Mutsuzluğun 7 Nedeni:

1) Fazla güven
2) Televizyon
3) Geçmişe/geleceğe kafa yormak
4) Aynı şeyleri tekrar edip, farklı sonuçlar beklemek
5) Çözüm yerine her şeyi eleştirmek
6) Avutmak
7) Mutlu olduğunu zannetmek.

Bir veda..
İçim de buruk bir üzüntü var ve bir tarafım da sevinçle dolu,
bu üzüntü ve sevincin sebebi bir Veda ama umarım bu yazdığım yazıyı hissedebilirsiniz..

Sevinçliyim çünkü bana safça gelen bir yüreğe kötü davranmadım, bencilce tavırlardan kaçınıp sen bana bunu yaptın ve geçmişte şunları ve şunu bana söylemiştin gibi şeyler söylemedim, sevinçliyim çünkü çoğu insan gibi o üzülsün ve o kötü birisi ve o beni haketmiyordu'ki diyemem, kişi kendi mutluluğu için bir karar alır veya karşıdaki kişinin mutluluğu için bir karar alır ve bu karar iki tarafı da mutlu etmeyebilir ve aslına bakarsanız çoğunlukla bu karar bir tarafı hep mutsuz eder ve içinizi rahatlatmak icin söyleyebileceğiniz tüm sözleri ben söyleyemem çünkü bir baskası tarafindan o sözcükleri bende duymak istemem ve bilirim insanın kendi mutlulugu icin söyleyebilecegi sözcüklerin karşıdaki insanların canını nasıl yaktığını iyi bilirim..

vedalar kişiligimizdir, nasıl geldiğin değil önemli olan nasıl gittiğindir, veda benimdir, şahsımızdır bizi yansıtandır ve en mutlu gününde yani doğum günün de onu üzmeden ondan usulca kopuyor olmam, kendime yakıştırdığım şekilde bitiriyor olmam, kendimi, yani beni ifade ettiğini düşünüyorum..

Evet içimdeki sevinç buydu..

Üzüntü'den bahsetmek gerekirse, unutulan tüm anılar yağmur olsa ve damla damla onun yüreğine yağsa hiçbir toprağı yeşertemedigi için buruğum, çorak topraklar da kaldığı için her şey çok üzgünüm, kolayca olusturulamayan güven duygusunun, sevgi ve tüm içi dolan boşluklar adına anca şöyle tanım yapabilirim;

Deger verdiginiz insanlara olan tüm hissiyatlarınızın bir buzluğa konulduğunu düşünün ve onlara dokunduğunuz da siz hariç başka cabaların olmaması sebebi ile içinizinde dışınızın'da ona dokunursanız eğer kendi mutluluğunuz icin kendinizi üşümüş olarak görmeniz pek halâ mümkün olacaktır ve sanki mikro dalgada ısıtılmış çaresizliğin yanmış kokusunu almakta cabası, çoğu insanda bunları görüyor olmamdan kaynaklı üzüntü içindeyim..

ne olursa olsun, dünyada görmek istediğiniz değişiklik siz olun ve bir baskasından beklemeyin kıstasından, ödün vermemiş olmam ve birçok durumu geçmişte bırakma zorunluluğu için'de geleceğe odaklanmam gerektiginin farkında olarak yapılabilecek en doğru şeyin geçmişten tecrübe edinip yoluma bakmam gerektiğini biliyorum ve karşımda ki veda ettiğim herkes adına bana kötülük yapan veya kötü niyet besleyen herkesin mutlu olmasını arzu eder, başlarına hicbir dert gelmemesini ve en güzel duanın kendimde dahil herkesi Allahımdan islah etmesini duam'da yüreğimden yakarıcagımı bilmenizi isterim..

Mymasal

Mutsuzluğun 7 Nedeni:

1) Fazla güven
2) Televizyon
3) Geçmişe/geleceğe kafa yormak
4) Aynı şeyleri tekrar edip, farklı sonuçlar beklemek
5) Çözüm yerine her şeyi eleştirmek
6) Avutmak
7) Mutlu olduğunu zannetmek.

Alıntı

Gogol'ün portresi, Geleceğe Güven'i inceledi.
19 Nis 22:51 · Kitabı okudu · 4 günde · Puan vermedi

Toplumsallığı, ülke gelişimini, dünya düzenini çok iyi tanımış olan Zweig 'ın kaleminden çıkan bu eser; insanda ülkesini yüceltme, toplumu ve toplum haklarını koruma gibi güdüler uyandırarak bilinçli birey oluşmasına katkı sağlıyor. Kitapta geçen bazı paragraflar üzerinden bunu ayrıntılı olarak dilim döndüğünce açıklamak isterim.


Avusturyalı yazarın 2.Dünya Savaşı dönemlerinde Almanya hakkındaki fikirleri dikkatimi çekti. Bunlardan bazıları :
"Barış içinde geçen son 40 yılda rahatlayıp gevşeyeceğine daha da güçlenmiş, düşmanın yakınlığı ile sürekli bilinçlenmiş ve barış yıllarında, yaratılışının özelliği olan temkini hiç elden bırakmamış, her an savaşa hazır olmuş bir Almanya şimdi bizim yanımızda, bizim silah arkadaşımız."
" Yüzlerce yıllık fakirliğin ardından son 40 yılda dürüst ve azimle çalışmanın sonucu insanları bolluğa kavuştu, sanat ve bilim doruğuna ulaştı, ülke güçlendi. Insanlarının azmi ve ısrarlı çabalarıyla bu ulus dünyada artık en ön sıralarda yer alırken diğer ülkeler ona hayranlıkla bakıyor."
Geçmişte yazılmış bu satırlardan günümüz hakkında o kadar çok ipucu çıkıyor ki adeta eski zamanlarda gelecekte bulunsun diye gömülmüş bir hazine. Bu hazine bize o dönemdeki Almanya adı altında bugüne öğütler veriyor. Gelelim bunun yorumlanmasına. Günümüzde bir barış ortamı var değil mi? (!) Peki biz bu ortamı nasıl değerlendiriyoruz? Siz değerleri okurlar müstesna, ne kadar insan otobüste, metroda var olan kısacık boş zamanını birkaç satır okuyarak değerlendiriyor? Bunu bizim ülkemizin insanı yapmıyorsa da bir X ülkesinin vatandaşı emin olun yapıyordur. Ve olası bir tehlike durumunda o insanlardan çıkan üretken fikirler bu tehlikeyi baskılayarak soruna engel olabileceği gibi ülkenin refah seviyesinin korunmasına da yardımcı olacaktır.Sonuçta bilim adamlarının silahı bilimdir,teknisyenlerin buluşları, şair ve yazarların kelimeleri, din adamlarının da inançlarıdır,diyor kitap. Biz bundan mesleğimize göre üzerimize düşeni seçmeliyiz. Yine kitaptan bir söz ile paragrafı bitirelim. "Dostoyevski'ye göre, dünyada etkili olmak ve geleceğini garanti etmek isteyen her ulus, evrenin en başarılı ve herkes için zorunlu olan tek ülkesi olduğuna inanmak zorundadır."


"Her insan ulusuna sadık olduğu sürece vardır."
"Birey toplumun çıkarı uğruna bencilliğini bırakıp onun emrine girmelidir."
"Bizler için kurtuluşun tek yolu vardır. O da birlik beraberliktir."
"Toprağın altında tohumlar değil, şehitlerin cesetleri, süvari atlarının kadavraları var."
Güzel ülkemiz, az savaş görmedi. Kimilerinden başarıyla, kimilerinden yenilgiyle çıktık. Tüm savaşların ortak paydası halkımızın birlik beraberlik duygusunu hiç yitirmemesi ve canı pahasına vatanını savunması. Bunun sebebinin köklü bir etnik yapımız olduğu kanısındayım. Eğer yeni kurulmuş, sağlam geçmişe sahip olmayan bir ülke olsaydık bazı değerlerde noksan olucaktık ve bu bizim birleşmemiz önünde bir engel olacaktı. Fakat biz ilk çağlardan beri tarih sahasında olan bir milletiz. O dönemler ekilmiş birlik beraberlik tohumlarının meyvelerini yıllar geçtikçe daha çok yiyoruz.


"Bugün sonsuz ıstıraplar yaşanıyor. Artık merhametler de sonsuz olmalı."
"İnsanları kurban etmek sizler için kutsal, bizler için acınacak bir şey. Bireyin özgürlüğünü istemek bizler için kutsal, sizler için nerdeyse bir suç!"
"Tek bir insanın kanı, bütün insanlığın özgürlüğünden daha değerlidir."
Bu da günümüzdeki vahşete karşı sessiz kalınmasının açıklanamayan sebebi.Bunu bir suçlama olarak söylemiyorum. Bizden kilometrelerce uzakta yaşanan olaylara kayıtsız kalmamız pek de anormal değil. Sonuçta ateş düştüğü yeri yakar ve o yer bizden çok çok uzaktaysa dumanını bile göremeyebilir, görsek de kokusunu alamadığımız için bir şey yapmaya çalışmayız. Aynısı başımıza geldiğinde ise yardım bekleriz. Peki biz zor durumdakine yardım etmezsek biz zor durumda olduğumuzda bize kim yardım edecek? Kaldı ki zor durumdaki birine yardım etmek insanlık için yapımalı, çıkar kaygısıyla değil. Günümüz dünyasında bunun sağlanabileceği inancında değilim. Ama Zweig'ın ricasını yerine getirirsek belki bir hayal olan artık hayal olmaktan çıkar. Sonuçta "Gerçekleşen her düşünce bir zamanlar düş olarak başlamıştır."
"BÜTÜN ULUSLARIN İNSANLARI , GELİN BİRLEŞELİM . TOPLUMDAKİ YERİMİZ , POLİTİK GÖRÜŞÜMÜZ NE OLURSA OLSUN GELELİM BİR ARAYA ! HAYKIRALIM BÜTÜN DÜNYAYA SAVAŞLARDAN NEFRET ETTİĞİMİZİ !"

Tırnak içindeki ifadeler kitaptan alıntıdır.

Muammer, bir alıntı ekledi.
 17 Nis 18:18 · Kitabı okudu

Olumlu düşünmelisiniz,geleceğe umutla bakabilmelisiniz.Moraliniz çabuk bozuluyorsa, kolaylıkla duygusal yıkıma uğruyor ya da yıpranıyorsanız,fiziksel olarak ne kadar sağlığınız yerinde olursa olsun,enerji seviyeniz düşük olur.

Stres - Kendine Güven - Mücadele Ruhu, Cengiz Erşahin (Sayfa 238)Stres - Kendine Güven - Mücadele Ruhu, Cengiz Erşahin (Sayfa 238)
Gogol'ün portresi, bir alıntı ekledi.
08 Nis 23:20 · Kitabı okudu · İnceledi · Puan vermedi

Acı bir gerçek...
Yeryüzünde şiddet denen çılgınlığın günün birinde sona ereceğine kim inanıyor? Güç ve şiddet kendine sığınacak bir yer her zaman bulacaktır.

Geleceğe Güven, Stefan ZweigGeleceğe Güven, Stefan Zweig
Gogol'ün portresi, bir alıntı ekledi.
 07 Nis 19:03 · Kitabı okudu · İnceledi · Puan vermedi

Tek bir insanın kanı, bütün insanlığın özgürlüğünden daha değerlidir. - Roussou

Geleceğe Güven, Stefan ZweigGeleceğe Güven, Stefan Zweig
Gogol'ün portresi, bir alıntı ekledi.
07 Nis 13:09 · Kitabı okudu · İnceledi · Puan vermedi

Bugün sonsuz ıstıraplar yaşanıyor. Artık merhametler de sonsuz olmalı.

Geleceğe Güven, Stefan ZweigGeleceğe Güven, Stefan Zweig
CacavS, Huzursuz Hayaletler'i inceledi.
07 Nis 12:37 · Kitabı okudu · 69 günde · 6/10 puan

İrlanda'lı yazar Glenn Meade'nin açgözlülüğün ve şiddetin mahvettiği hayatları anlattığı Huzursuz Hayaletler adlı romanını, hakkında duyduğum ve okuduğum olumlu eleştiriler üzerine okumaya başladım.

===== Kesinlikle Spoiler İçerir =======

Yazarın tarzı olan; önce karakterlerin tanıtımını amaçlayan ve onların geçmiş yaşamlarındaki hatıralarına ve iç dünyalarına yaptığı kısa süreli git-gel yolculuklar bazı okurlar için hikayeye girmeyi ve konuya odaklanmayı zorlaştırabilir ki bende öyle oldu. Anne, baba, kocası, çocukları, erkek kardeşi derken asıl hikayeden zaman zaman uzaklaşmak durumunda kalınmış. Asıl hikaye tam bir devinim kazanırken geriye dönüş (flashback) yaşanıyor. Neyse ki bu geriye dönüşler çok uzun sürmüyor ve tam sıkıcı olmaya başladığında yeniden asıl hikayeye dönüyor. Fakat bu durum o kadar sık tekrarlanıyor ki ilk 150-200 sayfa boyunca birkaç defa kitabı bırakmayı düşünmedim değil. Ancak bana sorarsanız, okuyucunun heyecanının pompalamayı amaçlayan bu yazım tarzı kitap yarısına geldiğinde neredeyse kalan bölümünü tamamen tahmin edilebilir kılmış. Bu nedenle de kitabın kalan yarısında maalesef beni şaşırtan, sürpriz diyebileceğim pek bir sır ortaya çıkmadı ancak daha hareketli geçen olay örgüsü içerisinde çok daha hızlı okuyabildiğim ve tat aldığım bölüm de burası oldu.

Savaşın gerek askerler gerekse normal insanlar üzerinde nasıl kalıcı etkiler bırakabileceği, hayatları nasıl mahvedebileceği net bir şekilde vurgulanıyor. Her toplumda karşılaşabileceğimiz aç gözlü insanlar burada da işlerini tehdit, şantaj ve rüşvet ile görüyorlar. Ancak nedense bunu ortaya çıkaran bozuk sistem tanımlanmasına, ortaya konulmasına rağmen eleştirilmekten kurtuluyor ve yine insanların ahlaki bozulmaları üzerinden bir yargıya varılıyor.

Romanda beni en çok rahatsız eden tarz ise ana karakter kime, ne sorarsa, neyi sorarsa, kimi sorarsa ve nasıl sorarsa sorsun, karşısındakilerin sürekli onlar, bunlar, sonra, sırası değil, zamanı gelince vb. türden kaçamak cevaplar vermesi. Muhtemelen diyalogların biraz uzatılması ve heyecan yaratması için tercih edilen bir yöntem ancak beni çok rahatsız hatta sinir etti diyebilirim.

Baş kahramanımız olan Kath Kelly Hayes, ABD ordusundan emekli albay Frank Kelly'nin kızıdır. Babası, erkek kardeşi ve helikopter pilotu olan kocası Jack birlikte ikinci Irak Savaşı'nda yer almışlar ve savaş sonrası sivil hayatlarına uyum sağlamakta başarısız olmuşlardır. Önce bir intihar girişimi sonucu felçli kalan erkek kardeşi, sonra düğün günü kendisi vuran annesinin oluşturduğu travmaları güçlükle atlatmaya çalışan Kath'in yaşamı ve geleceğe ilişkin tüm hayalleri, bir uçak kazasında kaybolan 2 çocuğu ve kocası ile yok olur.

8 yıl sonra uçağın enkazı Doğu Tennessee'deki Smoky Dağları'nın diplerinde bir yerlerde içinde cesetler olmadan bulunduğunda, Jack'in ve çocukların hayatta olabilmeleri ihtimalini doğurur. Olaylar geliştikçe asker kökenli bu ailenin bireylerinin hiç de göründükleri gibi olmadığı, herbirinin ciddi travmalar içerisinde güven sorunu ve kabuslar yaşadığını anlarız.

Roman boyunca Kath sürekli gerçeğin peşinde ve mahvolan yaşamı ile ailesi hakkında yeni yeni bilgiler ortaya çıktıkça, farklı sorunlar ve tehditlerle de mücadele etmeye başlıyor. Roman boyunca Kath hakkındaki bilgilerimiz pek fazla değişmez iken diğer tüm karakterler hakkında ciddi dönüşler, inişler ve çıkışlar yaşıyoruz. Okuyucu da doğal olarak tıpkı Kath gibi kime güveneceğini bilemez duruma geliyor. Tüm olay örgüsünün sonlara kadar uzatılıp tek mekanda çözülmesi ve tüm sırların ortaya dökülmesiyle, cevapların verilmesi bir çırpıda gerçekleşiyor.

Giriş ve gelişme bölümlerine göre çok daha hızlı gelen son, romanın daha yazılma aşamasında sanki sinema için senaryo oluşturabilmesi kaygısı ile kaleme alındığı hissini verdi bana.