Yanıma oturdu ve: - Ayla, dedi. Haydi babana kahve yap; iki kaşık kahve, yarım kaşık şeker; iyice kaynayacak... Ömer sen de testiyi dolduruver çocuğum... Onlar çıktılar. Gözlerimi arıyordu. İçimde bir şey ürperdi. Kendimi zorladım, gözlerine baktım; fakat hayır: Mavi munis ve dost gözler... Bunlar her zamanki gibi şüpheden, huzursuzluktan bir kırıntı bile taşımıyorlar. Bu gözler bana daima gülümserdi. Ah, sen niçin böylesin? Şu olanları sezsen, kızsan, hattā bana ağır şeyler söylesen, bir şeyler yapsan, bu işin muhasebesini, münakaşasını yapsak.. haklı olmadığımı biliyorum, suçlu olduğumu biliyorum; fakat hiç olmazsa beni müdafaadan bu kadar mahrum bırakmasan... Sonra mademki bir şey sezmedin, niçin çocukları odadan çıkarıyor, niçin gözlerime böyle bakıyor, böyle her şeyi bilir gibi gülümsüyorsun?
Sayfa 119·Kitabı okuyor
"Kendini bulmanın yolu, hep bir başkasından mi geçer?"
Reklam
Yüze doğum lekesi gibi yerleşmiş bir gülümseme neyi saklar?
Oysa acı ve ben, bir vadinin dibindeyiz. Dorukla uçurum birleşebilir mi?
İnsan ve Duygular
5 Ocak 1980 AKTÜALİTE
Bu Cahiers du cinéma'cıların beni istediğim konuda konuşmakta serbest bırakması ne iyi. Bugün 5 Ocak 1980, televizyonda Juquin ile Marchais'nin Afganistan'ın işgaliyle ilgili konuşmasını izledim. Gözlerinden, Sovyetler'in yayılması istediği okunuyor, bu istek seziliyordu. Korku, yeni terfi ettirdikleri yerin hakkını verememe korkusu değilse elbette, ama sanmam. Şimdiye dek sürekli bir rahatsızlık, ikili bir oyun vardı, ama bugün artık bunun arkasında yatanın ne olduğu anlaşıldı. Gülümseniyor, halkların kendi kaderini tayin etme özgürlüğünden bahsediliyordu. Buyurun. Sırt çevirdiklerini gördük, kuklalar gibi. İyi. Rezil kimliklerini, işbirlikçi kimliklerini ortaya çıkarmak için Afganistan'ın işgali gerekiyormuş.
Reklam
Reklam