Annem tarafından hep kötüye kullanılan suskunluk, dedim, ruhumu daima en derinden yaralamış olan şey. Suskunluk annemin beni öldüresiye yaralamakta kullandığı bir araçtı. Baba bu dehşet karşısında hep susup oturup sineye çekendi, annem tarafından yok edilişimin seyircisi. Geçmişi düşündüğümde, senin annen ve babanla da durum aynen böyleydi. İyi yaşadılar, dedim, ama sadece beni yok ederek varoldular. Annen baban, zaman içinde seni yok ederlerken, evlerinde gayet güzel yaşayıp gittiler, senin için sadece zindan olan, ömür boyu kurtulup çıkmadığın evde, çünkü benden farkın ben çıkıp kurtuldum o evden, sense hiçbir zaman çıkıp kurtulamadın, bunun için gereken gücü bulamadın. Sonra sırt çantalarını doldurdular tıka basa, dedim ve onlara bunu yaparken yönelttiğim horgörüden beslendiler. Bu sırt çantalarına doldurdukları her şeyden nefret ettim, yedek çorapları, yedek takkeleri, onların deyimiyle, sosisleri, ekmeği, tereyağı, peyniri, gazlı bezleri vesaire vesaire.
Babam en sonunda bir de İncil sokuşturur, sonra açar bundan bölümler okurdu dağdaki kulübede. Daima aynı bölümler, aynı ses tonu, hatırlıyor musun. Bize de dinlemek ve hiç ses çıkarmamak düşerdi. Tepelerde olduğumuz zamanlar ağzımızı açmamıza izin yoktu. Bir şey söylediğimizde, bu utanmazlık sayılır ve arkasından daima bir ceza gelirdi. Bu durumda, her defasında daha hızlı tırmanmak, daha çabuk inmek zorundaydık ve konuşarak işlediğimiz kabahat ya da doğrudan suç o kadar affedilmez sayılırdı ki, başkaldırımız dehşete dönüşür, duruma göre susadığımızda su, acıktığımızda yiyecek vermezlerdi.