Birden yapayalnız kalıyorum dünyada.
Manevi bir çatının tepesinde seyrediyorum bütün bunları. Dünyada yalnızım.
Görmek, uzakta olmaktır.
Açıkça görmek, durmaktır.
Tahlil etmek, yabancılaşmaktır..
İnsanlar bana değmeden geçiyor yanımdan.
Etrafımda havadan başka şey yok.
Kendimi o kadar tecrit edilmiş hissediyorum ki, üzerimdeki giysiyle aramdaki boşluğu bile algılıyorum..
''Stoacıların savundukları kayıtsızlık durumu, kontrolümüzün dışındaki olaylar karşısında mutsuzluğu azaltabilir. Ama bedel olarak soğuk, kalpsiz bir insana dönüşebilir, hatta bir parça insanlığınızı yitirebilirsiniz. Dinginliğe ulaşmak için ödenecek bedel fazlasıyla yüksek olabilir.''
*
-Öte yandan mutlak gücü olduğu halde kötülüğü önlemeye istekli olmayan bir tanrı nasıl 'mutlak iyi' olabilirdi?''
(Buradaki olay ''kötülük problemi'' değil de aksine tanrının ''mutlak iyi'' sıfatını taşıyamaması)
*
- Tanrı ne seçeceğimizi halihazırda biliyorsa, herhangi bir şeyi yapmayı nasıl seçebiliriz. (Kötülük probleminin tek ve mantıklı çözümü tanrının kişiye özgür iradeyi serbest kılmasıdır fakat burada da tanrı yapabileceğimiz tüm eylemlerin sonucunu biliyorsa yaptığımız her şey özgür iradenin dışına çıkar problemi başlar.)
**
Bir yandan zengin toplumların cenazede takınacakları ifade kaygısı ve cenaze sonrası veraset telaşı varken; diğer yandan fakir kesimin ölümü çok olağan karşılaması söz konusu.
*
Aslında olağandan kastım, ölümü olağan karşılamak değil, daha doğrusu ölümü bir rahatlama olarak görmek.
*
Yoksul kişilerin aileden birisini kaybettiklerinde yas tutmak yerine çalışmaya ve hayata devam etmek zorunda kalması gerçekçiliğe damga vurmuş diyebiliriz.
Günümüzde de öyle değil midir ki zaten ?
*