• 245 syf.
    Zaman makinesi nasıl yapılır ? Bir insan zamanda yolculuk etmeyi neden ister ? Yolculuk edeceğimiz evren nasıl bir şey ? Tüm bunların ortaya çıkış kaynağı olan ‘zaman’ nedir ?
    Bunu kolay ve basit bir dille kim açıklayabilir ki ?
    Eğer kimse sormazsa, zamanın ne olduğunu gayet iyi biliriz lakin birisine anlatmaya kalkışacaksak, tıkanıp kalırız.

    Prensipte yıl, ay ve gün doğal zaman birimleridir.
    Dünya Güneş etrafındaki dönüşünü bir kez tamamlayınca “yıl”,
    Ay tüm evrelerini tamamlayınca “ay”,
    Dünya kendi etrafındaki dönüşünü tamamlayınca da “gün” olur.
    Günün 24 saat oluşu da Mısırlılardan gelir. (Mısırlıların gündüzü ve geceyi on iki saate bölen uygulamaları varmış zamanında.)
    Saatin dakikalara bölünmesine kadar inelim. Bunu da Babillere borçluyuz. (Sümerlerden miras aldıkları 60 sayısını temel alan sayısal sistem kullanmakta imişler.)

    Saat, gün, ay, yıl hallettik buraları hocam. Tanımlamaları iyi hoş yaptık amma zamana dair yine net bir şey yok elde avuçta olamaz da zaten. Sebep ? Sebebi bildiğimiz üzere zamanın göreceli olması.. Göreceli zaman derken öznel saatten bahsediyoruz, o da tam bir dönek. Misal, normalde 45 dakika süren konferans sizin için 3 saatmiş gibi geçmiş olabilir. Bu da zamanın karmaşıklığını gözler önüne seriyor.

    Tamam zamanı rafa kaldıralım ve yolculuğa geçelim. Peki biz nerde yol alacağız ? Elbette evrende. Evren hani şu uçsuz bucaksız, gittikçe genişleyen. İçinde yaşadığımız evren. Ne kadar tanıyoruz ki sahi kendisini, neredeyse hiç. Hafiften göz atıp çıkalım evrene, tanımına..
    Uzay ve uzayda bulunan tüm madde ve enerji biçimlerini içeren bütünün adıdır ve elimizde bir değil tamı tamına iki modeli vardır.
    Bunlardan birisi Blok evren. Blok evrene göre geçmiş, şimdi ve gelecek olarak gördüklerimiz arasında bir fark yok. Hepsi aynı anda başlayıp son bulur.
    Alternatif bakış açısı olarak ele alınan diğer evren ise Genişleyen evrendir. Genişleyen evrende ‘şimdi’ kavramı evrenin bütününde geçerlidir.

    Zaman içinde ilerlemekte ve bilinmeyen evrene doğru yol almaktayız adım adım… Bu adımlarımızın hızını öğrenmeye ne dersiniz ? Tek tek zamanda yolculuğun alternatif yollarını inceleyelim o vakit.

    1- Uyuyarak. Evet çok basit. Sonuçta uykuda olduğunuz dönemdeki zaman diliminde, saatlerin geçtiğini tecrübe etmiyorsunuz. 7 saat uyuduysanız son günü ve geceyi 17 öznel saat içinde geçtiniz demektir.
    2- Komada olmak peki ? 19 yıl komada kalmış Terry Wallis gibi. Yıllarca başkalarının insafına kalmış bir korumaya ihtiyaç duyacaksınız ve koma hali bedenin yaşlanmasını da engellemediği için uyandığınızda yaşlı bir bedende olmuş olacaksınız.
    3- Bunun yerine ‘dondurulmuş’ olarak yol almayı tercih etmeye ne dersiniz ? Tabii hayata dönüş masraflarınız için ciddi bir teminat fonuna ihtiyacınız var, ayrıca dondurulma sürecine tabi olmak için de ölmüş olmanız gerekmekte. Zaten ölmek üzere iseniz sıkıntı değil fakat değilseniz geleceğe yolculuk uğruna ödenecek çok büyük bir bedel gibi gözüküyor.
    Ayrıca şöyle bir soru çıkıyor ortaya; iyi hoş binlerce kişiyle beraber dondurdunuz kendinizi ve gelecekte çözümlenerek hayata karıştınız. Peki gelecekteki toplum için sizin ve bunca insanın katkısı ne olacak ? Anlaşılan bunlar pek iyi yol değil.
    Olsun elimizde nice alternatifler var. Bilimsel olanlarından.
    4- Einstein’ın özel göreleliğini kullanabilirsiniz. Ama bunun sonucunda gelecekte sadece 2.7 yıl ileri gitmek için 17 yılınızı vermeye hazır olmalısınız. Uzay geminiz için gerekli enerji de çok bir şey değil bea. Birleşik Devletler’deki bütün enerji santralleri 4.5x10^11 W civarında enerji üretmekte bunun sadece 10 milyar katı uzay gemimizin ışık hızının %90’ına yaklaştırmak için yeterli. Aşağı yukarı 250 yıl boyunca Birleşik Devletler’deki her santralin enerjisini kullanırsanız bu enerji işi tamam.
    5- Ya da bunların yerine Dünya’ya en yakın olan Calvera nötron yıldızına binip ileriye doğru hızlı bir yolculuk yapmaya ne dersiniz ? Biraz fazla sıcak olabilir. Ne olacak canım 1 milyon Santigrat dereceye dayanıklı bir ısı kalkanı yapılsa bu sorunun üstesinden gelebilirsiniz. Nötron yıldızının sağlam kütle çekim gücü yüzünden öldürücü bir gelgitle karşılaşmayı göze almanız da gerekli tabi. (:

    Yok geleceğe hızlı biçimde gidemiyoruz iyisi mi gün gün yol alalım. Peki ya geçmişe gidebilir miyiz ? Hangimiz “Keşke geçmişe dönebilsem ve…” diye düşünmemiştir ki değil mi ? Bunun için de bir yol var.

    Kara delikler ! Kara deliğin kozmik çöp kutusu olmadığını, bir tür taşıyıcı olduğunu düşünmekten bizi alıkoyan ne ? Bir kara deliğe girseniz ve bir yerinden çıksanız ne olur ?
    Uzay gemisiyle kara deliğe doğru gittiğinizi düşünün. Çekim kuvveti çok büyük olduğundan bir erişte gibi uzarsınız. Gerildikçe gerildiniz ve bir şekilde girmeyi başardınız. Ama şimdi de çıkış yok. Kara delik tam bir çıkmaz sokak. Ne kadar hızlanırsanız hızlananın, kaçış yok. Güle güle Dünya.

    Bu da olmadı ama umudu kaybetmek yok hocam. Bu teknolojilerle olmasa da gelecekte bir gün başarabiliriz belki. Ne dersiniz, zaman yolculuğu bir fantezi olarak mı kalacak, yoksa gelecek nesillerin yaşayacağı bir deneyim mi olacak ? Kitabı okuyarak dopdolu fikir sahibi olabilirsiniz bu soru hakkında. Tek solukta okunacak kitap değil belki ama zamanda yolculuğun yöntemlerinin her birini soluğunuzu tutarak okuyacağınız bir kitap. Çok şey kaçırabilirsiniz eğer okumaz iseniz.

    Keyifli ve biraz da kafa karıştırıcı bir yolculuğa çıkmanın tam vakti. İyi okumalar dilerim (:
  • Bilmem, insanın olmadığı bir yer ve ılıman bir iklimde alevin ne kadar az rastlanır bir şey olduğunu hiç düşündünüz mü?
    Güneş ısısının daha tropik bölgelerde rastlandığı gibi çiy damlalarınca odaklandırıldığı zaman bile yakacak kadar güçlü olduğu pek ender olarak görüşmüştür.
    Yıldırım yakıp kavurabilir, ama büyük bir yangına gol açtığı pek enderdir.
    H. G. Wells
    Sayfa 78 - İş bankası yayınları
  • 430 syf.
    ·5 günde·Beğendi·8/10
    Bir kitabın kapağını açıp kaldığım yerden devam etmek, beni heyecanlandıran, hayata bağlayan bir bağ olmuştur.
    "Bin Muhteşem Güneş"e daha elime alır almaz bağlanmıştım. Sayfaların, saatlerin nasıl geçtiği hiç umrumda olmadan.
    Bazen göz bebeklerim büyümüş vaziyette, bazen gözlerimi kapayarak, bazen bölümün bitmemesini isteyerek... Yeri geldi Meryem'le üzüldüm, yeri geldi Leyla ile güldüm. Nana'nın öğütlerini önce yalanmışçasına, sonra gerçekçi olduğuna şaşarak, bir bölüm daha, bir bölüm daha diye kendimi tutamayarak okudum tüm kitabı.
    Kitabımızın konusu, hepimizin kanayan yarası: Kadın. Erken yaşta evlendirilen çocuklar, hayatı başından kötü başlamış, kötü yaşamlarına alışmış, maruz kaldığı şiddete boyun eğen, sesini çıkaramayan, son derece güçsüz kadınlar. Yetmezmiş gibi kanunlar tarafından tüm hakları ellerinden alınan, barındıkları yere "ev" diyen ama bir hapishaneden hiç farkı olmayan yerde yaşayan. Erkeksiz dışarı çıkamayan, topluma hizmet edemeyen ama erkeğinin kölesi, bir üreme makinesi sayılan "kadınlar". Bu "düzen" denilen düzensizliğe başkaldıranların, evlerinden kaçanların son derece insani olmayan yerlerde hapishaneye atılması, en kötüsü kendi hayatını korumak için, hayata tutunabilmek, kocası tarafından öldürülmemek için kocasını öldürenlerin idam edilmesi. İşte dönemin Afganistan'ı. Kitabımızda da geçtiği gibi, "Bir toplumun kadınları eğitimsiz olduğu sürece başarıya ulaşma şansı yoktur."
    Mülteciler, göç edenler, ayrılıklar, yağmur misali yağan bombalar.. Enkaz altından toplanılan cesetler; ağaçlardan, çatılardan toplanan uzuvlar... Bitmek bimeyen cenaze törenleri... Evlerden yükselen çığlıklar... Evlat acıları, ana-babayı kaybeden, hiç kimsesi kalmayan, bir amacı olmayan insanlar...
    Hosseini, Afganistan'ın sesini, orada yaşayan kadınların hayat denilemeyecek yaşayışlarını tüm çıplaklığı ile dünyaya duyurmuş. Yazarımızın bu "beklenen" romanı Afgan kadınlarının tüm çilesini, cefasını göstermek için bir mikrofon olmuş.
    "Nereye giderseniz gidin, ülkeniz peşinizden gelir." Psikolojisini, düşüncesini aktaran Hosseini'yi ilk okuyuşum. Değerli öğretmenimin aracılığı ile.
    Kucak dolusu selamlar, iyi okumalar...
  • Kızıl güneş batışı bana insanlığın batışını düşündürdü.
  • Kütle çekim etkisiyle gezegen Güneş' e doğru çekilir ve Güneş' i teğet geçen bir çizgide ilerler. Bu ikisinin hareketi dairesel bir yörünge oluşturacak şekilde birleşir. Gezegen yavaşlamadığı sürece ikisi dengelenmeye devam eder ve gezegen Güneş' in etrafında sonsuza dek döner.
  • "Salkım salkım tan yelleri estiğinde
    Mavi patiskaları yırtan gemilerinle
    Uzaktan seni düşünürüm İstanbul
    Binbir direkli Halicinde akşam
    Adalarında bahar
    Süleymaniyende güneş
    Hey sen güzelsin kavgamızın şehri

    Ve uzaklardan seni düşündüğüm bugünlerde
    Bakışlarımda akşam karanlığın
    Kulaklarımda sesin İstanbul

    Ve uzaklardan
    Ve uzaklardan seni düşündüğüm bugünlerde
    Sen şimdi haramilerin elindesin İstanbul

    Plajlarında karaborsacılar
    Yağlı gövdelerini kuma sermiştir.
    Kürtajlı genç kızlar cilve yapar karşılarında
    Balıkpazarında depoya kaçırılan fasulyanın
    Meyvesini birlikte devşirirler
    Sen şimdi haramilerin elindesin İstanbul

    Et tereyağı şeker
    Padişahın üç oğludur kenar mahallelerinde
    Yumurta masalıyla büyütülür çocukların
    Hürriyet yok
    Ekmek yok
    Hak yok
    Kolların ardından bağlandı
    Kesildi yolbaşların
    Haramilerin gayrısına yaşamak yok

    Almış dizginleri eline
    Bir avuç vurguncu müteahhit toprak ağası
    Onların kemik yalayan dostları
    Onların sazı cazı villası doktoru dişçisi
    Ve sen esnaf sen söyle sen memur sen entellektüel
    Ve sen
    Ve sen haktan bahseden Ortaköyün Cibalinin işçisi
    Seni öldürürler
    Seni sürerler
    Buhranlar senin sırtından geçiştirilir
    İpek şiltelerin istakozların
    ve ahmak selameti için
    Hakkında idam hükümleri verilir

    Haktan bahseden namuslu insanları
    Yağmurlu bir mart akşamı topladılar
    Karanlık mahzenlerinde şehrin
    Cellatlara gün doğdu
    Kardeşlerin acısıyla yanan bir çift gözün vardır
    Bir kalem yazın vardır
    Dudaklarını yakan bir çift sözün vardır
    Söylenmez

    Haramiler kesmiş sokak başlarını
    Polisin kırbacı celladın ipi spikerin çenesi baskı makinesi
    Haramilerin elinde
    Ve mahzenlerinde insanlar bekler
    Gönüllerinde kavga gönüllerinde zafer
    Bebeklerin hasreti içlerinde gömülü
    Can yoldaşlar saklıdır mahzenlerinde

    Boşuna çekilmedi bunca acılar İstanbul
    Bulutların ardında damla damla sesler
    Gülen çehreleri ve cesaretleriyle
    Arkadaşlar çıktı karşıma
    Dindi şakalarımın ağrısı

    Bir kadın yoldaş tanırdım
    Bir kardeş karısı
    Hasta ciğerlerini taşıdığı çelimsiz kemikli omuzları
    Ve hüzünlü çehresiyle bebelerini seyrederdi
    Cellatlara emir verildiği gün haramilerin sarayında
    Gebeliğin dokuzuncu ayında
    Aç kurtların varoşlara saldırdığı
    Tipili bir gece yarısı
    Sırtında çok uzak bir köyden indirdi
    Otuzbeş kiloluk sırrımızı
    Zafer kanlı zafer kıpkırmızı

    Boşuna çekilmedi bunca acılar İstanbul
    Bekle bizi
    Büyük ve sakin Süleymaniyenle bekle
    Parklarınla köprülerinle kulelerinle meydanlarınla
    Mavi denizlerine yaslanmış
    Beyaz tahta masalı kahvelerinle bekle
    Ve bir kuruşa Yenihayat satan
    Tophanenin karanlık sokaklarında
    Koyunkoyuna yatan
    Kirli çocuklarınla bekle bizi
    Bekle zafer şarkılarıyla caddelerinden geçişimizi
    Bekle dinamiti tarihin
    Bekle yumruklarımız
    Haramilerin saltanıtını yıksın
    Bekle o günler gelsin İstanbul bekle
    Sen bize layıksın."

    https://youtu.be/Kt6Pc1WWKqM
  • Önemli olan makine değil, arkasındaki adamdır. İyi fotoğrafçı dikiş makinesiyle de resim çeker!
    Ara Güler
    Güneş Karabuda
    Sayfa 53 - Yapı Kredi Yayınları