insana özgü tüm duygular gibi, mutluluk veren duygular da geçicidir, gelip giderler. Bunlara ne kadar tutunmaya çalışsak da asla uzun süre kalıcı olmazlar. Göreceğimiz gibi, ‘iyi hissetme’ peşinde koşulan bir yaşam uzun vadede gerçek anlamıyla tatmin edici değildir.
Sayfa 23·Kitabı okuyor
Psikoloji
“Sen neden hiç gülmüyorsun Momo?“ diye sordu Mösyö İbrahim. İşte bu soru gerçek bir yumruktu, hatta bir çifte gibiydi, hazırlıklı değildim. “Gülmek zengin insanların şeyidir, Mösyö İbrahim, benim imkanım yok. Beni sinir edip canımı sıkmak için gülümsemeye başladı. “Sen benim zengin olduğumu mu sanıyorsun?” “Kasanızda her zaman para var. Bütün gün bu kadar para toplayan başka birini tanımıyorum.” “Paralarla aldığım malların parasını ve kirayı ödüyorum. Ay sonunda bana pek az para kalıyor, sen de biliyorsun.“ Sanki damarıma basmak istiyor gibi daha da fazla sırıtmaya başladı. “Mösyö İbrahim, zengin insanların şeyi dediğim, gülmek yani, mutlu insanların şeyidir demek istiyorum.“ “İşte orada yanılıyorsun. Asıl gülümsemek insanları mutlu eder“
Sayfa 17 - Doğan Kitap·Kitabı okudu
Reklam
Gerçek mutluluk yavaş yavaş, azar azar gelir ve bu bizim hayata bakış açımızla, çevremizle, çevremizdekilere karşı davranışımızla doğrudan doğruya ilgili ve orantılıdır. Mutluluk, birbirini tamamlayan ufak tefek şeylerin birikmesinden doğuyor.
Sayfa 22
“Buraya gömülen insanlar mezar taşlarının üstüne gerçek yaşlarını değil, hayatta mutlu oldukları günleri yazarlar. Kimi 21 gün mutlu olmuş, kimi 37 gün. 52’yi geçen çıkmadı daha.”
Hayata Dair
"Sevilmenin sınırları bulanıktır."
Gerçek sevgi kendini ifade etmek için zorlamaya ihtiyaç duymaz. Eğer biri tarafından sevilmek için kendinizi paralamak zorunda hissediyorsanız muhtemelen gerçek sevginin ne olduğu konusunda yanlış öğretilere sahipsinizdir ki bu yüzden "Ne olursa olsun kendinde olanın hep daha fazlasını sun karşındaki insana" düşüncesine hapsolursunuz.
Sayfa 106·Kitabı okuyor
En yüce iyinin iç organlarda olduğunu söyleyenler onu ne kadar da rezil bir yere koymuş oluyor. Bu yüzden hazzın erdemden ayrılamayacağını belirtir ve kimsenin keyifli bir yaşam sürmeden ahlâklı yaşayamayacağını, ahlâklı yaşamadan da keyifli bir yaşam süremeyeceğini söylerler. Birbirinden bu kadar farklı olan bu şeylerin nasıl aynı bağla birbirine bağlanabildiğini anlamıyorum. Size soruyorum, nasıl oluyor da haz erdemden ayrılamıyor? Bunun sebebi tüm iyi şeylerin çıkış noktasının erdem olması, hatta sevdiğiniz ve arzuladığınız şeylerin de erdem köklerinden doğmuş olması mı? Oysa bunlar birbirinden ayrılamıyor olsaydı, tatlı olup da ahlâken doğru olmayan bazı şeyleri ve ahlâken ziyadesiyle doğru olup da acılara katlanılması gereken bazı zor durumları görmememiz gerekirdi. [2] O hâlde bu durumda hazzın en rezil yaşama daldığına, buna karşılık erdemin kötü yaşama izin vermediğine dikkat et. İnsanlar haz olmadan zavallı duruma düşmez, aksine hazdan dolayı öyle olurlar. Haz erdeme karışmazsa bu olmaz; bu yüzden erdem çoğunlukla hazdan yoksundur, ona asla ihtiyaç duymaz. [3] Birbirine benzemeyen, hatta zıt olan şeyleri niçin bir araya getiriyorsunuz? Erdem yüce, soylu, krallara layık, yenilmez ve tükenmez bir şeydir; haz ise bayağı, kölelere layık, zayıf ve güdük bir şeydir. Onun durağı ve ocağı genelevler ve meyhanelerdir. Erdemi tapınaklarda, forumda, mecliste, surların önünde dururken, toz içinde ve boyalı, elleri kabuk bağlamış hâlde bulacaksın; hazzı ise çoğunlukla hamamların, rahatlama salonlarının ve çekinilen yerlerin çevresinde saklanırken ve karanlık bir yer ararken, şarap ve buharla ıslanmış, bir ceset gibi sararmış, boyanmış ve makyaj yapılmış bir hâlde bulacaksın. En yüce iyi ölümsüzdür, yok olmak nedir bilmez; ne doyumu ne pişmanlığı vardır. Doğru zihin
Reklam
Reklam