Az önce birinin "gençlere ekran süreleri yüksek diye laf söylüyoruz. Çünkü bu kadar kısa sürede bu kadar duygu hissetmeleri normal değil" dediğini gördüm. Öncelikle, ben kitap okurken o kadar kısa sürede o kadar duygu yaşıyorum .-. Hem ekran süresi ≠ Sosyal medya Ben telefondan e-kitap ve çizgi roman okuyorum. Webtoon'a yaptıkları değişiklikler yüzünden kıl olmadan önce bazen 6 saatimin oraya gittiğini bilirim. Ayrıca çeşitli şeyleri öğrenmek için uygulamaların yanı sıra YouTube'tan da ders dinliyorum. Bazen boşluğa düşüp Instagram'da fazla vakit geçirdiğim oluyor ama arkadaşlara mesajlaşmak için de Instagram'ı kullanıyoruz. Benim gördüğüm kadarıyla esas internette kaydırıp duranlar 50 yaş üstündekiler. Gençlere "onu yapma, bunu yapma" diye söylenip onları eleştirmek yerine düzgün bir açıklama ve eğitim verilmeli. Sosyal medyayı sanat ve eğitim için kullananlar var. Algoritla nedir, dopamin bağımlılığı nedir, "rage bait" nedir bunların anlatılması lazım ama bunları önce +50 yanındakilere anlatmak lazım... "Yapay zeka nedir"le başlayarak... Bazı akrabalar beni delirtiyor çünkü... Hani başta kanması sorun değil... ama bariz yapay bu dediğim zaman ben yerine internetteki rastgele birine inanmayı seçen teyzeye daha ne anlatayım ben 🤦🏻‍♀️
İnsan ve Hayat
Minik bir destek, binlerce miniğe destek demek olabilir.
Herkese merhaba, bugün sizlerle güzel bir haber paylaşmak istedim. 😊 Koç Topluluğu Koç Gönüllüleri Kitap Paylaşım Projesi kapsamında, Anadolu’daki köy okullarının kütüphanelerine kitap ulaştırılıyor. Evimizde artık kullanılmayan ya da çevremizden temin edebileceğimiz çocuk ve gençlik kitaplarını bağışlayarak bu projeye destek olabilir, kitapların ihtiyaç sahibi okullardaki çocuklarla buluşmasına katkı sağlayabiliriz. Kitaplarınızı, tüm Aras Kargo şubelerine “Koç Gönüllüleri Kitap Paylaşım Projesi” olduğunu belirterek ücretsiz teslim edebilirsiniz. Adres bilgisi vermenize gerek yok. Proje kapsamındaki tüm gönderiler tek bir adrese yönlendiriliyor ve şube yetkilileri bu bilgiyi sistem üzerinden görüntüleyebiliyor. Bağışlayabileceğiniz kitaplar (iyi durumda, temiz veya çok az kullanılmış): • Okul öncesi okuma, etkinlik ve aktivite kitapları • Çocuk ve gençlere yönelik okuma kitapları • İlkokul, ortaokul ve lise ders destek kitapları • LGS hazırlık kitapları • Üniversiteye hazırlık kitapları Kargo tamamen ücretsizdir. Kitapları evde poşetleyip bantlayarak veya kolileyerek hazırlayıp Aras Kargo şubesine teslim edebilirsiniz. Şubedeki görevlinin proje hakkında bilgisi olmaması durumunda Hasret Korkmaz (0542 440 37 59) ile iletişime geçebilirsiniz. Kitap kabulü Eylül ayı sonuna kadar devam edecek. Kitaplarınızı hafta içi mesai saatleri içinde, cumartesi günleri ise saat 12.00’ye kadar Aras Kargo şubelerine teslim edebilirsiniz. Çevrenizde destek olabilecek kişilerle de bu mesajı paylaşarak daha fazla kitabın çocuklarla buluşmasına katkı sağlayabilirsiniz.
1000Kitap
BELKİ çok varlıklı değildik...Ayakkabılarımız da hep marka değil di...Elbiselerimizi annem diker,kazağımızı annem örerdi.Mutluyduk...Korkmazdık... Okulumuz öğretmenimiz güzeldi...Andımızı okurduk. Fabrikalarımız bizimdi. Yollarımız bizimdi. Köprülerimiz de... En çok müslüman yoktu....Herkes insandı.Herkes cennetlik...Komşuluk vardı. Gaz yoktu. Tek odada kömür sobası. Ama hiç üşümezdik. Bir roman yazsan sığmaz buralara. Kopya yoktu.Herkes kendi alınteri ile gelirdi biryerlere. Din konuşulmaz, herkes ibadetini yapardı... Demokrasi vardı. TRT bizimdi. Dinlerdik Yurttan sesler. Zeki Müren ,Neşet Ertaş,Bedia Akartürk. Aşık Veysel. Radyo tiyatrosu dinlerdik. Hepsi bizimdi. Televizyon siyah beyazdı ama bizim için rengarenkti. Kaptanın Seyir Defterini o zaman not ettim. Elektrik Kurumu bizimdi. Buğday bizimdi. Saman bizimdi. İnek bizimdi. Komşu teyzelerle akşamları yazlık sinemalara giderdik. Ya da çıngır çıngır çaylar börekler eşliğinde hoş sohbetler vardı. Kimse kimseye kışt demezdi. Kimse kimseye sen şucusun ben bucuyum filan demezdi. Türk tütünü vardı.Pancar vardı.Türk şekeri vardı. Sümerbank vardı.Etibank vardı. Halkbank vardı.Sokaklarda akşama kadar oynardık. Eller tozlu. Dizler yırtık. Kimse bizi kaçırmazdı annelerimiz korkmazdı. Gençlere eski Türkiye’yi anlatın diyorlar. Nasıl anlatalım? Demezlermi ne yaptınız böyle? Neticede..... Varlıklı değildik. Belki ayakkabımız yamalıydı. Kıyafetleri annem diker. Kazağımı annem örerdi,ama Mutluyduk ! Korkmazdık ! Okulumuz öğretmenimiz güzeldi. Andımızı okurduk. Fabrikalarımız bizimdi. Yollarımız bizimdi. Köprülerimiz de.. Çoğumuzun cebi delik, ancak gönlü zengindi. Sofralarımız bereketli, yediklerimiz sağlıklıydı.
Gerçeklerde biraz (: Yok kendime dahi torpil yok.
Yaşarken olenler, olmüşken yaşayanlar, oldüğü için ölenler... Hayatımda sevdiğim tek tük insan vardı. Toprağa dönüştüler. Şerefsize dönüşenlere bir şey olmadı. Ya yaşarlarken ya da olmüşlerken kaybettim. Sevdiklerim olarak kaybettim ama asıl kaybeden o yaşayanlardı ama oldükleri için umrumda değiller ve o yüzden kayıp ya da kazanç olayına bile değinmiyorum. Daha küçük acılarda omurgasını yamultanları affetmeyeceğim. Onlar da kendini affetmesin. Ya da pek bir şeye maruz kalmadan çok şeye maruz bırakanları. Hayatın zorlaştırıcılığında rol oynayan herkes suçlu. Ve affetmiyorum. Bugün affetmeyen tarafındayım. Büyük oldukları için hürmet beklerken büyük gibi davranmayanlara ise öfkem de var. Yaşınız aşağılık oluşunuzu örtememiş. İğrenç oluşunuzu kapatmamış ne saygısı? Beni ölünce beni yiyecek olan kurtçuklara dahi saygıyla yaklaşırken onlar bir kurtçuk seviyesinde bile değil. Ne saygısı cidden? Acizlik ve pştluk saygı duyma algıma girmiyor. İnsan o yaşına kadar hiç mi kendini sorgulamaz, hiç mi kendini adam etmeye çalışmaz, hiç mi bir şeyleri düzeltmeyi düşünmez? B.k yemeye başlayıp nefeslenmeye dahi fırsat bırakmamışlar. B.k havuzu olup yaşlarından ötürü, sadece yaşlarından ötürü böbürlenerek yürüyorlar. Büyümek gerçekten saygıya baksaydı çoğu insan Dünyaya geldiği ilk andaki haliyle kalırdı. Bu senin emeğinle ya da çabanla hak etmiş olduğun bir şey değil. Ne saygısı? Benden fazlaca gün yaşamışsın. Ona rağmen bir halta yaramamış. Ne saygısı? Saygıya da basit gözüyle bakıyorsunuz: Yaşla sınırlandırılması ya da yaşın içinde olması basitliğini gösteriyor. Ezberden bozma hiçbir şeye saygım yok. Ağlayarak amel defterlerine yazabilirler. Layıkıyla olamamış olduğunuz hiçbir şeye saygı duymam ben. Mesafeden ikinci çoğulla konuşurum, saygıdan değil. Siz de aslında hak etmediğinizi
Duygu ve Düşünce
Bugün Karne Günü
Çok iyi bilirim nasıl heyecanlı olunuyor karne alınırken karne verilirken ☺️ bir de yaz tatili heyecanı. Mutlu güzel tatlı bir yaz tatili olsun gençlere çocuklara..
22/06/2026 Canik Samsun
Yusuf Kaplan Samsun'da Gençlerle Buluştu: "Özünü Kaybeden Özgürlüğünü Kaybeder" *Canik Gençlik Merkezi'nin düzenlediği "Çınar Altı Sohbetleri" programında konuşan yazar ve fikir adamı Yusuf Kaplan, Türkiye'nin eğitim sistemini, medeniyet krizini ve gençliğe düşen misyonu sert bir dille masaya yatırdı.* --- Samsun Canik Gençlik Merkezi Bahçesi, 22 Haziran Pazartesi günü saat 17.00'de Yusuf Kaplan'ın sesiyle doldu. T.C. Gençlik ve Spor Bakanlığı'na bağlı Canik Gençlik Merkezi'nin "Çınar Altı Sohbetleri" başlığıyla düzenlediği etkinlikte konuşan Kaplan, gençlere dönük keskin tespitler ve yüksek beklentilerle dolu bir söyleşi gerçekleştirdi. "Kolay elde edilen kolay elden gider" Konuşmasında eğitimden medeniyete, yapay zekadan siyasete uzanan geniş bir çerçeve çizen Kaplan, sözlerine Goethe'nin bir cümlesiyle başladı: *"En iyi köleler kendilerini özgür zanneden kişilerdir."* Bu alıntıyı, Türkiye'nin içinde bulunduğu zihinsel krizin özeti olarak sunan Kaplan, aydınlanma düşüncesinin aslında "tam bir karartma operasyonu" olduğunu savundu. Konuşmasında öz, göz ve söz arasında kurduğu bağlantı dikkat çekti: *"Özünüz ne kadar gürse o kadar özgürsünüzdür. Özünüzü kaybederseniz özgürlüğünüzü kaybedersiniz."* Eğitim sistemine sert eleştiri Kaplan, Türkiye'nin mevcut eğitim sistemini ağır biçimde eleştirdi. Fransa'daki eğitimin üçte birinin Katolik Kilisesi kontrolünde olduğunu hatırlatan Kaplan, Türkiye'nin tam aksine kendi değerlerinden kopuk bir eğitim sistemiyle yönetildiğini vurguladı. Bosna'yı örnek gösteren Kaplan, "Onların en iyi okulları medreseler. Onları biz kurduk, onlar korudu — biz koruyamadık" dedi. Bir sivil toplum kuruluşunun üniversite sınavlarında ilk beş bine giren on dokuz bin öğrenciye burs verdiğini aktaran Kaplan, bunu açıkça "devşirme" olarak
Alıntı