Fotoğrafları yanımıza alarak yaşamlarımıza, tartışmalarımıza, anılarımıza sokarak kullanırız. Fotoğrafları harekete geçiren bizizdir.
Oysa Bir çizim ya da resim, bizi durmaya ve kendi zamanına girmeye zorlar.
Fotoğraf duraldır, çünkü zamanı durdurmuştur. Çizim ya da resimse zamanı kuşattığı için duraldır.
Eline bir yerden biraz para geçmişti o sıralarda. Dışarda basılan, çevrilen, yığınla şiiri vardı. Başkalarına ne verdi, bilmiyorum ama Yılmaz'a ve Necil'le bana Praktika marka birer fotoğraf makinesi alıp hediye etmişti. Benim praktikam hala durur. Yılmaz'ınki de sonraki yıllarda, Berlin'de kelimenin tam anlamıyla aç kaldığı günler de, onu biraz olsun kurtardı.
Ödül almış olan korkunç bir fotoğraf geliyor aklıma. Adım atacak hali kalmamış Afrikalı bir çocuğun fotoğrafı. Öylece kalakalmış ve ölümü bekliyor. Ölümü bekleyen sadece o değil. Hemen arkasında kendisinden büyük bir akbaba da ölümü çıldırtan bir sabırla bekliyor. Çocuğun çok yakınında, gözlerinde ölümün ürkütücü izleriyle, birazdan artık hiçbir zaman kıpırdayamayacak hale gelecek çocuğu bekliyor. Çocuğun korku tepkisi gösterebilecek kadar bile mecali kalmamış. Adam tam bu sırada basmış deklanşöre. Bu fotoğraf ona uluslararası bir ödül kazandırdı. Önemli fotoğrafçılık ödüllerinden birini. Ancak ödülü aldıktan iki, üç ay sonra intihar etti adam. Böyle bir ânı ölümsüzleştirmenin vicdan azabına, korkusuna, nefretine, acısına, artık adına ne derseniz deyin dayanamayıp intihar etti.
Yaşamak böylesi çelişkileri ve sürprizleri içinde taşıyor. Galiba yaşamanın heyecanı da buradan geliyor.