• Öyle sermestim ki, idrak edemem dünya nedir ;
    Ben kimim, saki olan kim, bu şarap acaba nedir?

    Gerçi çılgınca dönen kalbim için sevgiliden bir lütuf istiyorum;
    Ama sevgili çılgın gönlümün arzusunu sorsa, onu da bilmiyorum.

    Madem aşığı vuslata doyuran kavuşmaktan ibarettir
    O halde sevenin sevilenden uzak kalmada bulduğu bu acı lezzet nedir?

    Dünya ve içindekilerinin hikmetini bilen değildir bilge.
    Bilge kişi o dur ki ne dünyayı ne içindekileri bile

    Fuzuli ah ve haykırışların herkesi incitmektedir.
    Eğer aşk belasından hoşnut isen, bu kavga ne diye?



    Fuzuli
  • Muhibbî/Muhib Osmanlı Sultanı Kanunî Sultan Süleyman’ın (1520-1566) mahlasıdır. Kanunî’nin şiirleri ilk kez II.Mahmut’un kendisi de şair olan kızı Adile Sultan tarafından 1308 (1890-91) yılında İstanbul’da bastırılmıştır. Bu matbu dîvân, Latin harfleri ile 1980 yılında Vahit Çubuk tarafından, Dîvân-ı Muhibbî Kanunî Sultan Süleyman’ın Şiirleri adıyla üç cilt halinde yayımlanmıştır. 1977 yılında Coşkun Ak tarafından Atatürk Üniversitesi’nde yapılan doktora çalışması 1987 yılında, Kültür ve Turizm Bakanlığınca Muhibbî Dîvânı-İzahlı Metin adı ile yayımlanmıştır. Bakanlığımızın 2001 tarihli tıpkı basımı, Süleymaniye Kütüphanesi Arşivi’nde 3873 numara ile kayıtlı yazma üzerinden yapılmıştır. Dîvân, 245x150 (170x85)mm boyutlarında, 279 yaprak olup, her yaprağın bir yüzünde genellikle 9 satır bulunmaktadır. Talikle yazılmıştır. Orta kalınlıkta krem kimileri koyu nohudî renkli abadî kağıt kullanılmıştır. Sırtı siyah, kapaklar koyu kahverengi deri cilttir. Ortada siyah zemin üzerine altın yaldızlı bir şemse çerçevesinde yaldızlı tığlar vardır. Şemsenin içi altın yaldızlı rumî çiçeklerle bezenmiştir. Cilt orijinal değildir. Onarım görmüştür. Mikleplidir. 1a’da Sultan III. Osman’ın vakıf mührü ile mührün hemen altında evkaf müfettişlerinden İbrahim Hanif’in vakıf kaydı ile onun altında mührü görülmektedir. 1b yüzünde atın safihada Dîvân -ı Hamis Bende-i Huda Muhibbî (Beşinci Dîvân, Allah’ın kulu Muhibbî) yazısı vardır. Yazı dışındaki kısım lacivert üzerine hataî ve dört yapraklı çeşitli çiçeklerle süslüdür. Safiha yeşil üzerine bezemeli bir cetvelle çerçevelenmiştir. Bu dikdörtgen çerçevenin üstünde mihrabiye bulunmaktadır. Mihrabiye altın yaldız çinbulutları ve çiçeklerle bezelidir. Bu bezemelerin üstünde lacivert renkli tığlar vardır. Tığlar yine çiçeklerle bezelidir. Tığların aralarında boş kalan yerler aynı türden altın yaldızlı küçük bitkilerle süslenmiştir. Yazı çevresi altın yaldızla cetvellenmiş ve cetvelin her iki çevresi koyu lacivert mürekkeple kontürlenmiştir. Her gazel başında süslemeler mevcuttur. Bu her defasında değişik süslemelerle gül ve goncası, hatmi, lale, karanfil, menekşe, sümbül ve nergis gibi değişik çiçekler bütün bir divan boyunca çok çeşitli biçimlerde sitilize edilmiştir. Çiçekler çok zariftir ve kullanılan renkler açısından çarpıcı özelliklere sahiptir. Dîvân, Kanunî’nin baş müzehhibi Karamemi tarafından tezhip edilmiştir. Dua cümleciklerinden dîvânın, Kanunî hayattayken istinsah edildiği anlaşılmaktadır. Dîvân üç bölümden oluşmakta olup, her biri kendi içinde bütünlük arz etmektedir.
  • Bir safâ bahş edelim gel şu dil-i nâ-şâda
    Gidelim serv-i revânım yürü Sa‘d-âbâda
    İşte üç çifte kayık iskelede âmâde
    Gidelim serv-i revânım yürü Sa‘d-âbâda
    II
    Gülelim oynayalım kâm alalım dünyâdan
    Mâ-yı tesnîm içelim çeşme-i nev-peydâdan
    Görelim âb-ı hayât akdığın ejderhâdan
    Gidelim serv-i revânım yürü Sa‘d-âbâda
    III
    Geh varup havz kenârında hırâmân olalım
    Geh gelüp kasr-ı cinan seyrine hayrân olalım
    Gâh şarkı okuyup gâh gazel-hân olalım
    Gidelim serv-i revânım yürü Sa‘d-âbâda
    IV
    İzn alup cuma namâzına deyü mâderden
    Bir gün uğrılıyalım çarh-ı sitem-perverden
    Dolaşup iskeleye doğru nihan yollardan
    Gidelim serv-i revânım yürü Sa‘d-âbâda
    V
    Bir sen ü bir ben ü bir mutrıb-ı pâkîze-edâ
    İznin olursa eğer bir de Nedîm-i şeydâ
    Gayrı yârânı bu günlük edüp ey şûh fedâ
    Gidelim serv-i revânım yürü Sa‘d-âbâda

    - Nedim -
  • Levni, asıl adı Abdülcelil Çelebi, Osmanlı minyatür sanatçısı, halk şairi.

    17. yüzyılın sonlarında Edirne’de dünyaya geldi. Asıl adı Abdülcelil Çelebi idi. Yaşamı ve eğitimi hakkında fazla bilgi yoktur. Genç yaşta İstanbul’a giderek Topkapı Sarayı'ndaki nakkaşhanede tezhip öğrendikten sona II. Mustafa zamanında sarayın başnakkaşlığına getirildiği bilinir. III. Ahmet döneminde de bu görevini sürdürdü. Lale Devri'nin en önemli ve yetenekli saray nakkaşı oldu. Mesleğinden ötürü Levnî (Levn:renk) adı kendisine sonradan verildi.

    İlk büyük çalışması, Dimitri Kantemir'in Osmanlı Tarihi ile ilgili kitabı için II. Mahmut'a kadar hüküm süren 22 padişahın portreleri idi. Bu portrelerin orijinalleri günümüze gelemedi. Padişah portrelerinin yer aldığı Silsilename, sünnet düğününün resmedildiği Surname-i Vehbi ve tek tek sayfalardan oluşan Murakkalar onun en önemli eserleri idi.

    Aynı zamanda bir halk şairi olan sanatçının şarkı, türkü, gazel, semai, gazel-i semai ve kalenderi formunda şiirler yazmıştır. Adı, Kilâri Ahmed Efendi'nin 1131 (1718) tarihli Enderunlu Şairler, Hattatlar ve Musikî San'atkârları Tezkiresi’ nde geçen Levni'nin şairliği dolayısıyla halk şairlerinden oluşan bir çevresi vardı. Atasözü ve deyimleri içeren Atalar Sözü Destanı adlı eserin de ona ait olduğu kabul edilir.

    1732-1733'te yaşamını yitiren sanatçı, Eyüp'te Otlakçılar Camii yakınlarına defnedildi. Fakat bugün mezarının nerede olduğu bilinmemektedir.

    Lale Devri'nin yaşamış sanatçı, Osmanlı minyatür sanatının son büyük temsilcisidir. 17. yüzyılda duraklamış olan Osmanlı minyatür sanatına renk, perspektif, betimleme anlayışı ve natüralist öğeleriyle yenilikler getirmiştir.

    Eserleri, iki boyutlu bir yüzey sanatı olan minyatürle, perspektifi ve ışık gölgeyi kullanan Avrupa resmi arasında bir geçit olarak kabul edilir.

    III. Ahmet'in şehzadelerinin 1720'deki sünnet düğünün anlatan Surname-i Vehbi adlı eseri süsleyen minyatürleri Levni'nin en ünlü eserleri arasındadır.

    Şiir de yazan Levnî'nin yirmi kadar şiiri günümüze ulaşmıştır. - Levni
  • Tahmîs-i Gazel-i Neşâtî

    I
    Çarha peyveste edüp âh ile efgânı bile
    Firkatin başa getirdi gam u hicrânı bile
    Bend-i zülfünde götürdün dil-i nâlânı bile
    Gitdin ammâ ki kodun hasret ile cânı bile
    İstemem sensiz olan sohbet-i yârânı bile
    II
    Gözüme kasr-ı safâ beyt-i hazen-veş görünür
    Bu heyûlâ-yı tasavvur da müşevveş görünür
    Şu‘le-i âh-ı dil-sûz ile ser-keş görünür
    Bâğa sensiz bakamam çeşmime âteş görünür
    Gül-i handânı değil serv-i hırâmânı bile
    III
    Rûz-ı keyfiyyet-i firkat ne musîbet günsün
    Gerd-i âlâm u gamım sâha-i arşa konsun
    Şem‘-i meh-tâb dem-i tâb-ı dilimden sönsün
    Sîneden derd ile bir âh edeyim kim dönsün
    Aksine çarh-ı felek mihr-i dırahşânı bile
    IV
    Mey-i şâdî keder-âlûd-ı anâdır sensiz
    Tarâb-ı bezm-i safâ dahı hevâdır sensiz
    Seyl-i eşkim dahı tûfân-fezâdır sensiz
    Devr-i meclis bana girdâb-ı belâdır sensiz
    Mey-i rahşânı değil sâgar-ı gerdânı bile
    V
    Hasret-i hançer ile cism-i felek-zâ-hayf
    Oldu sad pâre meger gitdi o bî-pervâ hayf
    Haşre dek vird-i zebân ola Nedîmâ bâ-hayf
    Hâr-ı firkatle Neşâtî-i hazînin vâ-hayf
    Dâmen-i ülfeti çâk oldu girîbânı bile


    - Nedim -
  • Levni, asıl adı Abdülcelil Çelebi, Osmanlı minyatür sanatçısı, halk şairi.

    17. yüzyılın sonlarında Edirne’de dünyaya geldi. Asıl adı Abdülcelil Çelebi idi. Yaşamı ve eğitimi hakkında fazla bilgi yoktur. Genç yaşta İstanbul’a giderek Topkapı Sarayı'ndaki nakkaşhanede tezhip öğrendikten sona II. Mustafa zamanında sarayın başnakkaşlığına getirildiği bilinir. III. Ahmet döneminde de bu görevini sürdürdü. Lale Devri'nin en önemli ve yetenekli saray nakkaşı oldu. Mesleğinden ötürü Levnî (Levn:renk) adı kendisine sonradan verildi.

    İlk büyük çalışması, Dimitri Kantemir'in Osmanlı Tarihi ile ilgili kitabı için II. Mahmut'a kadar hüküm süren 22 padişahın portreleri idi. Bu portrelerin orijinalleri günümüze gelemedi. Padişah portrelerinin yer aldığı Silsilename, sünnet düğününün resmedildiği Surname-i Vehbi ve tek tek sayfalardan oluşan Murakkalar onun en önemli eserleri idi.

    Aynı zamanda bir halk şairi olan sanatçının şarkı, türkü, gazel, semai, gazel-i semai ve kalenderi formunda şiirler yazmıştır. Adı, Kilâri Ahmed Efendi'nin 1131 (1718) tarihli Enderunlu Şairler, Hattatlar ve Musikî San'atkârları Tezkiresi’ nde geçen Levni'nin şairliği dolayısıyla halk şairlerinden oluşan bir çevresi vardı. Atasözü ve deyimleri içeren Atalar Sözü Destanı adlı eserin de ona ait olduğu kabul edilir.

    1732-1733'te yaşamını yitiren sanatçı, Eyüp'te Otlakçılar Camii yakınlarına defnedildi. Fakat bugün mezarının nerede olduğu bilinmemektedir.

    Lale Devri'nin yaşamış sanatçı, Osmanlı minyatür sanatının son büyük temsilcisidir. 17. yüzyılda duraklamış olan Osmanlı minyatür sanatına renk, perspektif, betimleme anlayışı ve natüralist öğeleriyle yenilikler getirmiştir.

    Eserleri, iki boyutlu bir yüzey sanatı olan minyatürle, perspektifi ve ışık gölgeyi kullanan Avrupa resmi arasında bir geçit olarak kabul edilir.

    III. Ahmet'in şehzadelerinin 1720'deki sünnet düğünün anlatan Surname-i Vehbi adlı eseri süsleyen minyatürleri Levni'nin en ünlü eserleri arasındadır.

    Şiir de yazan Levnî'nin yirmi kadar şiiri günümüze ulaşmıştır.

    - Levni -
  • Ben bu zamanın içindeyim.
    Yalnızca şimdiki ân’a sahibim .
    Ne geçmiş ne gelecek benim kontrolümde değil.
    Az evvel kaynattığım ıhlamur kokusu odamı sardı.
    Kışın en güzel yanı da bu değil mi ?

    Üşüyen yüreciğimizi sıcacık bir odada mis kokulu kış çayları ile şenlendirmek.
    Sık sık dinlediğim bu gûzide eser beni asırlar evveline götürdü.

    Eski insanların hayatlarını tetkîk etmeye çalıştığım bu günlerde kafam hayli karıştı.
    Birşeylerin yanlış gittiğini biliyorum.
    Yakînen hissediyorum ki, aradan bu kadar zaman geçse dahi ahvâl bu şekilde olmamalıydı.

    Bir çevreye bir kendime dönüp dönüp baktığımda tahayyûl dâhi edemeyeceğim tüketiciliği iliklerime kadar hissediyorum.

    Düşünüyorum ve diyorum ki nasıl olurda o insanlar hem ilmi, fennî, dinî alanlarda hemde mesleklerinde bu kadar başarılı olabilirler

    ● Mesela onca devlet meselesi varken, koskoca Osmanlı sınırları güneşin doğup battığı her yere uzanmışken nasıl olurda Kanûnî Sultan Süleyman böylesine bir hükümranlık kurup böylesine kendini geliştirip her alanda mâhir olabilir.
    Nasıl olurda şuan ki dinlediğimiz beyitleri yazabilir.

    Düşüne biliyor musunuz ?
    Nasıl olurda koskoca bir İmparotorluk Sultanı, "Muhibbî" mahlasını kendine şiar edinip 2779 gazelden oluşan Divanı ile Divan edebiyatının en fazla gazel yazan şairi olabilir.

    Hem Onca işleri idari ve ilmi faliyetleri arasında nasıl olurda bir yandanda kendini el sanatlarındaki mahâretiyle kuyumculuk ustası olarak yetiştirebilir .


    ● Misal hepimizin bildiği "Uyan ey gözlerim gafletten uyan" şiirinin gûftekârı Sultan III. Murad , hem osmanlıyı en geniş topraklara ulaştırıp hemde nasıl Türkçe, Arapça, Farça dört divân yazabilmiştir .


    ● Peki Fatih Sultan Mehmed Hân, hem ana dili hariç ileri derecede 8 dil öğrenip ( İtalyanca, Slavca, Farsça, İbranice, Latince, Yunanca, Keldanice,Arapça) hemde sayamayacağım kadar icraat yapabilir.

    Burada misallerini verdiğim sadece padişahlar değil nice Âlim zâatların yazdıkları kitap sayfalarını ömürlerine bölsen karşılığı olmayacak, yaşadıkları günleri dörde beşe katlayacak kadar çok eserleri olduğunu görüyoruz.
    Bunları düşünüyorum ve hafsalam almıyor.


    ● Soruyorum kendime
    Peki ben ne yapıyorum...
    Ben sürekli bir tüketici olarak kayda değer birşeyler üretmeden nasıl yaşayabiliyorum ?

    Onlar nerede, ben neresindeyim dünyanın...?

    Bizler dünyada 25 yaşa kadar daha eğitimimizi tam anlamıyla tamamlayamıyorken daha bir konuda dahi ciddi manada uzmanlaşamıyorken nasıl olurda onlar ömürlerinde en az on, onbeş alanda uzman olabilirler.


    Birşeyler yapmalı dostlar.
    Benliğimizi bir şekilde geliştirmeli...
    "Zamanım yokları, Yorgunumları, Uykusuzumları, depresyondayımları" bir kenara atma vakti değil mi .



    Gelin soralım bu gece kendimize

    - Hayat hızla geçiyor ve ben neresindeyim hayatın... ?

    - Neleri başardım şimdiye kadar ve gereksiz, fâidesiz hangi konularda debelendip durdum...?


    Ne diyor Efendiler Efendisi( s.a.v)
    "Bir günü bir gününe eşit olan ziyândadır "




    Üretken, ileri görüşlü, ilim irfan sahibi, daima bilgiye aç insanlar olabilmemiz temennisiyle...