Kötülüğün tarihi insanın tarihi kadar eski. Dolayısıyla; iyi nedir, kötü nedir, neden bazıları kötüdür, insanı kötü kılan nedir, insan özünde kötü müdür gibi sorular felsefi planda yüzyıllardır soruluyor. Psikanalizin ortaya çıkmasıyla birlikte insanın kişiliğine dair daha derin çalışmalar yapılması, insanı daha iyi tanımamıza sebep olmuştur. Psikanaliz, insanın ruhsal yapısının onu kötülüğe nasıl meylettirdiğiyle alakalı önemli sonuçlar elde etmemizi sağlasa da yapılan çalışmalar hala doyurucu nitelikte değildir. Scott Peck gibi yazarlar bu eksikliği görerek, psikolojinin rehberliğinde cevaplar vermeye çalışsalar da hala önemli açmazlar var gibi durmaktadır.
Kötülerin, kötü olmalarının en önemli sebeplerinden birisi, kötülüğe maruz kalmış olmalarıdır. Sadistik kişilerin hayatları incelendiğinde; özellikle küçük yaşlarda kötülük gördükleri, mağdur oldukları ve kendilerine uygulanan kötü davranışları, ilerleyen yıllarda diğer insanlara uyguladıkları söylenmektedir.
Bazen de kötülüğün sebebi narsisizmdir. Kendini kusursuz, diğer herkesi de tüm hataların sebebi gören narsistik, kötülüğün sebebi olabilmektedir. Scott Peck; kendisiyle yüzleşemeyen, hayatın getirdiği acıları sağlıklı bir şekilde tolere edemeyen insanların acılarını dışsallaştırdığını, diğerlerine kötülük yaparak hayattan intikam aldıklarını söylemektedir. Bu görüş bize kötülüğün aslında bir zayıflık meselesi olduğunu düşündürür. Aslında kötüler, acılarıyla ve eksiklikleriyle baş edemeyecek kadar zayıflardır.
İnsanlar bir davranışı doğru olduğuna inanarak yaparlar. Kimse kendisinin kötü olduğunu düşünmez. Yahudileri sistematik şekilde katleden Hitler bile kesinlikle iyi bir şey yaptığına, haklı olarak bu eylemleri gerçekleştirdiklerine dair yüksek bir motivasyona sahiptir. Kötüler, kötülük yaptıklarını