Dr. Mavi, görüşme sırasında Erendiz'e eşinin hastalığının seyri boyun­ca kendisinde ne gibi değişimler olduğunu sormuştu. Erendiz daha merhametli ve duyarlı hale geldiğini, insanları daha az kırdığını, ilişkilerinde daha dikkatli olduğunu anlatmıştı: "Haya­tın kısa olması insanı ürkütüyor ve daha dikkatli davranmaya davet ediyor. Konuşmalarımda, davranışlarımda artık daha ti­tizim." Kendi varoluşsal acizliğini hisseden Erendiz'in benliği, ötekinin mağlubiyetinden alınacak zevklere sıcak bakmıyordu.
:D
9 MART 1987 Cumhuriyet Gazetesi. "Güney Afrika, işte bu!" röportaj dizisinden. (Ufuk Güldemir) "Coğrafyada asıl belirleyici olan din"i tetkik için Randburg kilisesindeki rahip Ray McCauley'le görüşme... Ray McCauley diyor ki: "İsa'yı kurtarıcı olarak görmeyenin cennete gideceğine inanmıyorum, bunu ben söylemiyorum ki, Allah söylüyor. Peki İsa'dan önce yaşamış insanlar ne olacak? Onların cennete gidip gitmeyeceği, ileride bir kurtarıcının geleceğine iman edip etmediklerine göre belirlenecek. - İsa geldikten sonra ondan habersiz yaşamış ve ölmüş pigmeler ne olacak? - ALDIKLARI IŞIĞIN DERECESİNE GÖRE KADERLERİ BELİRLENECEK."
Sayfa 456
Alıntı
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Biraz gecikmeyle de olsa Wagner Renoir'a , 14 Ocak 1882'de bir görüşme, ertesi gün de yarım saati aşkın bir süre boyunca resmini yapma fırsatı tanıdı. Wagner daha önce kimseye resmini yapma izni vermediğinden bu önemli bir başarıydı. Renoir buluşmalarına dair şöyle yazmıştı: "Çok yakışıklı, çok nazik biri. Elimi sık yor ve yeniden oturmamı rica ediyor. Ardından uh ve ahlarla dolu gırtlak sesleriyle sona eren, yarı Fransızca yarı Almanca, en saçma sohbet başlıyor." Renoir, Wagner'in portresini tamamladıktan sonra bir arkadaşına şöyle demişti: "Wagner'in neşeli bir ruh hali vardı, ancak ben çok gergindim. Ne yazık ki, bir lngres değilm."
"Ha, mühim bir şey değil.Yalnızca onu ilk görüşün..."
Yeniden görüşme
Annem tarafından hep kötüye kullanılan suskunluk, dedim, ruhumu daima en derinden yaralamış olan şey. Suskunluk annemin beni öldüresiye yaralamakta kullandığı bir araçtı. Baba bu dehşet karşısında hep susup oturup sineye çekendi, annem tarafından yok edilişimin seyircisi. Geçmişi düşündüğümde, senin annen ve babanla da durum aynen böyleydi. İyi yaşadılar, dedim, ama sadece beni yok ederek varoldular. Annen baban, zaman içinde seni yok ederlerken, evlerinde gayet güzel yaşayıp gittiler, senin için sadece zindan olan, ömür boyu kurtulup çıkmadığın evde, çünkü benden farkın ben çıkıp kurtuldum o evden, sense hiçbir zaman çıkıp kurtulamadın, bunun için gereken gücü bulamadın. Sonra sırt çantalarını doldurdular tıka basa, dedim ve onlara bunu yaparken yönelttiğim horgörüden beslendiler. Bu sırt çantalarına doldurdukları her şeyden nefret ettim, yedek çorapları, yedek takkeleri, onların deyimiyle, sosisleri, ekmeği, tereyağı, peyniri, gazlı bezleri vesaire vesaire. Babam en sonunda bir de İncil sokuşturur, sonra açar bundan bölümler okurdu dağdaki kulübede. Daima aynı bölümler, aynı ses tonu, hatırlıyor musun. Bize de dinlemek ve hiç ses çıkarmamak düşerdi. Tepelerde olduğumuz zamanlar ağzımızı açmamıza izin yoktu. Bir şey söylediğimizde, bu utanmazlık sayılır ve arkasından daima bir ceza gelirdi. Bu durumda, her defasında daha hızlı tırmanmak, daha çabuk inmek zorundaydık ve konuşarak işlediğimiz kabahat ya da doğrudan suç o kadar affedilmez sayılırdı ki, başkaldırımız dehşete dönüşür, duruma göre susadığımızda su, acıktığımızda yiyecek vermezlerdi.
Sayfa 35·Kitabı okudu
O gözler, ilk günler neler gördü bilmiyorum ama en azından sıcak bir kucak, sevgiyle bakan bir çift göz hiç görmedi.