1981 yılında Boston'daki bir laboratuvarda genç bir araştırmacı, insanları esnemelerle geçen uzun süreler boyunca, geceleri ve ertesi günün tamamında uyanık tutuyormuş. Uyuyakalmalarını önlemesi gerekiyor, bu esnada onlara çeşitli görevler veriyormuş. Toplama işlemi yapmaları, kartları farklı gruplara ayırmaları, hafıza testlerine katılmaları gerekiyormuş. Örneğin onlara bir fotoğraf gösterdikten sonra fotoğraftaki arabanın rengini soruyormuş. Charles Czeisler -uzun boylu, uzun uzuvlu, gözlükleri tel çerçeveli, sesi kalın bir adam- uyku üzerine çalışmaya o âna dek hiç ilgi duymamış. Gördüğü tıp eğitimi esnasında, uyuyan bir insanın zihninin "kapalı" olduğunu öğrenmiş. Çoğumuz da uykuyu böyle görüyoruz - tamamen edilgen bir süreç olarak, önemli bir şeyin olmadığı ölü bir bölge olarak. Işıkları kapalı insanları kim incelemek ister ki, diye omuz silkmiş Charles. Çok daha önemli olduğunu düşündüğü bir şeyi araştırıyormuş o insan vücudunda belli hormonların günün hangi bölümlerinde salgılandığına ilişkin teknik bir incelemeyle meşgulmüş. Bunun için de insanları uyanık tutmak gerekiyormuş.
Gelgelelim günler ve geceler geçtikçe Charles'ın dikkatini çeken bir şey olmuş ister istemez. Bana Harvard'daki bir sınıfta söylediğine göre, uyanık tutulan insanlar "önce dikkatlerini odaklama becerilerini kaybediyormuş. Deneklerine çok basit görevler veri-yormuş, ama geçen her saatle birlikte bu görevleri gerçekleştirme becerilerini kaybediyorlarmış. Kendilerine daha yeni söylenmiş şey-leri hatırlayamıyor, çok basit kart oyunlarını oynayacak kadar bile odaklanamıyorlarmış. "Performanslarındaki düşüş beni afallattı. Bir hafıza oyununda ortalama performansın yüzde 20-30 düştüğünü söylemek başka, beynin bir şeye yanıt verme süresini on kat artıra-
Sayfa 71 - Metis/Ağustos 2025/10.basım/İstanbul