Sevdikleri bir güneş ve onlar da güneşin ışığına tutuluyorlar. Güneşten kaçmaları mümkün olmadığı gibi onu kuşatmaları da mümkün değil. İşte bu yüzden varsa yoksa güneşe bakıp ağlıyorlar. Güneşe bakınca ağlayan birinde irade söz konusu mudur? Kim güneşe bakar da gözleri yaşarmaz ki?!..
Seyisler atların sağrılarını sıvazlayarak onları nasıl tımar ediyorlarsa burada da biz hastaların başını okşayarak onları öylece tedavi etme yolunu tutmalıyız.
Çoğumuz ikinci el insanlar haline geldik. Okuyoruz, üniversiteye gidiyoruz, büyük oranda bilgi biriktiriyoruz. Bu bilgiler başka insanların düşündüklerinden ve söylediklerinden oluşuyor. Topladığımız bilgileri başkalarının söyledikleriyle kıyaslıyoruz. Orijinal hiçbir şey yok. Yalnızca tekrar ediyoruz, tekrar ediyoruz, tekrar ediyoruz. Ve biri bize, düşünce nedir, düşünmek nedir? diye sorduğunda yanıt veremiyoruz.
Hayatımızda çoğu zaman "yarım kalan" bir şey yok aslında. Ömrü o kadar, onun bizimle bağı o kadar. Yarım olduğunu düşündüren şey, beklentilerimiz. Ve insan zamanla onu da öğreniyor; kimden, neyi, ne kadar bekleyebileceğini...
alıntı