Roma siyasetinin hiç de tekin olmayan dünyasında yer alan imparator-filozof Marcus Aurelius, Düşünceler (M.S. 167) adlı eserinde, karakteri ve başarılarıyla ilgili etrafta söylenen­lerin, benlik imgesine sirayet etmesine izin vermeden önce mutlaka sağduyunun süzgecinden geçirilmesi gerektiğini ha­tırlatıyordu kendine. "Dürüstlüğünüz ve nezaketiniz kesin­likle başkalarının tanıklığına gerek duymamalıdır" diyordu filozof-imparator; bu sözlerle toplumun "onur"u merkeze alan değerlendirmelerine de çomak sokmuş oluyordu. "Her övülenin ille de daha iyi olduğunu kim söylemiş? Zümrüt övülmediği zaman değer mi kaybeder sanki? Peki ya altın, fil­dişi, bir çiçek ya da bitki?"
Oscar Wilde’ ın dediği gibi “fildişi saplı bir bıçakla açılmış bir kızıl nar” gibi dudaklarını gördüm.
Sayfa 37·Kitabı okudu
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Her şeyin kendine özgü bir güzelliği, bizzat kendisinden gelen ve eksiksiz bir güzelliği vardır; övgü bu güzelliğin bir parçası değildir. Övgü, övülen şeyi ne daha kötü, ne de muhteşem yapar... Güzel olan bir şeyin başka bir şeye ihtiyacı var mıdır?.. Zümrüt çirkinleşir mi övgüler düzülmezse? Ya altın, fildişi, mor renk, lir, hançer, çiçekler, çalılar?
Sayfa 33 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okuyor
Felsefe
Benim fildişi kulem, dışarıdaki riyakarlıktan kaçıp hakikate sığındığım tek kaledir. Burada ne yalan var ne de maskeler. Sadece ben, kitaplarım ve mutlak bir dürüstlük.
Nice nice efsaneler vardır ki, kaynaklarının Ana­dolu'da bulunduğunu kimse bilmez. Bu masallara sahne olan yerler efsane kitaplarında bütün renk ve çizgi özellikleri ile anlatılmıştır, masalı okurken onları gözümüzle görür gibi oluruz. Ama hayal gö­züyle gördüğümüz bu manzaraları gerçek dünya­mızda aramaya pek koyulmayız. Oysa, masal, için­de doğduğu dekora ne kadar bağlı ise, dekor da kaynak olduğu masalın anılması, anlatılması ile canlanır ve asıl kişiliğini ondan alır. Salmakis efsanesi için de bu böyledir. İlkçağdan bu yana birçok sanatçının şiirine, resmine, heykeli­ne konu olan bu masalı bugünkü çerçevesine yer­leştirdiniz mi, masal gerçeğin verdiği anlamla de­rinlik kazanır, masala sahne olan yer de zamanın akışı içinde sanki duralar, ölümsüzleşir. Bodrum'un hemen yanında, deniz kıyısında, bir zamanlar «Salmakis» denilen, bugün «Bardakçı» diye anılan bir tatlı su kaynağı vardır. İçecekleri suyun az kireçli olmasına önem veren Bodrumlular sula­rını ya denizden kayıkla, ya karadan eşekle bu Bardakçı kaynağından getirirler. Su, kıyının iki adım ötesindeki bir kayadan denize akar. Bardakçı iki üçyüz metre genişliğinde bir kumsaldır, karadan yana kayalı, uçurumlu bir dağ amfitiyatrosuyla çev­rilidir. Bardakçı'da gökten düşme bir cennet parçası gibi küçücük, berrak bir göl varmış. Mersin ve yaba­ni sakız ağaçları bu göle yeşil bir çelenk olurlarmış. Bu güzel gölde Salmakis adlı bir su perisi yaşarmış. Salmakis, tanrıça Artemis'in buyruğunda bir dağ ve­ ya orman perisi olmadığından, avcılık etmez, yani zavallı hayvancıkları öldürmezdi; onun için de elin­de ok ve yay taşımazdı. İşi gücü gölün yemyeşil su­larında çırpınıp yıkanmak, çırılçıplak cümbüş et­mekti. Uzun saçlarını göl kıyısında biten mersin ağacından yaptığı taraklarla tarardı. Saçlarını tarar­ken küçücük
Sayfa 115·Kitabı okudu
Güzel Tespit
Gençliğinin öykü ve hayallerinin önlerine nasıl harikalar serdiğini bilen çok fazla insan yoktur. Çünkü çocukken dinler ve düş kurarız, düşünür ama tam bir fikir oluşturamayız. Yetişkin bir insan olduğumuzda o düşleri, hayalleri anımsamaya çalışırız, ama hayatın zehriyle körleşmiş, yavan biri olup çıkmışızdır artık. Bazılarımız ise büyülü tepeler ve bahçeler, güneşte çağlayan çeşmeler, mırıldayan denizlere yükseklerden bakan altın rengi uçurumlar, bronzdan ve taştan uykulu kentlere doğru uzanan ovalar, sık ağaçlı ormanların kıyısında haşeyle örtülmüş beyaz atlara binen kahramanlardan oluşan gölge gibi insanların tuhaf hayalleriyle gecenin ortasında uyanıveririz. O zaman, akıllı ve mutsuz olmamızdan önce bizim olan harikalar dünyasının fildişi kapısından geriye göz atmış olduğumuzu anlarız.
Sayfa 166 - Alfa Yayıncılık·Kitabı okudu