Songul

Songul
@golgotha
Tu wek rojê yî yara min, ji min nêzîk û hem dûr î Disotînî dil û ronî dikî, hem nar û hem nûr î
"Kadınlar, gerek mutlu gerekse üzüntülü deneyimlerle ilgili anılara daha kolay erişebilir ve bir duygusal anı ile diğeri arasındaki bağ, kadınlarda erkeklere göre daha güçlüdür. Bu yüzden, hüzünlü bir anıyı hatırlamak bir kadında başka bir hüzünlü anıyı çağrıştırırken, erkeklerde böyle bir etki yapmayabilir. Bu cinsiyet farklılığı yetişkin erkeklere ve kadınlara çocukluk anılarının sorulduğu bir araştırmada kanıtlanmıştır (Davis, 1999). Deneklere, "kendini reddedilmiş hissetmek" ya da "gerçekten istediğin bir şeyi elde etmek" gibi duygusal sözcükler ve cümleler ipucu olarak verilmiştir. Kadınlar erkeklere göre çocukluklarıyla ilgili daha fazla duygusal anı hatırlamıştır. Hatta bu, hem olumlu hem de olumsuz duygular için geçerli olmuştur. Araştırmacı, 3., 5., 8. ve 11. sınıflardaki kız ve erkek öğrencileri karşılaştırdığında da benzer bir kalıba rastlamıştır. Yani, yaşa bakılmaksızın kadınlar duygusal anıları hatırlamakta erkeklere göre daha başarılıdır. İlginç nokta, duygusal olmayan olayların hatırlanmasında erkekler ve kadınlar arasında bir fark olmamasıdır. Kadınların daha fazla duygusal anı hatırlaması, kadınların erkeklere göre depresyona girme olasılıklarının daha yüksek olmasını da açıklayabilir (Nolen-Hoeksama, 1987). Kadınlar sadece üzüntü verici deneyimleri daha sık hatırlamaz, bir tek mutsuz olayı hatırlamaları bile diğer mutsuz olaylarla ilgili anıları canlandırır."
Duygusal Anılar
"Kadınlar duygularla ilgili bilgiye dikkat etmeye ve bunu işlemeye daha yatkındır (Kuebli, Butler, & Fivush, 1995). Erken yaştan itibaren kadınlar kendilerinin ve başkalarının duygularına dikkat etmeyi öğrenir. Sonuç olarak kadınlar kendileriyle ilgili bilgileri duygular açısından kodlamaya erkeklere göre daha yatkındır (Feldman Barrett, Lane, Sechrest, & Schwartz, 2000). Eğer kadınlar anılarını duygulara göre düzenliyorsa, olumlu ve olumsuz duygusal deneyimlerini erkeklere göre daha iyi hatırlamalarına şaşırmamamız gerekir."
"Yalancı kötümser Schopenhauer'ın o müthiş budalalığını hatırlıyorum; ona göre koca aptallar, birbirlerine söyleyebilecekleri fikirleri olmadığından küçük, boyalı kartonları icat ettiler ve bunlar oyun kâğıtlarıdır. Ama bu koca aptallar oyun kâğıtlarını icat etmiş olsalar da o kadar aptal değildirler çünkü Schopenhauer'in kendisi, kötümserlik denen, sanki kâğıt oynayanları öldüren sıkıntı, kaygı yokmuş gibi, acıdan daha kötü bir şeyin bulunmadığı bir zihinsel oyun sistemi dışında bu tür bir şey icat etmemiştir."
" Medusa, antik Yunan toplumunda erkeğin kafasındaki kadının evriminin ilk basamağını temsil eder. Ataerkil toplumların bilinçdışında kadın imajı aslında Medusa'ya çok benzemektedir. Farklı bir toplum olmasına rağmen bunun pek çok örneği vardır (Berktay 1996; Sabbah 1995). Çirkin, şişman ve doymayan kadın imajı erkeğin kadın fobisini oluşturur. Medusa, erkeğin doyurmak, tatmin etmek zorunda olduğu karanlık güçleri olan evcilleştirilememiş kadındır; bu nedenle de yok edilmelidir. Kültür toplumu bu kadın tipinden hiç hoşlanmaz. Onu kültürel hale getirmek için öldürür ve yeniden yaratır. Medusa'nın kafasının kesilmesiyle ölen kadın, Athena'nın bedeninde yenilenmiş haliyle yeniden beden bulur. Bu bir yerde, Paleolitikten bu yana tapınılan, heykeli yapılan şişman doğurgan ve besleyici kadının/tanrıçanın ölümü ve daha zayıf, doğurmayan ya da kontrollü doğuran, cinselliği kontrol altına alınmış kadının dün- yaya gelmesidir. Çünkü Athena kültür ve savaşın tanrıçasıdır. Athena'nın Medusa'ya karşı verdiği savaş, aklın bedene karşı kazandığı bir zaferle sonuçlanmıştı."
"Öteden beri feminist yaklaşım savaşın bir erkek icadı olduğunu ileri sürer (Meskell 1995). Erkek egemenliğinden önce uygar dünyaya hâkim olan kadınlar savaş nedir bilmiyorlardı (Gimbutas 1995). Arkeoloji feministleri doğrulamaz. Ancak, kadın ve erkek arasındaki ibrenin bir kırılma, erkeğe doğru dönme noktası vardır ki, bu noktada tam da Athena durur. Athena'nın Zeus'un kafasından doğumunun başka bir anlamı daha vardır. Bu da doğurganlığın kadına ait olmaktan çıkarılmasıdır. Aslında bu hiçbir zaman olmamıştır. Doğurma hep kadına özgü olarak kalmıştır, ancak erkeğin kontrolünde olmak koşuluyla. İşte bu dönüm noktasının mitolojik kahramanlarından birisi tanrıça Athena'dır. Kadının bu özelliği erkeğin kadına yaklaşımının hep temkinli olmasına neden olmuştur. Kadın cinsel organından başlayarak, çocuk doğumuna kadar gerçekleşen bir dizi ve erkek tarafından algılanamayan olay, erkeğin kadın karşısında saygılı olmasını sağlamıştır. Doğum önemlidir. Bütün canlılar gibi insanlar da çoğalmaya ve soylarını devam ettirmeye programlanmıştır. Ancak doğal seleksiyonun eleğinden kurtulmaya başlayan insanın en önemli sorunlarından birisi de çok doğum yapmak olmuştur. Özellikle besin kaynaklarının sınırlı olduğu durumlarda, çok çocuk yapmak değil, sağlıklı ve az çocuk yapmak daha önemli olmuştur. Bu da erkeğin diğer canlıların dişilerinde farklı olarak her zaman döllenmeye hazır olan kadın rahminin kontrol altına alınma isteğini ortaya çıkarmıştır. Toplumsal ve kültürel düzen anlamında da önem taşıyan bu hareket, egemen olan cinsiyetin diğerini yutmasını sağlamıştır. Yutarak onun doğurmasını engelleyen Zeus, kadın cinselliğinin de erkek aklı tarafından kontrol edilmesini sağlamıştır. "