Leylim - leylim dünyamızın yarısı Al - yeşil bahar, Yarısı kar olanda Gene kavim - kardaş, can - cana düşman, Gene yediboğum akrep, Sarı engerek, Alnımızın aklığında puşt işi zulüm Ve canım yarı geceler Çift kanat kapılarına karşı darağaçları, Mahpusanede çeşme Yandan akar olanda, Gelmiş yoklamış ecel Kaburgam arasından. Yoklasın hele...
Edebiyat
Geceler boyunca hangi kabuslarla haşır neşir olduk ki güneşe düşman olarak kalkıyoruz.
Sayfa 3 - Metis·Kitabı okudu
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Sen hiç unutuldun mu?
Aklıma geldikçe artık yokluğun Bir tren garında kimliğimi kaybetmiş gibi telaşlanıyorum İsimsiz bir cisim gibi dolanırken ortada Nerede unutulduğumu bilmemenin merakını yaşıyorum Varlığımı nasıl ispat edemeyeceğim şimdi? Öyle ben olmuşsun ki sen Sanki senden önce hiç yokmuşum gibi boşluğa düşüyorum Sen hiç bir şiire sordun mu beni? Hiç bir şarkının nakaratında bana doydun mu? Hangi baktığın manzara sayıkladı adımı? Gövdesi budanmış ağaç gibi çıplak hissettin mi hiç? Utandın mı zaaflarının zorbalığından? Bazı geceler çok tanıdık, bazı yaralar hep taze Gerçekler cam kırığı gibi inatçı, Bir girdap takılıyor boğazıma Bir şehri yutkunuyorum Nasıl özlendiğini bir bilsen düşman olurdun kendine Yollar ayrılınca çıkıyormuş kader karanlığa Cehennem bir gönülden azat edilmekmiş oysa, unutulmakmış ateş Ben artık sadece bu gerçekle kavruluyorum Nefretine sağlık...
Dün ne gördüm: Deli bir asker geldi yanımıza. Düşman askeri. Neredeyse çırılçıplaktı, bir hayvan gibi yara bere içindeydi ve açtı; saçı sakalı tıpkı bizim gibi birbirine karışmıştı, bir vahşiye, bir ilkele, bir maymuna benziyordu. Elini kolunu sallıyor, maymunluk ediyor, şarkı söylüyor, bağırıyor ve kavgaya tutuşuyordu. Karnını doyurup araziye geri saldık. Nereye götürebiliriz ki! Geceleri üstü başı yırtık, uğursuz hayaletler gibi tepeden tepeye, ileri geri, tüm istikametler­ de yol yokuş demeden, amaçsız ve korunaksız geziniyor­lar. Ellerini kollarını sallıyor, kahkaha atıyor, bağırıyor ve şarkı söylüyor, karşılaştıklarında bazen kavga ediyor, bazen de birbirlerini görmeden geçip gidiyorlar. Ne yiyip ne içiyorlar? Muhtemelen hiçbir şey, ya da yabani hayvanlarla, geceler boyu tepelerde dalaşıp uluyan şu semirmiş vahşi kö­ peklerle birlikte ceset yiyorlar belki de. Geceleri fırtınanın uyandırdığı kuşlar ya da çirkin pervaneler gibi ateşin etrafında toplanıyorlar, bir yerde soğuktan korunmak için ateş yakılmasıyla, yarım saat içinde etrafında soğuktan donmuş maymunlara benzeyen onlarca bağırtkan, üstü başı yırtık yabani siluetin bitivermesi bir oluyor. Anlamsız ve ürkütücü feryatları yüzünden çileden çıkanlar bazen yanlışlıkla, ba­zen de bilerek ateş ediyorlar Üzerlerine ... ... - ... Sayıları çok. Sağlıklı ve akıllı insanlar için hazırlan­mış kurt çukurlarında, uçurumlarda, dikenli tel ve kazıklar­ dan arta kalanlarda yüzer yüzer ölüyorlar; doğru dürüst ve düzenli çarpışmalara katılıp kahramanlar gibi dövüşüyor­lar: Her zaman en öndeler, her zaman korkusuzlar; ama sık sık kendi silah arkadaşlarını vuruyorlar. Seviyorum onları. Henüz tam delirmedim ve o nedenle oturup sizinle sohbet ediyorum, ama akıl beni kesinkes terk ettiğinde araziye çı­kacağım, araziye çıkıp bir
Sayfa 31·Kitabı okudu
CEMİL MERİÇ HOCA'YLA KONUŞMA¹ SORU: “Muhteşem bir maziyi daha muhteşem bir istikbale bağlayacak köprü olmak isterdim” diyorsunuz. Okuyucularımıza sizi bu cümlenizle takdim etmek isterdik, muvafık buluyor musunuz? CEVAP: Şeref telakki ederim. Yalnız hemen ekleyeyim, bu bir iddia değil bir temenni. Bölünen bir tarihi birleştirmek münzevi bir yazarın harcı mı? Bu, bir neslin, daha doğrusu nesillerin işi. “Yaşayan bir toplum, kökü mazide olan ati- ((Dipnot) “Cemil Meriç’le Sohbet” başlığı ile 13-14 Mart 1979 tarihli Son Havadis gazetesinde yayımlanan bir röportaj. Röportajın, Şeref Oğuz imzalı “Takdim” yazısı şöyle: “Son yıllarda kültür ve sanat dünyamızda en geniş alâka gören muharrir kimdir diye sorulsa, Cemil Meriç cevabını vermek herhalde en doğrusu olur. Düşünce alanımızda alelaceleciliğin, durgunluğun hâkim olduğu bir sırada, en fazla muhtaç olunan, gerçek aydın olarak zuhur eden üstad, cemiyetimizin içinde bulunduğu derin, çok yönlü ve karanlık buhranı halis tefekkür projektörüne tâbi tutuyor. Bilhassa son kitapları, millet olarak şikâyetlerimizin temel sebeplerine ve çarelerine dair en sıhhatli, en samimi objektif tespitler ihtiva etmekte, deneme türünün Türkiye’de bugüne kadar yapılmış en ileri örneğini vermektedir. Son Havadis, günümüzün can alıcı bahisleri üzerinde değerli görüşlerini almak üzere Cemil Meriç’i evinde ziyaret etti. Aşağıda suallerimizi ve muhterem hocamızın verdiği cevapları bulacaksınız”.) Sayfa: 535 dir”. Medeniyetlerin anahtarı: Birikim. Tekâmül de inkılâp da kemiyetten keyfiyete geçiştir. İnsanı insan, milleti millet yapan: Hafıza. Biz hafızamızı kaybettik. Düşünce, bütünü kucaklamak, dünü yarına bağlamak. Olanı bilmeden olacağı fethedebilir miyiz? Sıhhatli toplumlar kendileri kalarak değişenlerdir. İçtimaî uzviyet iki zıt kanuna uyarak
Sayfa 535 - İletişim yayınları 9.baskı·Kitabı okudu
Korktuğum düşman belki sizi şaşırtabilir. Bu düşman yeniayın karanlığıydı. Bunu Karanlık Geceler hakkında söylediği ve ilk başta anlam veremediğim şeylerle kafama Weena sokmuştu. Artık yaklaşmakta olan Karanlık Geceler'in ne ifade ettiğini tahmin etmek hiç de zor değildi. Ay küçülüyordu: her gece karanlık daha da uzuyordu. Şimdi Yukarıdünya'nın küçük insanlarının karanlıktan neden korktuğunu en azından bir dereceye kadar anlayabiliyordum. Içten içe Morlock'ların yeniayın altında yaptıkları iğrenç kötülüklerin neler olabileceğini merak ediyordum. Artık ikinci hipotezimin bütünüyle yanlış olduğundan adım gibi emindim. Yukarıdünya insanları bir zamanlar ayrıcalıklı aristokrasi sınıfını oluşturuyor olabilirlerdi, Morlock'lar da onların hizmetçileriydi…
Alıntı