• "Şu andaki girişimleri, Nietzsche'yi Schopenhauer'in irrasyonalizminden ayırma ve onu Aydınlanma ve Hegel ile bağlantı içine sokma girişimlerini çocukça buluyorum; daha açık belirtecek olursam, onda Amerikan emperyalizmi adına uygulanan ve şimdiye dek yapılmış en alt düzeydeki tarihsel çarpıtmanın dile geldiğini görüyorum."

    Gyorgy (veya Gyorg) Lukacs'ın bu eseri, Nietzsche hakkında tarih boyunca yazılmış en değerli eserlerden biri demek abartı olmaz sanırım. Kitabın uzunca bölümü Nietzsche felsefesi yazılmıştır, son bölümde ise Lukacs'ın Varoluşçuluk üzerine yazdığı üç kısa makaleyi okuyoruz.

    Kitabın adından da anlaşılacağı üzere Lukacs, akademik bir eser kaleme alıyor ve başta Nietzsche olmak üzere, okuyucunun bu kitabı okumadan önce önemli felsefî bilgiye sahip olması gerekir. Lukacs'ın temel tartışma konusu Nietzsche'nin kültürel ve tarihi üstünlüklerine karşın siyasi ve ekonomik düşüncedeki yetersizliği ve edebi zenginliği/etkileyiciliği nedeniyle bu yetersizliğinin göz ardı edilmesi, hatta yanlış anlaşılması. Lukacs bunu başlıca altı başlıkta inceliyor ve kendi eserlerinde sürekli olarak konudan konuya atlayarak, kafaları allak bullak eden Nietzsche'nin bu düşüncelerini çok iyi bir şekilde derleyerek okuyucunun önüne koyuyor.

    Birinci bölüm "Nietzsche'nin Modern İrrasyonalizmin gelişmesindeki özel pozisyonu" adını taşıyor. Nietzsche, yukarıda da belirttiğimiz gibi Schopenhauer'ı takiben yazıyor ve Marx'la aynı dönemde yazması onu ayrıca önemli bir yere yerleştiriyor. Bu dönemde, ayrıca Alman siyasi birliğinin kurulması ve Dünya Savaşı'nın yaklaşıyor olması da bir başka boyut.

    "İnsanlığın hakiki, asal yenilenmesinin gerçek, umut dolu filizleri özellikle de dekadanlıkta gizlenmektedir. Bu 'sosyal misyon' denebilir ki, daha baştan Nietzsche'nin yeteneğiyle, en içsel düşünce eğilimiyle, bilgisiyle uyum içindedir." cümlesiyle özetliyor Lukacs durumu.


    Bu dönemde, Aydınlanma sonrasında düşünce dünyasında bir düşüş olduğunu görüyoruz. Nietzsche'nin kendi ifadesiyle alırsak,

    "Sistematik yaratıcılarının hiçbirine güven duymuyorum ve onların tuttuğu yoldan ayrılıyorum. Sisteme yönelik irade onur eksikliğidir."

    Bu yönelim, Hegelcilik ile birlikte çöken sistematik düşünceye karşı bir tepki olarak dünyaya geliyor. Bu yönelimi, daha önce Kierkegaard'da da görüyoruz ama Kierkegaard'ın eserlerinin o zaman dünyaya yayılmamış olması ve Nietzsche'nin dini düşünceler olarak daha farklı, çağdaşlarına çekici gelen üsluba sahip olması onu öne koyuyor.



    İkinci bölüm, belki de en önemlisi: "Düşüncelerinin düğüm noktası:Sosyalizmin Savuşturulması"

    Nietzsche'nin Nazizm ve Avrupa'da faşizmin yükselmesi ile özdeşleştirilmesi, Nietzsche hayranları tarafından genelde tepkiyle karşılanır. Lukacs ise burada özgün bir noktada duruyor ve Nietzsche'nin Nazizm'i savunmasa bile, açık bir şekilde sosyalizm karşıtı olarak cephe aldığını ve böylece faşizmi azdıran düşüncelere sahip olduğunu söylüyor. Kendi deyimiyle "uluslararası çok başlı ejderha" olan sosyalizm, yükselişiyle birlikte devletin kendisine karşı güvensizlik yaratıyor. Nietzsche, din konusunda ne kadar yenilikçi ise devlet konusunda da o kadar muhafazakâr bir tutum takınıyor. Sözde Alman milliyetçiliği karşıtı olan Nietzsche'nin asıl sorunu kitabın adında geçtiği gibi yeteri kadar agresif ve emperyalist olmamak.

    "Eğer köleler istiyorsak bu durumda onları beyefendi diye yetiştirmek için budala olmalıyız."

    Bu cümlede, Nietzsche'nin sosyalizm ve sosyal politika karşıtlığını tüm çıplaklığıyla görüyoruz. Nietzsche'ye göre ideal toplum, efendi-köle diyalektiğine dayanır. Eşitlik, toplumun altına dinamit yerleştirmek olur.


    Kalan bölümleri uzun uzadıya yazmayayım da ilgilenen okurlar, devamını kitaptan okusunlar... Genel olarak içerdiklerini yazalım...

    _ Nietzsche'nin toplum filozofu değil sadece burjuva filozofu olması ve burjuva için etik yaratmaya çalışması.

    _ Nietzsche'nin işçi sorununu, sadece ekonomik bir sorun olarak görmesi ve yetersiz bakışı.

    _ Nietzsche'nin farklı ateizmi ve etik görüşü

    _ Biyolojik bakış ve Darwinizm

    _ Savaşçı gericiliği


    Şu cümleyle kapatayım:

    "Dekadanlık Nietzsche için evrensel bir sorundur ve Dionysos geleceğe gebe, olumlamaya layık dekadanlığının simgesi olarak, insanı felç eden, güçsüzleştiren kötümserliğe (Schopenhauer) karşıt olarak, içgüdünün kurtuluşuyla (Wagner) belirir."
  • 1000Kitap adlı platformu yeni keşfetmiş -daha ziyade kullanmaya başlamış- biriyim. Ülkemizde entellektüel birikim ve okuma aşkı karşısındaki gücün bu kadar hissedildiği dönemde yalnızca kitapların konu edildiği bir dijital platformun olduğunu görmek insana şevk, umut ve geleceğe ilişkin güven hissi veriyor.
  • 3. Milliyetçi tarih yazımı, hem biçimde (içindekiler tablosunun kendine özgü şablonunun yaratılmasında bile) hem veri toplama ve bilgileri bir araya getirmede, on yıllar boyunca şaşırtıcı bir devamlılık sunsa da, işlevi hâlâ politik aktörlerin -ve bazen ‘kitlelerin’- onu nereye koyacağına veya ondan ne çıkaracağına bağlıdır.8 Milliyetçi tarih yazımı -sürekli yeni sosyal aktörler ve onların özenle işlediği stratejiler ile, yanı sıra daha önce ortaya çıkamamış yeni anlamların üretilmesi ve meşru kılınması ihtiyacı ile şekil verilen- geniş politik uygulamalara ortak olur ve hizmet ederMilliyetçi tarih yazımının devamlılığını garanti eden ve bazı durumlarda hayli ileri ve iyi belgelerle desteklenen yayınlara yöneltebilen, toplanmış kanıtlar milliyetçi tarih yazımının önemli bir yeniden üretim aracıdır. Ama onun rolü yeni belgelerin sunumuyla sınırlandırılamaz: O geçmişte yeni dönüm noktaları kurmayı da amaçlar. Amacı yalnız (hiç kuşkusuz yaptığı) toplam bilgiyi genişletmek değildir, (Kürt konusunda ve diğer birçoğunda) neden önceki faillerin ve mücadelelerin başarısız olduğunu ve buna rağmen milliyetçiliğin -veya başka bir doktrinin- neden hâlâ anlamlı olduğunu göstermektir, ı Geçmişin analizi bugünkü aktörler ve onların projesini meşru / kılar ve ‘kitlelerin’ geleceğe inanmasını sağlar. Bu yüzden, Kürt milliyetçiliği -veya başka bir doktrin- tarihe gömülen ancak (‘kitleleri’ ikna edebileceği tasarlanan) öznel koşullar değişirse, filiz verecek bir anlama sahiptir: ‘Davamıza’ daha güçlü inanç ve güven daha yetenekli bir liderlik, daha az bozulmuş bir aydın kesimi, köleliği reddetmeye hazır bir halk olursa.
  • Yaklaşık bin yıldır sayısız halklar ve kavimlerin yaşamış olduğu "ırklar potası" bu topraklatda katışıksız,safkan bir toplum yaratma ideolojisi üzerine şimdi kafa yormak bile yitirilmiş zamandır.
  • "Bütün diğer toplumlardan başka bir Tanrı'ya tapan Yahudiler diğerlerinden ayrı kalmıştı.Sadece Tanrıları başka değildi,duaları da anlaşılmayan bir dildeydi,yazılarını da hiçkimse okuyamıyordu.Etini yedikleri hayvanları bile kendi kasaplarından başka türlü kesiyorlar,yemeklerini bambaşka pişiriyorlardı.Dini bayramları değişikti,Avrupalılar gibi dinlerini yaymak için de misyonerlik de yapmıyorlardı.Fakat kendi içine kapanan diğerlerine yaşamını göstermeyen,topluma açılmayan kişi her ülkede çevresinde güvensizlik ve nefret uyandırır."
  • Bana kalırsa yarının kadını,ortaçağ tablolarından tanıdığımız,her şeye açık,hafif kadından çok,yaşam savaşı vermeye hazır Amazon kadınlarını andıracak.