"Gitmek", diyordu Mani kendi kendine, "gitmek bir şenliktir, belki de şekilden şekle girebilen, kimi bürümcükten, kimi meşeden bin türlü kılığa bürünebilen biricik şenlik. Ufkun ezeli tutsakları olan insanoğullarının başka bir şeyi kutladığı görülmüş müdür?"
Sesli kitabın başka bir işle meşgul olurken okumayı mümkün kıldığı argümanının da iler tutar bir tarafi yok ne yazık ki. Ne zamandan beri entelektüel faaliyetler ev işlerinin alılığı oldu? Sosyal medyada ya da ekran başında ömür tüketen bir toplumun kitaba ayıracak günde birkaç saati yok mu hakikaten? İnsanların bir ya da iki sigara paketine denk gelen kitap fiyatlarını fazla bulmasına da şaşmamak gerek demek ki. Ancak artık birilerinin kral çıplak demesi ve huzur kaçırması gerek. Sürekli suyumuza giden neoliberal tüketim kültürü, insanları aptallaştırmaktan ve tembelleştirmekten başka bir şey yapmıyor. Bir şeyler öğrenmek isteyenlerden bir zahmet dizlerini kırıp kendilerini biraz zorlamalarını istemek, özel okullara on binlerce lira akıtılan bir ülkede çok da ileri gitmek olmasa gerek. Eğitimin evde başladığını hatırlatırsak hele..
Şu Pére-Lachaise Mezarlığı'na bakın! Öldükten sonra bile eşitlik yok! Soylular, zenginler yukarıda, akasya ağaçlarıyla kaplı, döşeme taşlı yollarda. Oraya arabayla gidebilirler. Ya alt tabakadan yoksul, bahtsız insanlar? Onları aşağıya, çamurun dizlere kadar yükseldiği nemli çukurlara yerleştiriyorlar. Bunu bir an önce çürüyüp gitsinler diye yapıyorlar! Onları görmeye gitmek için toprağın içine gömülmek gerek.