"Biz yürekli kişileri severiz."
10/10
·508 syf.··
Beğendi
·
2021 15. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 06 Şubat 2021 23:56
Dostlarım, size bir soru! Rıfat Ilgaz dediğimde aklınıza ilk ne gelir? Tabii ki Hababam Sınıfı! İtiraf ediyorum okumadım ama çok izledim. Benim gibi sizlerin de izlerken kahkaha ile güldüğüne eminim. Peki Rıfat Ilgaz Hababam Sınıfı'nı neden yazmış ve nasıl bu kadar güldürebilmiş, biliyor musunuz? Buyurun cevabını kendinden dinleyelim. Soru: ‘’Nasıl bu kadar çok güldürebildiniz?’’ Rıfat Ilgaz: ‘’Eskiden idamlar sabaha karşı yapılırmış. Belli bir süre sonra idam yaklaştığında tüm dükkanlar açılmaya, esnaf satış yapmak için bağırıp çağırmaya başlamış.’’ ‘’Bunun üzerine aileler de o saatlerde sokağa çıkmaya başlamış ve idam vakitleri panayır havasına bürünmüş. Sonuçta da ölen bir adama bakarak gülen bir halk görüntüsü oluşmuş.’’ ‘’Ben de çöken eğitim sistemini anlattım. Hepimiz ölen bu sisteme bakarak güldük.’’ Bir çoğumuz yazarın hayatını hep yazdığı eserlere göre değerlendiririz. Ama derinlere indikçe hiç de öyle olmadığını görüyoruz. Mesela Aziz Nesin! Aziz Nesin, hayatı boyunca sıkıntı çekmiş ama yazdıkları bizi hep güldürdü. Aziz Nesin'in çevresinde olup da sıkıntı çekmeyen bir tane yazar söyleyin desem mümkün değil sayamazsınız. Onun devrindeki yazarların hangisi iktidarın tokatını yemedi ki! İşte bir tane daha, Rıfat Ilgaz! Yıl 1911. Ne Çanakkale Savaşı, ne Birinci Dünya Savaşı başlamamış daha. Kastamonu'nun Cide'sinde ailesinin son çocuğu olarak dünyaya gelmiş. Üç kardeşin en küçüğü. Aslında fazlası var ama kimi hastalıktan kurtulamamış, kimi gittiği cepheden dönememiş . Kala kala üç kardeş kalmışlar. Küçük olunca da nazlı büyümüş biraz. Özellikle de babasının gözünde. "Şu var ki babamı gerçekten de çok severdim. O benim her bakımdan arkadaşımdı." (s. 120) Çocukluğunu okurken nedense aklıma hep küçük Nusret (Aziz Nesin) geldi. Onun kadar yolluk içinde büyümemiş büyümesine ama o da Birinci Dünya Savaşı'nın ve Kurtuluş Savaşı'nın sıkıntılarını çekmiş. Mesela hiçbir zaman iki yumurtayı bir arada yiyememiş. "Ne kadar da iyi olsa durumumuz, öğlenleri koşa koşa eve yemeğe geldiğimde bir kez olsun anneme iki yumurtayı bir arada kırdıramamıştım, ama yağın da yumurtanın da eksikliğini görmemiştim evde." (s. 80) Küçük Rıfat ilkokulu babasının sürgün edildiği Terme'de bitirmiş. Terme de olup da sıtma hastalığına yakalanmamak mümkün mü? Çeltik tarlalarının neden olduğu sineklerden küçük Rıfat da nasibini almış. "Termeli bir çocuğun hastalanması kadar doğal hiçbir şey olamazdı. Sıtma hazırdı bizler için..." (s. 103) Size şu kadarını söyleyeyim, sıtma hastalığını çekmeyen bilemez. Bizzat sıtma hastalığını geçiren biri olarak söylüyorum bunu. Ben aldığım o minik haplar sayesinde hastalığı kolay atlattım. Küçük Rıfat ve babası benim gibi şanslı değilmiş maalesef. Tıpkı bizlerin de şimdiki gençler kadar şanslı olmadığı gibi. "Yaşı neredeyse altmışı bulan babamı sıtma nöbetlerinin tiril tiril titretmesi çok dokunuyordu bana. O güne kadar sıtmayı çocuk işi, biraz da kadın işi bir hastalık sanıyordum. Babamı titrete titrete yataklara sermesi acıklı bir olaydı. Yemeden içmeden kesilmişti babam." (s.108) Küçük Rıfat'ın babası sıtma yüzünden Ünye'de bir ev tutar. Kendisi de atla hafta sonları gelir. Rıfat Ünye'de kaldığı zamanlar (tatilde) bir fırıncıdan kitap alır, tıpkı fırından taze çıkmış ekmek gibi kitapları zevkle okur. "Ünye'de ağabeyimle geçirdiğim yaz, okuyup düşünmem, insanları biraz tanımam için çok yararlı olmuştu. Reşat Nuri'nin bütün kitaplarını okumuştum. Her gün ekmek için gittiğim Fırıncı Mustafa, okuduğu kitapları bana da veriyordu." (s. 154) Tatili fırsat bilen ben, bu fırını internetten araştırıp buldum. Meğer, arkadaşlarla oturup içeceğimiz çayın yanına simit ve meşhur Ünye Lokumu'nu aldığımız fırınmış. Ben de Rıfat Ilgaz'ı anma adına, bir simit ve bir ekmek aldım. Arkadaşlarla çay içemedim ama eve gelip afiyetle yedim. Babası Rıfat'ı ortaokulu yatılı okumasın diye, Kastamonu'da evli olan ablasına gönderir. Ama hangi ev baba evi gibi, hangi kucak ana kucağı gibi olur ki? Bu kişi abla bile olsa! "Kaldığım evde itilmiş, kakılmış, üvey oğul durumuna düşürülmüş mahalle çocuğu gibiydim. Bedensel gelişmemle bile ilgilenen kalmamıştı." (s. 161) Rıfat, ortaokuldan sonra liseye başladı, hayallerinde üniversiteye gitmek vardı. Ama çok sevdiği babasının zamansız ölümü onu hayallerinden kopardı. "Onun ölümü bizim her şeyimizi altüst etmişti. Tasarılarımız, umutlarımızla birlikte gelir kaynaklarımız da birden kuruyuvermişti... Annemle ben sadece dul ve yetim aylığıyla borç ödeyecektik." (s. 165) Şiirleri ta ortaokuldayken dergilerde yayınlanan, Faruk Nafiz Çamlıbel tarafından beğenilerek okunan, üstelik zamanın Milli Eğitim Bakanı tarafından kendisine övgüler yağdırılan Rıfat, artık öğretmen olmak istiyordu. "Bu gibi şairler çok lazım bize, sazını çalanlara seslenirken, memleket halkına da seslenmesini bilen böyle halktan yana şairler istiyoruz biz!" (s. 164) Öğretmeni ne kadar vazgeçirmeye kalktıysa da, liseyi öğretmen okuluna geçiş yaparak bitirdi. Onun artık üniversiteye gitme lüksü yoktu çünkü. Bu nedenle de liseden sonra göreve başlamalıydı. Göreve başlaması ile de her şey yoluna girdi. Öğretmen arkadaşını döven müdürüne, karşı çıkıp, ellerin dert görmesin müdürüm demediği için madalya taktılar ve ödül olarak başka bir ile hava değişimine gönderdiler. Güzel bir evliliği oldu, çocukları oldu. Onları yetiştirirken hiçbir sıkıntı çekmedi. Hatta, oğlu küçük yaşta soğuğa dayanıklı olsun diye soğuk odalarda yatırdı. Ha, sakın bunu verem olduğu için yaptığını sanmayın! "Veremli bir babanın oğluydu. Anasının babasının yattığı odada yatamazdı. Yeterince beslenemediğinden tüm çocuk hastalıklarına yakalanmıştı. Dirençsizdi." (s. 315) Hele yazdığı şiir kitabı Sınıf, o zamanın iktidarı sayesinde o kadar beğenildi ki, kitap zarar görmesin diye hemen toplatıldı. Yok canım, siz de ne kadar fesatsınız. Tabii ki beğendikleri için topladılar. Beğenmezseler neden toplasınlar ki? Sınıf adlı şiir kitabından dolayı üstüne bir de, bu böyle olmaz Rıfatcığım, bir süre bizim misafirimiz ol diyerek ne kadar misafirperver olduklarını da ispat ettiler. Ama o sıralar hasta olduğu için bu misafirperverliği hemen kabul etmedi. Bana biraz müsaade deyip, geceleri dolaşmaya çıktı (Karartma Geceleri). İyileştikten sonra da, davete icabet gerek diyip kendi ayağıyla gidip misafir oldu. "Tam iki buçuk ay su dolu ciğerimi oradan oraya geceli gündüzlü gezdirdim durdum." (s. 294) Hapishaneden çıktığında ise artık ekmek aslanın ağzında değil, Almanların elindeydi. Oysa aslanın ağzında olsa herşey daha kolay olacaktı. "Cezaevinden çıktığım gün ekmek karnem bile yoktu. Almanlar ortaktı ekmeğimize." (s. 307) Neyse efendim, sözü fazla uzatmayalım. Anlayacağınız iktidar, çok sevdiği Rıfat'tan gözünü ayırmamış. Ne zaman yazı yazacak olsa hep misafir edilmiş. Biz seni çok sevdik, hele gel biraz daha misafirimiz ol demişler. Verem mi olmuş? Hadi canım sende. Verem adam böyle yazılar yazar mı? Yazmaz tabii ki! Veremli dediğin hastanede yatar. Bıraksalar yatacak da, dedik ya iktidar çok sevmiş. Hastane köşelerinde yatmasına gönlü razı olmamış, ille de misafirimizsin diye mahpus damlarında yatırmışlar. Anlayacağınız küçükken uslu uslu aşk şiirleri yazan Rıfat artık bir gazeteci olmuş. Her ne kadar öğretmen olmak için uğraşmışsa da, yok efendim öğretmenlik seni çok yoruyor, bırak bu işleri diyerek dinlenmeye almışlar. Ama gel gör ki, Rıfat iktidarı dinleyip bir köşede oturacağına, gidip Başın Öne Eğilmesin'in baş kahramanı Sabahattin Ali'mle ve meşhur Bir Sürgünün Anıları'nın baş kahramanı Aziz Nesin'le, namı diğer Aziz Baba'yla, MARKOPAŞA'yı çıkarmış. Vayyy, siz misiniz MARKOPAŞA'yı çıkaran? Bilenler MARKOPAŞA macerasını bilir, bilmeyenler de şuraya bırakacağım incelemeden ( #73007520 ) öğrenebilir. Anlayacağınız MARKOPAŞA adında mizahi bir dergi çıkardıkları için bu üç kafadarın başına gelmeyen kalmaz. Bizim misafirperver iktidar tabii ki gereken inceliği gösterir. Ama bizim Rıfat içeride de rahat durmaz. Yazdıkça yazar. "... gelenleri dinliyor, söylediklerini yazıyordum. Nasıl olsa bir gün kurtulacak, dergilerimiz çıkacak, bu yazdıklarım elbet yayınlanacaktı." (s. 382) Ben daha ne anlatayım size. Dostları ile birlikte çıkardığı gazetede yazdığı yazılar yüzünden hasta haliyle hapishanelerde yatmasını mı, hapishanelerde yattığı için ailesi zarar görmesin diye boşanmak zorunda kalmasını mı? Ama o, her zorluğa rağmen gelecekten ümidini kesmedi. Çünkü çektiği çilelerde yalnız değildi. "Gelecek günlere inanıyorduk, çağdaşlarımla birlikte. İnanmasam bunca çileye nasıl göğüs gererdim, bu çürük ciğerle?" (s. 459) Her ne kadar çağdaşlarıyla gelecekten ümitli de olsalar, geçmişi de anmadan duramadılar. "Aziz Nesin'le arasıra buluşuyor, tatlı bir anı gibi Markopa­şa'lardan, Merhum Paşa'lardan, Malum Paşa'lardan konuşuyor­duk." (s. 345) Benden bu kadar. Rıfat Ilgaz'ın hayatını merak edip, öğrenmek isteyenler, Sarı Yazma tam size göre. Keyifle okuyun. Bunu söylerken çok samimiyim. Rıfat Ilgaz, keyifle okunacak bir özyaşam öyküsü yazmış. Bence bir yazar en iyi özyaşam öyküsüyle tanınır. Hababam Sınıfı'nın hatırına onu tanımayı ihmal etmeyelim. Meraklısına şimdiden keyifli okumalar. Akışınızı meşgul ettiğim için özür diler, zahmet edip okuyanlara da ayrıca teşekkür ederim.
Edebiyat
Sarı YazmaRıfat Ilgaz · Çınar Yayınları · 2017741 okunma
··
1.650 Gösterim
23 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Mizahın zekâ ile bir ilişkisi var. Bu adamların hepsi hem zeki hem de işlerini bilen, “insan” olan şahsiyetlermiş. Hababam Sınıfını her izlediğimde helal olsun derim, bu çöküntü daha güzel anlatılamazdı, acılara gülen bir milletiz, gülmezsek delireceğiz.. :) Ama asla anlamayacağım bir şey var ki derinden bir sorgulamadır benim için, devlet bireyin düşüncesine nasıl bedenini hapsederek ceza verebilir? Foucault buna biyopolitika der, iktidar gücünü bireylerin bedenini kapatarak ve düşüncelerini bozmaya çalışarak gösterir. Bizi korusun, savunsun diye oluşturduğumuz kurum bizi delirtiyor.. Akışımızı meşgul edeceksen sen et de bilgimiz irfanımız artsın, boş ve saçma iletilerin ortasında gün ışığı gibi parladı incelemen 🌸 Kalemine, emeğine sağlık yine dolu dolu ve duygu yüklü anlam içeren bir inceleme okuduk sayende, var ol Sultan ablacım 💗
Sultannn
Gönderi Sahibi
O konuda haklısın. Rıfat Ilgaz mahkemeye vermiş, farklı yansıtılıyor diye. Ben de okumak istiyorum.
Eline sağlık Sultan hocam. Rıfat Ilgaz deyince aklına Hababam Sınıfı gelmeyen de nebileyim 🤪 Ayrıca çok haklısın bir yazar gerçekten de en iyi öz yaşam öyküsü ile tanınıyor... bunu şu an en güzel örneği ile okuyarak görüyorum. Zaten incelemende bahsetmişsin Aziz Nesin’den. :) İncelemeni su gibi okudum kitabı da listeme aldım fakat okumak için biraz bekleyeceğim, tekrar teşekkür ederim güzel incelemen için. ❤️
Sultannn
Gönderi Sahibi
❤️
Böyle nitelikli ve güzel inceleme bir kitabı okumaya başlamak için gerekli olan en önemli şeydir. Satırlarınızın arasında kendi memleketimi de görünce daha bir merak sardı içimi. Bu kitaba kendimi yakın hissettiren samimi incelemeniz için de ayrıca çok çok teşekkür ederim. Terme'den selam ve sevgilerle..
Sultannn
Gönderi Sahibi
Bu değerli yorumunuz için ben teşekkür ederim. Ünye'den selam ve sevgiler.
Hababam Sınıfını okuduğunuzda yayınlanan filmlerle arasında çok fark olduğunu göreceksiniz ki zaten Rıfat Ilgaz'da bundan veryansın ediyordu bu kitapta. Paylaştığınız alıntıyı anımsadım.. Arayı açmayın derim :) Bi yazarı da tanımanın en kolay yolu öz yaşam öyküsü bence de Biricik'in dediği gibi. Yorumlamak da bir o kadar zordur diye düşünüyorum. Az biraz bu insanların yaşadıklarından ben yoruldum onlar ne zor hayatlar yaşamışlar. Ne zaman okurum, okur muyum bilmem. Elinize sağlık iyi bir iş çıkarmışsınız...
Sultannn
Gönderi Sahibi
Teşekkür ederim canım, beğenmene sevindim. Hababam Sınıfı'nı okumak farz oldu artık. Elde o kadar kitap var ki, bakalım ne zaman sıra gelecek.
Çok detaylı, çok emek verilmiş olduğu belli bir inceleme olmuş canım eline emeğine sağlık 🥰🌼
Sultannn
Gönderi Sahibi
Teşekkür ederim canım, beğenmene çok sevindim. ❤️
Reklam
Hocam,çok emek verilmiş,üzerine titizlikle çalışılmış inceleme yazılarından biri olduğu öylesine aşikar ki. Üslubunuz,kelimelerle kurduğunuz dostluk,kitaba dair herhangi bir malumatı olmayan herkesin,kitaba karşı sempati duymasını ve okumasını sağlar. Devamını bekliyoruz. İlminize sağlık!
Sultannn
Gönderi Sahibi
Çok teşekkür ederim Furkan, beğenmene sevindim. İnceleme yazacağım diye en az iki günüm gidiyor ama olsun diyorum. Önemli olan kitabı anlatabilmek ve kitabın okunmasını sağlamak. Güzel bir kitabı herkes okusun istiyorum.