Puan vermedi·152 syf.··
2026 26. kitabı
·
9 saatte okudu
·
Okunma: 18 Haziran 2026 20:36
Han Kang’dan okuduğum üçüncü kitap oldu. Daha önce Vejetaryen ve Çocuk Geliyor’u okumuştum. Her kitapta farklı bir konuya odaklansa da Han Kang’ın yazımında beni etkileyen ortak bir taraf var, en ağır duyguları bile sakin ve sade bir dille anlatabilmesi. Beyaz Kitap’ta da bunu hissettim. Han Kang bu kitapta klasik anlamda bir roman yazmıyor. Denemelerden oluşan bir yapıyla ilerleyip beyaz renkten yola çıkarak bizi duygular üzerine düşündürüyor. Bu yüzden kitap boyunca bir hikayenin peşinden gitmedim. Daha çok bazı duyguların etrafında dolaştım. Kitap boyunca beyaz nesneler ile karşılaşıyoruz. Bir kar tanesi ya da bir beyaz manolya bazen uzun uzun düşündürdü. Belki de normalde üzerinde durmadan geçeceğimiz şeyler, burada başka anlamlar kazandı. Her kısa metin farklı bir duygunun kapısını araladı. Her biri kısa metinler aracılığıyla farklı duyguların kapısını aralıyor. İlk başlarda parçalı bir yapı gibi görünen kitap ilerledikçe parçaların bir araya gelerek görünmeyen bütün olduğunu hissettirdi. Han Kang’ın kitaplarının ortak bir yanı var, kitap bittiğinde sizi hemen bırakmıyor…
Beyaz KitapHan Kang · April Yayıncılık · 20242,053 okunma
Hayat İmkânsız Değil; İnsan İçindeki Mucizeye Geç Kalabiliyormuş!
8/10
·368 syf.··
2026 132. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 18 Haziran 2026 21:11
Hayat İmkânsız Değil; Bazen Sadece Biz Çok Yorulmuş Oluyoruz I—BAŞLANGIÇ: Matt Haig’in Hayat İmkânsız adlı eserini bitirdiğimde kitabı kapatmadım aslında; sadece sayfaları kapattım. Çünkü bazı kitaplar bitince susmaz. İçinizde konuşmaya devam eder. Bu kitap da tam olarak onlardan biri oldu benim için. Matt Haig, yine bildiğimiz yerden yakalıyor insanı: kayıptan, pişmanlıktan, yalnızlıktan, geçmişin insanın içinde bıraktığı o görünmez tortudan… Ama bunu yaparken okuru karanlığın içine bırakıp gitmiyor. Aksine, karanlığın içinde küçük küçük ışıklar yakıyor. Hani bazen hayatın bize karşı çok sert, çok yorucu, hatta biraz da “fazla mesai yapan bir kader memuru” gibi davrandığını düşünürüz ya; Haig tam o noktada çıkıp şunu fısıldıyor: “Belki de mesele hayatın imkânsız olması değil, bizim yeniden başlamaktan korkmamızdır.” II—İNCELEME: Romanın merkezinde Grace Winters var. Emekli, yalnız, geçmişin ağır yüklerini omuzlarında taşıyan, hayatla arasına mesafe koymuş bir kadın. Onun Ibiza’ya uzanan hikâyesi ilk bakışta gizemli, hatta yer yer fantastik bir yolculuk gibi görünse de bana göre kitabın asıl yolculuğu dışarıda değil, içeride yaşanıyor. Grace’in gittiği ada kadar, kendi içine yaptığı yolculuk da romanın kalbini oluşturuyor. Kitapta en çok sevdiğim taraflardan biri, Matt Haig’in “iyileşme” meselesini kolaycı bir iyimserlikle anlatmamasıydı. Bu romanda acılar bir anda geçmiyor, kayıplar sihirli bir cümleyle kapanmıyor, geçmiş yok olmuyor. Zaten hayat da böyle değil mi? Bazı boşluklar kapanmaz; sadece insan o boşlukla yaşamayı öğrenir. Bazı özürler geçmişi değiştirmez; ama insanın içindeki düğümü biraz gevşetir. Bazı başlangıçlar da cesaretten önce korkuyla gelir. Grace’in hikâyesi bana şunu düşündürdü: İnsan bazen yaşlanınca değil, ummaktan vazgeçince yaşlanıyor. Ve
Hayat İmkânsızMatt Haig · Domingo Yayınevi · 20245,9bin okunma
Reklam
10/10
·352 syf.··
2026 16. kitabı
Sezomm öncelikle seni çok seviyorum. İyi ki bu kitap sektörüne girmissin de bizi böyle bir şaheserden mahrum bırakmamıssın . Kitabı okurken ister istemez 37’yi düşündüm ve gelişimin o kadar farkla belli oluyor ki tebrik ederim seni gerçekten cabana sağlık askım. Evet bu kitaba gelirsek tekrar soluksuz okudum gerçekten. O kadar akıcı, o kadar merak uyandırıcıydı ki. Başladığımdan beri tuvalete bile gitmedim heyecandan yani. Kitap beni biraz da bölümümden kaynaklı etkiledi, PDR öğrencisi olarak böyle bir kurguyla şekillendirmen ve gerçekten çok iyi hakim olmana bayıldımmm. Ay diyecek söz bulamıyorum resmen her açıdan mükemmeldi ya. Sadece sonuna gelmek istiyorum. TAM OLARAK SEZO KEZONUN YAZABİLECEĞİ TÜRDEN BİR SONDU. Budur. Ağzım acık kaldı. Baka kaldım. Algılayabilmek icin dönüp iki kere daha okudum. Tebrik ederim hayatım seni kalemine sağlık. Tüm krizlerime itinayla cevap verdiğin icin tesekkür ederim. Simdi bu bitti yenisini yaz lütfen hemen.
Kusursuz YabancıSezin Karameşe · Ephesus Yayınları · 202672 okunma
Pasif bir hayat hayat değildir!
6/10
·96 syf.··
2026 15. kitabı
Tolstoy hep bana romantik gelmiştir ama bu kitabı ile romantizmi arşa çıkarmıştır. Bir defa kitap insan doğasına aykırı, sürekli her şeye boyun eğmeyi, hayatı Tanrı'ya bırakmayı öneriyor. Bu düpedüz saçmalık! Bir Tanrı varsa dâhi sadece şükür etmekle değil, çalışmamızla da onun takdirini kazanmamız gerekir. Oltayı denize attım ama yem koymadım, balık gelirse gelir gelmezse canı sağolsun demek düpedüz aptallık! Hele çetrefilli bir coğrafya da yaşıyorsan bittin. Rusya'ya gitmedim oraları bilemem ama Türkiye'de böyle yaşayanı yaşatmazlar. Asalak gibi söğüşlerler. Siz siz olun kitabı okuyarak gaza gelip de böyle bir hayatı tercih etmeyin.!
İnsan Neyle Yaşar?Lev Tolstoy · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2024234,3bin okunma
Sizi geçmişe götürmeye geldim! /788. İnceleme
Puan vermedi·278 syf.··
2026 29. kitabı
·
16 günde okudu
·
Okunma: 26 Nisan 2026 00:48
Vakit gece yarısı, nostaljik radyomda TRT Türkü açık, "Güzel ben Aşkaleliyim," çalıyor. Tam o anda elimde Memleket Hikâyeleri ve birçok yerde geçiyor Aşkale. -Hiç gitmedim, buradan Erzurum'a ve tüm Erzurumlulara selam etmek isterim!- Bazen geçmişte yaşadığımı düşünüyorum, bazen düpedüz geçmişte yaşıyorum... Geçmiş tuhaftı. İnsanı hem hayata bağlayan hem her an kopup gitmeye hazır, en zaaflı, en zor, en zayıf parçaydı, der Ayfer Tunç, Annemin Uyurgezer Geceleri'nde. Daha hüzünlü Şükrü Erbaş, "Geçmiş kimi iyileştirmiş ki?" Ve Nermin Yıldırım, "Geçmiş daima orada, hiç geçmediği yerde." Oysa "Yıllar değil, bir hayat geçti," diyor Lev Tolstoy, John Steinbeck ise, "Biz artık geçmiş zamanız." Geçmiş geçiyor, peki neden hep kafamız geriye dönük? Neden önümüze değil de ardımıza bakıyoruz hep? Geride bıraktıklarımız gelecekte umut ettiklerimizden daha mı kıymetli? Anılar üstün mü geliyor umutlara? instagram.com/reel/DXETP55gmr... "Bu ülkede hiç kimse ölmeden önce doğduğu evi ziyaret ede­mez, mahallesini bulabilen şanslıdır." Hızla değişiyor hayat! Hızla değişiyor mahalleler. Doğduğun evi ziyaret etmenin de bir hüznü var değil mi? Hatırlasanıza o günleri; mahalle maçlarını, akşam ezanıyla son bulan saklambaçları, gece uyuyana kadar edilen sohbetleri, radyolardan istenen istek parçaları, sabah uyanıp erkenden izlenen çizgi filmleri, -en çok da Tom ve Jerry'yi- youtube.com/shorts/f2V9KZbS... önlükle gidilen okulları... Zor ama güzel zamanlardı, kimimize hüznü, kimimize yaraları kaldı. youtube.com/shorts/qd7OnS4K... Memleket Hikayeleri, Üç bölümden meydana geliyor eser; Memleket Yazıları, Fotoğraflar Anlatıyor ve Memleket Hikâyeleri. Kurgu ile gerçeğin iç içe olduğu, Ayfer Tunç'un gözlemlerinin öne çıktığı, bir hikâye, bir anı,
Memleket HikayeleriAyfer Tunç · İletişim Yayınevi · 2012505 okunma
6/10
·136 syf.··
2026 2. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 24 Nisan 2026 23:25
Fatih Duman ı "Âma" kitabıyla sevip diğer kitaplarını da hemen almıştım. Fakat bu kitap beni Ama kadar etkilemedi. Çok merakla okudum ama özet olarak ne anladım dersem İstanbul ve özellikle Sarıyer in anlata anlata bitiremediği kadar güzel olduğu. Ben daha önce gitmedim. Ama aklımda bir Telli Baba türbesini ziyaret var. Rivayet nedir bilmiyorum. Daha önce araştırma da yapmadım aslında Telli Baba ile ilgili fakat kitabın beni doyuracağını bekledim ama olmadı. Herkesin duygu durumuna göre değişir tabiki okudukları belki benim o anıma denk gelmedi kitap diyelim. Ya da üst üste iki kitabını okuduğum için çok etkilenmedim bilemiyorum. Belki seneler sonra bir kez daha okurum.
DemFatih Duman · Nesil Yayınları · 20172,654 okunma
Reklam
Reklam