Hatice Kübra Tongar + Çeyiz
7/10
·176 syf.··
2024 28. kitabı
·
23 saatte okudu
·
Okunma: 23 Eylül 2024 12:51
Tohumu toprağa ekerseniz ve üzerini kapatırsanız o tohum filizlenip büyür ve alanı işgal etmeye başlar. Hele de o tohum zararlı bir bitkinin tohumu ve hızla çoğalan bitkilerdense artık size rahat yüzü görünmez. Artık her ne kadar görmemezlikten gelmeye çalışsanız da o bitkiler orada duruyordur ve size yaşam alanı bırakmamaya kararlıdır. Ya tâ en başından tohumu imha edecektiniz ya da o artık iş işten geçti o bitkilerle savaşacaksınız ya da o bitkiyi evcilleştirip yararlı bir bitki haline getireceksiniz. İşte bilinçaltı da böyle bir şey. Bilinçaltı burada toprak oluyor, tohum da yaşadığımız ve bize acı veren anılar.. Kitapta birçok öykü var ve hemen hepsinin ortak yanı öyküdeki karakterlerin öncelikle yaşadıkları kötü anıları tohum gibi ekmesi ve bitkinin büyüdükten sonra da karakterlerde huzursuzluğa neden olması. Ama ne zaman ki karakterler bitkiyle savaşmaya karar veriyor işte o zaman iyileşme süreci başlıyor. Bence kitabın vermek istediği mesaj da bu: bazı şeyleri her ne kadar görmemezlikten gelseniz onlar oradalar ve siz onlarla savaşmadan oradan gitmeyecekler ya da onlarla barışmadan size rahatsızlık verip duracaklar. Bir de kitapta dikkati çeken şeylerden bir tanesi de aileyle ilişkilerin ne kadar da önemli olduğu. Öykülerdeki ortak temalardan bir tanesi de zaten bu: insanın anne babasıyla ilişkileri tüm yaşam boyunca insanı etkiler. Öykülerde anne ve/veya babasız büyüyenler, annesi babası olup da olmayanlar var, yani sadece bedenen var olanlar.. Uzun lafın kısası kitabın vermek istediği mesajlar bunlar. Tabii başka mesajlar da vermiştir ama ilk göze çarpanlar bunlar diyelim o halde. Her neyse her üniversitede her şeyin bölümünü açmışlar da anne babalığın bölümünü açmamışlar. Hoş zaten açsalar da pek bir işe yaramaz bence. Belki onda da torpille falan anne baba
İnceleme
ÇeyizHatice Kübra Tongar · Hayykitap · 01,937 okunma
Beyhude Ömrüm - M. KUTLU /Hayat kitaplarda yazana pek benzemiyor.
9/10
·212 syf.··
2023 104. kitabı
·
3 saatte okudu
·
Okunma: 27 Temmuz 2023 16:28
Güne horozun sesiyle uyanıyorsun, Gözlerini açıyorsun usul usul... Yüksekçe bir yerde, yatmadan söndürülmüş gaz lambası, gün doğmuş dışarıda, çeşmedeki suyun ve başında muhabbet eden insanların sesi geliyor kulağına... Ahşap ya da kerpiç bir ev, önünde bahçesi, elini uzansan meyvesini alabileceğin ahlat, elma ağaçları... Yüksek sesle konuşan, birbirlerini uzaktan dahi görünce tanıyıp seslenen insanlar... Tazecik sebze meyve kokuları. "Organik" diye bir kelime yok, o günlerde her şey doğal, her şey dalından... Evden bir ses geliyor, "Çeşmeden suyu getirince kümesteki yumurtaları da al." Ne kadar uzak geliyor şu günler değil mi? Oysa ne kadar yakındı. Birçoğumuzun çocukluğu buna benzer... Ben yaşlı bir adam değilim ama öyle bir ortamda büyüdüm mesela. Yegâne hayalim de öğretmen olmaktı o yıllarda. Yatılı bir köy okulunda öğretmenlik yapmak. Yıllar geçti hayalim gerçek oldu. Ama İstanbul'a terk edilmiş bir köyde... Göreve başladığımda 130 öğrencim vardı şimdi 30'u geçmiyor. Mezun olanı şehre yolcu ediyoruz. Lokantalar kapandı, sağlık ocağı gitti, yürüyüş yapmayı sever ve geçerken bakkaldan soda alırdım, o bakkalların bile kapandığına şahit oldum birer birer. Köyler kendi kaderi ile baş başa kaldı. Tıpkı yazarın haykırdığı gibi: "Köyler öldü, öldü!" Beyhude Ömrüm Suyu olmayan bir köyde yaşayan kendi halinde bir adamın, içinde su olduğunu düşündüğü kayalık bir alanı bahçe haline getirme mücadelesi ve bu uğurda başta köy muhtarı olmak üzere birçok insanla karşı karşıya kalması... Ona destek olan bir avuç bile denemeyecek birkaç insan... "İnsanoğlunun bir yerde bir işte yalnız olmadığını anlaması ne kadar güzel bir şey, kalpten kalbe giden yol bu olsa gerek." Köylük yerde bahçe ve tarla için verilen mücadeleler... Peki ya neden? "Çocuklarım aç kalmasın, güzel günler görsünler
Hikaye-Öykü
Beyhude ÖmrümMustafa Kutlu · Dergâh Yayınları · 201910,1bin okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Akıl ve Tutku - Kitap Özeti Gibi İnceleme
10/10
·392 syf.··
2023 10. kitabı
·
25 günde okudu
·
Okunma: 14 Mayıs 2023 03:15
Öncelikle belirtmek isterim ki, beni bu kadar içine alan bir kitap okuduğumda en son ocak ayındaydık ve “Dorian Gray’in Portresi”ni okuyordum. Her ne kadar Dorian Gray’in Portresi’nin kurgusu ve sonu daha çok ilgimi çekse de, “Akıl ve Tutku”nun mükemmel bir detaysallıkla yazılmış olduğunu kabul etmek zorundayım. Zincir gibi birbirine bağlanan detayları tek tek okumaya bayılan bir okur olarak Akıl ve Tutku’yu; olay örgüsü ve karakterler arası ilişkilerin son derece gerçekçi işlenmesi bakımından daha çok sevdiğimi kabul ediyorum sanırım. Ama yine de başucu kitabım hâlâ “Dorian Gray’in Portresi”dir. Romanı okurken olayların akışıyla birlikte bütün karakterler hakkındaki düşüncelerim sürekli sürekli değişiyordu. Okudukça kitabın her bölümünde bir başka ilginç olayla karşılaşıyordum ve her bölümde yeni bir bilgi ediniyordum olay örgüsüyle ilgili. Bu yeni bilgiler o kadar sık geliyordu ki; daha bir dakika önce aklımdan geçenlerin, bir dakika sonra nasıl bir evrim geçirdiğine mi yoksa öğrendiğim yeni bilgiye mi şaşırsam bilemiyordum. Ama ilginç bir şekilde bu yeni bilgilere ve karakterlerin bir bir ortaya çıkan yeni yüzlerine ayak uydurmakta hiç zorlanmadım. Yani abartısız her bölümde ciddi birer “plot twist” vardı sanki ve ben buna bayıldım. Kitabı okuduysanız hatırlarsınız, sonuna kadar devam ediyordu bu şok edici olaylar silsilesi. Zaten buram buram drama kokan bir romandı ki kitapta ismini sıklıkla duyduğumuz “Mrs. Jennings”in kurguya dahil olmasıyla da dedikodular bitmek bilmedi. Çok keyif aldım okurken çünkü Jane Austen, karakterler arası ilişkileri (özellikle Elinor ve Marianne'in kardeşlik ilişikisini) şahane bir titizlikle yürüttüğü söylem analizi ile yazmıştı. Adeta kurgusal bir toplumdilbilimsel makale okur gibiydim. O kadar hoşuma gitti ki upuzun bir inceleme de
Roman
Akıl ve TutkuJane Austen · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20249,4bin okunma
Puan vermedi·136 syf.··
2022 271. kitabı
Cem Akaş bir şeyler denemiş ve bu denemesi çok da güzel olmuş. Denemesinde ne zorluklar var ne de yorucu bir şey. Öncelikle kitabı üç bölüme ayırmış Cem Akaş. İlk bölümde, tarihte yeri olan cinnet girişimini, katliam girişimini ele alıyor. Buna göre ikiz kardeşler Urbino'da önlerine geleni öldürmeye başlıyorlar. Bu bölümünü ilginç yanı metinde hiçbir noktalama işaretinin olmaması. Ne virgül, ne nokta ne de başka bir şey. İkiz kardeşler arasındaki diyaloglar, bir düz diğeri italik yazıyla anlaşılıyor. İkinci bölüm, bu katliam girişimlerine tanıklık eden, buna maruz kalan kişilerin ağzından o ana gelene dek Urbino'da yaşadıkları, Urbino'ya gelmeden önceki yaşam hikayeleri. Bunların içinde; aşklar, umutlar, beklentiler...var. Ama son an Urbino. Bu bölümde de ilk bölümdeki gibi noktalama işaretlerinde bir denemesi var Akaş'ın. Bu bölümde sadece virgüller kullanılıyor ve metin, tek bir cümleymiş gibi ardı ardına okunuyor. İlk bölümdeki noktalama işaretlerinin olmayışında kazanılan hız, burada soluk aldırıyor okuyuculara. Üçüncü bölüm ise Urbino'ya gelecekler için bir kent rehberi. Coğrafyasından tarihsel yapısına, kişilerine kadar bir tanıtım kitapçığı gibidir bu bölüm ve görüldüğü, okunduğu kadarıyla kasıtlı hatalı bilgiler içeriyor. Bu da denemenin bir bölümü tabii. Güzel bir deneme olduğu kabul edilecektir herkesçe. Son bölümün ilgi çekici görünmeyen yanlarını da hesaba katmazsak güzel bir kitap yazmış Akaş.
Gitmeyecekler İçin UrbinoCem Akaş · Can Yayınları · 202060 okunma
Şahane, mükemmel, harikulade, ve nicesi
10/10
·136 syf.··
Beğendi
·
2022 19. kitabı
·
107 günde okudu
·
Okunma: 17 Aralık 2022 13:59
Kitabın konusu basit: ikiz kadınlar Urbino’da terör estiriyor, görgü tanıkları kendi hikayelerini anlatıyor, sahte bir gezi rehberi de tüm bu olaylara açıklık getiriyor. Kitabın ne olduğu ise pek o kadar basit değil, çünkü aynı anda çok şey Gitmeyecekler için Urbino: her şeyden önce tamamıyla deneysel, biraz fantastik, biraz büyülü gerçekçi, biraz eskatolojik, biraz folklorik, biraz biyografik, biraz efsane, kimi zaman hayalet hikayesi kimi zaman fabl-vari, bazen de absürd komedi. Deneyselliği sadece bu tür cümbüşünden değil, aynı zamanda biçimsel de: kitap 3 kısımdan oluşuyor; ilk kısımda yol adlarındaki kısaltmaların sonunda nokta, kesme imi, yabancı şarkı isimlerini vermek için kullanılan tırnak dışında hiçbir noktalama işareti yok; orta kısımda her bir görgü tanığının ifadesi tek cümle, bolca virgül ekleniyor, nokta ise yalnızca bir kez kullanılıyor; son kısımda tüm noktalama işaretleri normale dönüyor. Bu adım adım ilerlemeyi takip etmek son derece keyifli. Bir diğer biçimsel deneme, ilk kısımda yer alıyor. İkizlerden biri düz, biri italik yazıyla veriliyor, bu sayede birbirleriyle diyalog kuruyorlar. İlk kısımdaki noktalama işaretsizliği, çok hızlı bir tempo yaratarak şiddet anlarının hızını yansıtıyor ve okurun bu delilik anlarına katılmasını sağlıyor. İkinci kısımdaki çok sayıda virgülle bağlı tek cümle yapısı, kesintisiz bir bilinç akışı hissi veriyor. Üçüncü kısımdaki gezi rehberi formatı ilk bakışta alakasız gelebilir. Ancak gerçek ve kurgunun birbirine karıştığı bu rehber, kitabın belki de en ilginç kısmı. Öncelikle bir gezi rehberi gibi sadece doğru bilgiler içermiyor: bilgilerin bir kısmı hatalı, bir kısmı tamamen uydurma. Gezi rehberi formatında olmayan bir şekilde, yalnızca önemli tarihi figürleri değil, aynı zamanda güncel kişilerin bahsini de
Edebiyat & Roman
Gitmeyecekler İçin UrbinoCem Akaş · Can Yayınları · 202060 okunma
Eduardo Galeano’da kadın belleği | Ayşe Korkmaz
Puan vermedi·197 syf.··
Beğendi
·
2016 1. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 19 Mart 2016 05:11
2016 Okuma Listesi - 1. Kitap Zaman, geçmişin ve geleceğin şimdide yaşamayı sürdürmesidir. Şimdiyi yaşarken, geçmiş peşimizden gelir, yol boyu topladıklarıyla bir yumak gibi geleceğe doğru büyüyerek ilerler. Geçmişte yaşadıklarımızın anı haline gelebilmesi için dile getirilmesi gerekir. Eski fotoğraflara bakarak ya da eski objelerin sergilendiği mekânlarda gezerek yitirdiğimiz tarihselliği belleğimizde yeniden canlandırmak isteriz. Romantizmi nostalji duygusuyla birleştirerek tarihimizden ve köklerimizden kopuşunun yarattığı gerilimi ortadan kaldırmaya çalışırız. Gardıroplarımıza aldığımız farklı dönemlere ait kıyafetler ve bilgisayarlara kaydettiğimiz eski müzikler de aynı şekilde değişen postmodern dünyada güvenli bir liman arayışıdır. Geçmişin şimdi içinde yaşadığı yer, bellektir. Sanatın temel özelliklerinden biri toplumsal bellekte tetikleyici rol üstlenmesidir. Anlamlı olan ve örnek teşkil eden tüm insan eylemleri çeşitli araçlarla kaydedilirler ve tekrar kullanılmak üzere saklanırlar. Konu bellek olunca aklımıza ilk gelen isimlerden biri “dünyanın vicdanı” olarak tanıdığımız Eduardo Galeano’dur. Ona bu adın verilme nedeni, yazdığı metinlerle okurun kafasında bir vicdan muhasebesi yaratıyor olmasıdır. Kitaplarındaki gazete haberini andıran kısa metinleri, insancıl bir bakış açısıyla kaleme alır. Dünyanın neresinde olursa olsun, her türlü insana kucak açar, her koşulda özgürlüğü ve adaleti savunur. Bütün bunları yaparken, tarihçi titizliğiyle çalışır. Galeano, toplumsal bellek oluşturmanın sadece tarihçilerin değil, sanatçıların da görevi olduğunu düşünür. Eduardo Galeano’nun Sel Yayıncılık tarafından çıkarılmış Kadınlar* adlı kitabı, Boş Gezegen ve Diğer Öyküler (1973), Ateş Anıları (1982), Kucaklaşmanın Kitabı (1989), Yürüyen Kelimeler ( 1993), Tepetaklak /
KadınlarEduardo Galeano · Sel Yayıncılık · 20242,649 okunma