Çiftlik Bank CEO'su Mehmet Aydın şerefsizine sesleniyorum: Ağzına sıçtığımın hantalı, ağzına sıçtığımın gürbüzü, nasıl acımadan, vicdan azabı duymadan kandırdın, dolandırdın benim gönlü, yüreği güzel çiftçi kardeşlerimi? Hayvancılık ve tarımla uğraşan, amatör olarak arıcılık ve badem yetiştiriciliği yapan amcam da para yatırmış bu alçak, para tuzağı sisteme! Ya milletin parasını geri ver ya da gel adam gibi Uruguay'dan buraya teslim ol cezanı çek!

Münzevi Okur, Yaşamak'ı inceledi.
18 Oca 2017 · Kitabı okudu · 12 günde

Kısa bir şiir ve ardından “ne çok acı var” diye başlıyor kitabımız… Sonra kendinizi Zarif adam ile beraber altmışlı yetmişli yıllarda buluyorsunuz.

Yaşamak… Bence bir kitaba verilebilecek mükemmel bir isim. Çoğu insan yaşadığını sanıyor ama aslında yaşamıyor. Yaşamak denilemez buna. Ama Cahit Zarifoğlu yaşamayı beceren sayılı insanlardan bir tanesi diye düşünüyorum. Bu kitabı okurken sizde nasıl yaşadığına tanık olacaksınız. Normal de kapalı bir anlatım tarzı olan Cahit Zarifoğlu’nun şuana kadar okuduğum en açık kitabı diyebilirim. O yüzden ilk bu kitabını okumanızı tavsiye ederim.

Kitap günlük ve anı türünde gibi gözüküyor. Öyle bildiğiniz gibi zamana göre ilerlemiyor. Tarihler karışık. Bir bakmışsınız geçmişe gitmiş. Birde bakıyorsunuz yaşadığı zamana geri gelmiş. Ayrıca bu türler dışında yazılarının içine birçok türü de katmış. Deneme yazıları da var. Şiir de var. Sayamayacağım kadar çok konuya değinmiş. Bazen yeni bilgiler öğreniyorsunuz. Bazen de yazarın bir insan, bir konu hakkındaki görüşlerini görüyorsunuz.

Kitap içerisinde çok sevdiğim anlam dolu beni duygulandıran paragraflar vardı. Bu adama Zarif adam diyorlarsa içinde aşkında, sevginin de geçmesi gerekiyor. Ve geçiyor da... Yalnızlık da olmazsa olmazlardan… Yazılarında kimi zaman insanları, kimi zaman da davasını anlatmış… Bazı yerlerde annesine olan sevgisi ve özlemini dile getirmiş. Bazen de babasına sitem etmiş. Gönlü zengin yaşlı bir dedeyle olan anısını da anlatmış. Hani bir yayla da süt ikram eden fakat Nehri geçemediği için sütü gelip kendilerinin almasını isteyip, hediye eden kişinin kendisi olmasına rağmen özür dileyen kocaman yüreği olan yaşlı dede... Ne sevmiştim bu dedeyi. Dedemi hatırladım. Ne çok özlemişim onu. Bugünlerde ölmüştü oda.

Yazarımız yeni nesilden de şikâyetçi olduğunu "Dönelim kendimize ve aldığımız yaralara bakalım" diyerek belirtmiş. Modernleştikçe kendimizi, kültürümüzü kaybettiğimizi söylüyor. Türkiye sınırları içerisinde yazdığı yazıların yanı sıra yurtdışı yazıları da var. Oralardan da bahsetmiş. Biliyorsanız C. Zarifoğlu Dünyanın birçok yerini otostop ile dolaşmıştır. Her dilden her renkten insanlarla tanışmış ve yaşamış olması gerekir. Ama yine de yalnızlık işlemiş bu şairimizin içine.
Savaş hakkında yazıları da var. Mesela Vietnam savaşına değinmiş. Kitabın sonuna doğru Afganistan savaşını da kalemine almış. Bun konuyla ilgili şiir türünde yazmış olduğu bir Çocuk kitabı da var. İspanya iç savaşına da... (Bu bölümü okuduğum gün Pan’ın labirentini izledim. Orada da ispanya savaşı atmosferi vardı. Tevafuk olsa gerek. :) )

Bir yazısında ise Şairi anlatır. Şiiri anlatır. Bu ikisinin arasında ki bağı, hangisinin hangisine hükmettiğini anlatır. Yazmaya çalıştığı romanlardan bahseder. Oradaki olaydan, romancıdan, karakteri olan çocuğun safça bakış açısından…
Babası ile olan mektuplar da kitabın içinde yer almaktadır. Babası ile problemli olduğunu düşünürdüm. Daha önce bazı yazı ve videolardan böyle düşünmüştüm ama bu mektuplara bakınca hiçte öyle gözükmüyor. Babasının oğluna ne kadar değer verdiğini görüyoruz. Her mektubun da ibadetlerini yapmasını yazması da dikkat çekici…

Dini konulara da değinmiş. Her şeyin mirasçısı olana duyulan Hasretten bahsetmiş. Kelimeden, sevgiden, sevginin çekip gitmesinden bahsetmiş. Sezai Karakoç ve onun edebi dilini nasıl kullandığına, o dönemde şiirine duyulan hatırı sayılır ilgiye değinmiş. Müzik için fazla şansınız olmadığından, müzik başlar başlamaz kapatılan radyoların yanında büyüdüğüne değinmiş.

Önceden sevdiğim, bir insan sayesinde daha da çok sevdiğim İzmir'i ve orda geçen bir anısını da yazmış. Ankara’dan Oradaki insanlardan, yer altında okunan ezanlardan ve kılınan namazlardan bahsetmiş. Olumlu düşünceler değildi bunlar. Sonunda ihtiyar dedenin sayesinde asıl manayı fark etmiş.
Bir annenin çocuğuna olan ilgisin gözlemlediği bir olayı ve sonucunu anlatmış. Anarşi salgınını kokakolanın tutması gibi reklam ve propagandaya bağlamış. Neden Dindar bir çevreden evlendiğine değinmiş. İsmet Özel ile olan anısına yer vermiş.
Sanat’tan da bahsetmiş. Divan Edebiyatından dahi bahsetmiş. Arada Fuzuli’ye değinip oradan da Dostoyevski’ye atladığı olmuş. Sanat üzerine yazdığı bölüm kitabın en ilgi çekici yerlerinden birisiydi. Son olarak kitabında bazı yerlerinde Necip Fazıl’dan da bahsediyor. Hatta bahsettiği bir olayı Necip Fazıl’ın O ve Ben kitabında da okumuştum.

Velhasıl gördüğünüz gibi gündelik, sanatsal, eleştirel yazılar yazmış. Çok da güzel yazmış.

Keyifli Okumalar…

Emire Nişli
Gönlü güzel yüreği güzel "ADAM"

Gün gelir biri çıkar karşına
Dost bildiğin, can verdiğin biri olur bir zaman sonra
Esirgeyen, kollayan, seven...
İncitmekten, kırmaktan sakınan seni.

Konuşmadan, kalp kalbe akan bir yolda
Can olur, candaş olur, yaren olur sana.

Bazen çocuklaşırsın onunla
Bazen de duygular yoğunlaşır, hüzün alır yokluğunda
İnanırsın doğruluğuna, vefakarlığına
Bugüne kadar kimseye inanmadığın kadar inanır,
Kendini verirsin ona ve dostluğuna...

"ATA" bilirsin, yoldaş bilirsin onu daima
Değer verir, sayar seversin bir zaman sonra
Dosttur her daim sana
Zorluğunda ve yokluğunda.

Gönüller bir olur akan zamanda
Gönülden gönüle, kalpten kalbe akan bir yolda
Hissedersin varlığını dünyanda
"Efendin" olur senin bir zaman sonra

Dosttur dizelere dökülen
Dosttur seni derinden etkileyen
Dostluğun kopmasına izin vermeyen...
Gönlü güzel, yüreği güzel "ADAM"

Herzamanki gibi oturdu
Gökkuşağı kadar uzun hasretlerini,
Umutlarını,acılarını sığdıramadığı masasına
Karanlığı pek severdi;
Çünkü yalnızlığın üstünü örten başka dostu yoktu
Zavallı gönlü ona hiç merhamet etmiyordu.
Çocuksu gözlerinde büyümenin, açtığı yara
Acıların bıraktığı izleri taşıyan yüzünde
inciler bırakıyordu.

Ağlamak istedi, söylemek istedikleri vardı
Kimsenin onu anlamayacağını bile bile
Sustu sonra dayanamadı, bağırdı
Kimsenin duymayacağını bile bile
Kalbinde bir kıpırtı,
Şiirlerine sarılmanın hüznü
Yorgun bedeninde dünyayı taşımanın ağırlığı
Yüreğinden sızan yaşanmamışlıklar,
İflah olmazdı artık yüreği
Uğramıyordu o deryaya hasret

Kimseye şikayeti yoktu,
Çocuk seslerinin olmadığı sokaklarda
Aradığı bir misafir vardı,bahar misafiri
Özündeki eksikliğinden kaçıyordu
Kimsesizdi, diplerde bir adam
Ürkek yüreğini, bahar hasretine emanet etti
Ayrılık ateşi şehrinin sokaklarını yakıyor
Kimsesiz kız çocuğunun,tebeşirle çizilmiş
Mavi dünyasını öldürüyordu

Bu dünya bize göre değildi miniğim dedi
Ne sen ne de ben yavrucağım
Biz buraya ait değiliz
Serçe gibi küçük ellerin çok üşümüş
Ver o ince parmaklı ellerini
Kimsesiz yüreğime sarayım
Sessiz çığlıklarıma yoldaş olsun
Yavrusunu kaybetmiş ceylan gibi
Seni buldum güzel çocuk
Hadi miniğim umutlarımızı boyayalım
Tıpkı deniz gözlerin gibi...

(D.B)