(...) O hâlde biz *“Yunanlılar” diye mevzuumuzu ilân eder etmez bu telâş niye? “Bize ne Yunanlılar’dan. Biz ki, Türk’üz. Bize bizi anlat!” mânâsına mı bu feveran? Merak etmeyin, size sizi anlatacağım. Eski Yunanlılar benim “meselem” değil, sadece “mevzuum”!..**
“Dışa bakış”ı, İBDA Diyalektiği’nin temel ölçülerinden olmakla beraber, bizzat imânın bir gereği olarak görmeyenler, böyle bir ihtiyaca dâir hiçbir ölçüyü kafasında taşımayanlar, başını kuma sokmuş devekuşu misâli, “zamandışı” bir seviyede kalmaya mahkûmdurlar. “Zamandışı seviye” hayvana mahsustur ki, insan için bu hâle ne imân müsaade eder, ne izân.
Hattâ iman, bu tehlike karşısında şöyle bir sayha koparır:
“Değerlendirici malzeme olmadan [değerlendirme] olmaz!”
Bu sesi tanıyoruz. Bu, İBDA Mimarı’nın, kaba softa-ham yobaz takımını İslâm'ın üzerindeki postundan atmak üzere vurduğu tekmenin sesidir. Ve bize, “izân”a âid şu nükteyi tedai etmektedir: “Şuur, bir şeyin şuurudur!”
İmza, Hegel…
Selim Gürselgil, (I. Dönem, Ocak 1997), Eski Yunan Medeniyeti -I-,NOT: 22 Kasım 1996 tarihinde Tarık Zafer Tunaya Kültür Merkezi’nde verilen “Yunanlılar” isimli konferans metnidir…