaktır kola girmek değil ama bitiş yol ister hep gitmek ve gide gide bitmek ister halbuki insan zaten bittiği için başlar çaresizlikten ve başka yol bulamadığından başlar başladım bittiği için başladım başlar başlamaz eni konu bittim
Burası akıllı bir ülkeydi ve kültürlü vatandaşları vardı; dünyanın dört bir yanındaki her kültürlü insan gibi bunlar da gürültüyle, hızla, yenilikle, ihtilafla ve hayatımızın görülen-duyulan coğrafyasında başka ne varsa hepsinin birleşiminden ortaya çıkan muazzam heyecanın etkisiyle ne olduğu belirsiz bir ruh hâli içinde dolanıp duruyorlardı; diğer insanlar gibi onlar da her gün, tüylerini ürperten birkaç düzine haber okuyor, bu haberlere feveran, hatta müdahale etmek için hazırlanıyorlardı ama iş asla o raddeye varmıyordu, çünkü birkaç saniye geçmeden bu dürtü, gelen yeni haberlerle bilinçlerinde geri plana itiliyordu. Diğer herkes gibi onlar da etraflarının cinayetler, taammüden adam öldürmeler, ihtiraslar, fedakârlıklar ve yüceliklerle çevrili olduğunu hissediyorlardı ve bütün bunlar, etraflarında oluşan yumağın içinde bir şekilde gerçekleşseler de onlar bu maceralara ulaşamıyorlardı, zira bürolarında veya başka bir mesleki kurumda tutsak misali oturuyor, akşama doğru serbest kaldıklarında da nasıl başa çıkacaklarını artık bilemedikleri gerilim içerisinde aslında hiç zevk almadıkları eğlencelere dönüyorlardı
Sayfa 243·Kitabı okuyor
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Mukaddes kuvveti tehyic edecek ve uyandıracak hâdisat-ı azîme vücuda geliyor. Elbette o kuvvet-i azîmedeki bir hamiyet-i âliye feveran edecek.
Sayfa 441
Alıntı
Neriman ilcâlarına" hâkim olmayan ve ekseriya feveran hâlinde bulunan bir kız olduğu için, Şinasi'yi daha derûni kalmaya teşvik ediyordu. Zira nihayet, ferdin seciyesi, diğer fertlerle münasebetine göre değişen canlı ve mütehavvil makûsu² olmaya mahkûmdur. Neriman sükûtî bir kız olsaydı, aynı Şinasi'nin feveran hâlinde bulunması pek mümkündü. İlcâ (zorlama, mecbur etme) Seciye ( tabiat,huy, karakter) Mütehavvil ( biçim değiştiren, sürekli değişen) Makus (zıt)
1000Kitap
Feverân
Rintler can mı veriyor ufkun güzelliğine Hayaller boynu bükük iniyor bulutlardan Umutlar sızıp kalmış küflenen kuytularda Ve artık yürümüyor ordular kıtalarda Sanki ölüler tutmuş keder geçitlerini Sanki dağları sökmüş yerlerinden tutkular Bülbül yine gömülmüş ölüm sessizliğine Geldiği yere dönmüş beyaz tuğlu atlılar
Sayfa 25 - TİMAŞ·Kitabı okudu
Şiir
"ZAMANDIŞI" BİR SEVİYENİN MAHKÛMLARI...
(...) O hâlde biz *“Yunanlılar” diye mevzuumuzu ilân eder etmez bu telâş niye? “Bize ne Yunanlılar’dan. Biz ki, Türk’üz. Bize bizi anlat!” mânâsına mı bu feveran? Merak etmeyin, size sizi anlatacağım. Eski Yunanlılar benim “meselem” değil, sadece “mevzuum”!..** “Dışa bakış”ı, İBDA Diyalektiği’nin temel ölçülerinden olmakla beraber, bizzat imânın bir gereği olarak görmeyenler, böyle bir ihtiyaca dâir hiçbir ölçüyü kafasında taşımayanlar, başını kuma sokmuş devekuşu misâli, “zamandışı” bir seviyede kalmaya mahkûmdurlar. “Zamandışı seviye” hayvana mahsustur ki, insan için bu hâle ne imân müsaade eder, ne izân. Hattâ iman, bu tehlike karşısında şöyle bir sayha koparır: “Değerlendirici malzeme olmadan [değerlendirme] olmaz!” Bu sesi tanıyoruz. Bu, İBDA Mimarı’nın, kaba softa-ham yobaz takımını İslâm'ın üzerindeki postundan atmak üzere vurduğu tekmenin sesidir. Ve bize, “izân”a âid şu nükteyi tedai etmektedir: “Şuur, bir şeyin şuurudur!” İmza, Hegel…
Selim Gürselgil, (I. Dönem, Ocak 1997), Eski Yunan Medeniyeti -I-,NOT: 22 Kasım 1996 tarihinde Tarık Zafer Tunaya Kültür Merkezi’nde verilen “Yunanlılar” isimli konferans metnidir…
Akademya Yazıları