“İstihbarat raporları bütün bunların ve daha fazlasının olduğunu söylüyor,” dedi Yabu. “Altı günümüz varsa ne yapalım, altı gün olsun o zaman, karma öyle demek. Ama bana kalırsa siz burada kapana kısılmayacak kadar zekisiniz. Savaşa erken girin diye kışkırtılmaya da gelmezsiniz.”
“Planınızı onaylarsam beni lideriniz olarak kabul edecek misiniz?”
“Evet. Ve kazandığınızda Suruga’yı ve Totomi’yi derebeyliğimin ebedi parçaları olmak üzere kabul etmekten de onur duyacağım.”
“Totomi planınızın başarısına bağlı olacak.”
“Kabul ediyorum.”
“Bana itaat edecek misiniz? Şerefle?”
“Evet. Buşido adına, Lord Buda adına, annemin, karımın ve gelecekteki zürriyetim adına yemin ederim.”
“Güzel,” dedi Toranaga. “Hadi işeyelim de anlaşmayı mühürleyelim.”
Tanıdığım benliğin büyük ölçüde sentetik bir ürün olduğunu bilmediğim sürece kendime dair ne bilebilirim ki? Çoğu insan -ben de dahil olmak üzere- onu tanımadan yalan söyler; aslında bu durumda "savunma" "savaş", "görev" "boyun eğme", "erdem" "itaat" ve "günah" "itaatsizlik" anlamına gelir; anne babanın çocuklarını içgüdüsel olarak sevdiği fikri bir söylencedir; ün nadiren hayranlık uyandıran insani meziyetlerle elde edilir ve bundan çok daha nadiren gerçek başarılara dayanır; tarih zafer kazananlar tarafından yazıldığı için çarpıtılmış bir kayıttır; fazla alçakgönüllülük illa kendini beğenmişlikten arınmışlığın bir kanısı değildir; sevgi ihtiras ve açgözlülüğün zıddıdır; herkes kötü niyetlerine ve eylemlerine kılıf bulmaya ve onları saygın ve faydalı göstermeye çalışır; güç peşinde koşmak hakikatin, adaletin ve sevginin zarar görmesi demektir; günümüz endüstriyel toplumu bencillik, sahiplenme ve tüketime dayanmaktadır, yoksa söylendiği gibi sevgi ve yaşama saygı ilkelerine değil. İçinde yaşadığım toplumun bilinçdışı yanlarını analiz edemediğim sürece kim olduğumu bilemem çünkü hangi yanımın bana ait olmadığını bilemem.
Amerikalı Carl Sagan: “Kendinizi iyi hissetmenizi sağladığı sürece bir şeyin doğru olup olmadığını umursamamak;
cebiniz doluysa paranın nereden geldiğini boş vermek kadar kötüdür” diyerek günümüz aldanmış insanının fotoğrafını çekiyor.
Aklı kafamızdan sürsek,
İlmin içine tükürsek,
Dünyaya çevirip dirsek,
Günümüzü hoş geçirsek...
Gökten ve yerden uzakta,
Neş'e kederden uzakta,
Düşüncelerden uzakta,
Günümüzde hoş geçirsek...
Ne dost yüzünü yalasak,
Ne düşmanları dalasak,
Kendimizi oyalasak,
Günümüze hoş geçirsek...
Vücut cevhersiz bir kalıp,
Hiçe gider hiçten gelip,
Bir tenhaca köşe bulup,
Günümüzü hoş geçirsek...
Toprağa girinceye dek,
Esrârı görünceye dek,
Yani, geberinceye dek,
Günümüzü hoş geçirsek.
Ah eğitımsiz aklıyla şu yoksul Yerli,
Önünü giydirir, ama açık bırakır gerisini.
Halbuki gerimizi açık bırakan, biz zengin ve yüksek eğitimli beyazlarız aslında. Önümüzün çıplaklığını Hıristiyanlık olsun, Marksizm olsun, Freudçu fizikalizm olsun, birtakım felsefelerle kapatır ama arkamızı kapatmaz, esen rüzgârların merhametine bırakırız. Oysa Yoksul Yerli, teolojinin incir yaprağına, aşkılık ideali tanımlarsa şayet, nörologlar ve farmakologlar da bu ideale hangi yollarla ulaşılabileceğini ya da en azından (çünkü bu tür bir ideal, eşyanın tabiatı gereği hiçbir zaman tam olarak gerçekleştirilemeyebilir), geçmişte emzik gibi sürekli şarap içme, günümüz-deyse viski ve marihuana içip barbitürat yutma alışkanlıklarına nazaran daha fazla yakınlaşabileceğini keşfedebilirler.