• 416 syf.
    ·Beğendi·10/10
    YEŞİLİN KIZI ANNE #kitapyorumu
    "İşte bir umut daha söndü. Benim hayatım gömülü umutlarla dolu bir mezarlık."
    •••
    Sen nasıl güzel bir kitaptın, nasıl içten nasıl farklı duygulara boğan ve bir o kadar da özel. Adeta mest oldum okurken. İçimi sıcacık ettin, kalbimde çok başka bir yer edindin.
    Matthew ve Marilla Cuthbert hiç evlenmemiş iki kardeş. Yetimhaneden işlerinde kendilerine yardımcı olabilecek bir oğlan çocuğu evlat edinmek istiyorlar ve yetkili kişilere haber gönderiyorlar. Fakat yapılan bir hatayla oğlan çocuğu yerine bir kız geliyor.
    Anne Shirley; on bir yaşlarında, iki kızıl örgü saçlı, çilli, hayalperest, aşırı meraklı, geveze, enerjik zihinli, sürekli sorular türeten küçük bir kız. Ve bu kitap da bizleri onun hayaller kurarak, maceradan maceraya atladığı hem hüzünlendiren hem yüz güldüren bir yolculuğa çıkarıyor.
    Kitabın her bir satırından ayrı tat aldım. Bir solukta bitirilecek türdendi, oldukça akıcı ilerliyor.
    Anne; zekasıyla, hayalgücüyle, kendini ifade ediş şekliyle çevresindekileri nasıl etkilediyse okurken ben de bir hayli etkilendim. Okuduğum en tatlı en samimi sevecen karakterdi. Geçmişinde yaşadıkları onu güçsüz düşürmeyip aksine hayata daha sıkı sarılmasına, içindeki o yaşam enerjisi, heyecanı da okurlara yansıdı. Bu kadar şey yaşamasına rağmen her zaman bir umudu olması hayran olunası özelliklerinden biriydi. Adının geçtiği ilk kısımlarda nefes almadan o kadar uzun konuştu ki hazırlıksız yakalandım, vay be dedirtti. Sorduğu sorulara bir süre sonra cevap verirken buldum kendimi, kitapla bir olduğumu farkettim. Okumuyor da yaşıyormuş hissi verdi. Çok ama çok sevdim.
    Marilla'nın sert mizaçlı oluşu Anne'e karşı zamanla bu halinin değişmesi, Matthew'in Anne'i ilk gördüğü andan beri ona karşı sıcakkanlı oluşu en çok hoşuma giden kısımlardandı. Ve Gilbert Blythe, ikinci kitapta seni daha fazla okumayı diliyorum.
    Ve baskısına da değinmeden geçemeyeceğim, efsane güzel olmuş.
    Okurlara verdiği mesajlarla, betimleyici anlatımıyla, mizahıyla, umuduyla, hayalleriyle, heyecanıyla benim bu sene okuduğum en güzel en etkileyici kitap oldu. Şiddetle de tavsiye ederim.



    #yeşilinkızıanne #lucymaudmontgomery #ephesusyayınları
  • 240 syf.
    ·8/10
    Dikkat! Kitapları okuyup geçenlerden iseniz lütfen bu kitaptan uzak durun. Okuyup hayatına geçirmek isteyen, başarıya ve mutluluğa ulaşmayı hedefleyenlerden iseniz bir kalem ve defter alarak çalışma masanıza oturun ve kendinizi kitabın akışına bırakın.
    .
    .
    Meryem Şanlı eğitim fakültesi mezunu bir öğretmen. Eğitim alanında yüksek lisans yapmış. Eğitim koçu olarak kendisini geliştirmiş. Daha sonra yine lisans eğitimi alarak bir de sosyolog unvanı kazanmış. Kişisel gelişim kitaplarını ne kadar seviyor olsam da yine de bir ön yargı var bende. Yazarın kullandığı kaynakça , anlatım dili, konuyu ifade ediş şekli verdiği örnekler ve kitapta sunduğu çalışmalar kendisinin bu konuda oldukça profesyonel olduğunu, kendisinin de yaptığı işin hakkını verdiğini gösteriyor.
    .
    Kişinin kendini tanıması, potansiyelinin farkına varması ve geliştirebilmesine yönelik bilgilendirme, örneklemeler ve çalışmalar birinci bölümde yer alıyor. İkinci bölümde geleceğe yönelik amaç belirleme ile ilgili yine bilgilendirme, kişinin kendini değerlendirmesi, örnekler ve çalışmalar yer alıyor. Üçüncü bölümde hayata dair 12 öneri yer alıyor.
    .
    Kitabın sonunda yer verilmiş olan Okumaya Değer 10 Kitap ve İlhan Veren 10 TEDx konuşması listesi de çok güzel olmuş.
    .
    Psikolojik danışman-rehber öğretmen olarak çok çok başarılı buldum ve beğendim kitabı. 8. sınıf öğrencilerinden itibaren tüm öğrencilere, sınavlara ve hayata hazırlanma gayesi içerisinde olan tüm insanlara tavsiye ederim. Okuyup hayatınızdaki gelişme ve değişimlere yelken açmanız dileğiyle..
  • 192 syf.
    ·161 günde·Beğendi·10/10
    İki tane öyküye yer verilmiş bir eser. “Hangisi daha güzel?”
    Karar vermeyeceğim bir soru olurdu.
    “Cemile” istenilen forumlara oturmaya çalışan bir Türk kadını. Ama ne Cemile’nin ruhu ne tabiyatı bu formlara oturtmaya müsait değil.
    Olmak istediğin, herkesin olmasını istediğim seven sevdiği tarafından sevilen, ve bu uğurda her şeyi geride bırakıp gidebilecek kadar da gözü kara. Evli bir kadın olduğu için danyal ile yaşadıkları aşkın eğriliği doğruluğu eleştiriye açık gibi görünse de öykünün sonunda eşi Sadık’ın Cemile hakkındaki düşüncelerini ifade ediş biçimi Cemile’yi haklı çıkarıyor benim nazarımda. Benim sevdiğim kadınlar; kalbi seviyor, ruhu seviyor bedeni ya da mal mülkü değil. Ve cemile benim sevdiğim bir kadın olarak kalbime girmeyi başardı.
    Sultan Murat ise aynı topraklarda yaşayan cemile gibi aynı coğrafyanın kaderine mahkum olmuş, savaşa gidenin arkasından hayatta kalma mücadelesi veren bir kahraman.
    Çok isterdim bu öykünün de cemile gibi mutlu sonla bitmesini. Çünkü her iki öykünün de Kurgu değil yaşanmışlık izleri var satırlarında.Farklı topraklarda yaşamış bir yazarın anlatım biçiminin ve senaryolarının bu kadar bizden oluşu sanırım sadece Cengiz Aytmatov’a özgü bir ayrıcalık.
    Okuduğum her kitabı sevmek için çaba göstermiyorum aslında ama Cemile ve Sultan Murat’ın hikayesini her okura şiddetle tavsiye edebilirim.
  • Sonra havayı kokladım ve içtiğim dört kutu biranın içimde onlarca kabloya kısa devre yaptırdığını hissettim.
    Ken Kesey
    Sayfa 308 - Nemesis Kitap
  • 300 syf.
    ·10/10
    Merhaba sevgili kitap dostları. . Selahattin Demirtaş ; hepimizin tanıdığı, bazımızın nefret ettiği, bazımızın çok sevdiği, birçoğumuzun da kendisine karşı beslediği duygu ne olursa olsun, yeni bir eserini merakla beklediği bir insan.

    İdeoloji olarak Selahattin Demirtaş'ın tam karşısında duran insanların bile; "O çok zeki, çok birikimli ve kültürlü bir insan. Keşke yanlış yerde durmasaydı da onu bambaşka bir safta iken destekleme imkanım olsaydı. . " gibi cümleleri sarfettiğine bolca şahit oldum.

    Selahattin Demirtaş'tan nefret eden insanlara herhangi bir sözüm yok. Zaten kimi sevip kimden nefret edeceğinize karar verecek halim veya hattim de yok.

    Ama eğer aranızda yazarın kalemi ile tanışmak isteyip de sırf ideolojisinden dolayı, siyasi duruşundan dolayı, etnik kökeninden dolayı, ya da herhangi ayrıştırıcı başka düşünceden dolayı bunu kendine yakıştırmayan insanlar varsa, size birkaç biyografik isim söyleyebilirim.
    Zülfü Livaneli , Aziz Nesin , Nazım Hikmet Ran , Mehmet Akif Ersoy , Ahmet Mithat , Ziya Gökalp , Ahmed Arif . .
    Bu isimlerin çok değerli olduğunu biliyorum. Birçoğunuz (hatta belki de hepiniz) "Nasıl olur da bu değerli kalemleri, bu değerli insanları Selahattin Demirtaş gibi biriyle kıyaslamamızı beklersin?" diyeceksiniz.
    Ama bu insanların hepsi zamanında terörist yaftası yiyip, hayatlarının bir kısmını ya da hepsini; hapishanelerde-sürgünlerde, yurt özlemi ile-aile özlemi ile tüketen, 'tüketilen' insanlar.

    Sonra yakın tarihte bir Ahmet Kaya'mız var; ülkücülerin bile artık yüksek sesle dinlediği.
    Ve şöyle demişti falen reis; "fikirleri beni ilgilendirmez, adam müziğin hakkını veriyor." Emin olun bu kitabı okuduktan sonra siz de eğer adil ve adaletli biri iseniz "Bu adam kaleminin hakkını veriyor!" diyeceksiniz.

    Aslında daha söylenecek çok şey var. Ama zaten epey uzun olacak bu incelemeyi, gereksiz tekrarlar ile daha uzun bir hale getirmek istemiyorum.
    İncelemeye başlamadan söyleyeyim; yorumum spoiler içerir.
    Yazarın ilk roman denemesi olan bu kitap; kitap içinde bir kitap. Aslında benim de takıldığım tek nokta, "farklı olsaydı daha güzel olurdu" diyebileceğim yer burası.
    İlk kitap Kudret ile Serap etrafındaki olayları esas alıyor. Kudret'in Serap'a karşı beslediği platonik aşk (ki aslında karşılıklı), Serap evlenmesin diye arkadaşları ile verdiği çeşitli mücadeleler falan. .

    Sonra ilk okuldan tanıdığı Güzel Hatice varken öğretmeninin sürekli bakmalarını buyurduğu Netice giriyor hayatlarına.
    Öğretmenleri bir konuda görüş bildirirken sürekli "Haticeye değil neticeye bakın" diyor. Sınıfta da Hatice ve Netice diye iki kız arkadaşları olunca, Hatice güzel Netice çirkin olunca, bizim Kürt çocuklar buna bir anlam veremiyor hâliyle. E yabancısı değiliz bu durumların. Öğretmenimi anlayamadım diye ben de az dayak yemedim Kudret ile arkadaşları gibi. .

    Netice büyümüş, güzelleşmiş (aslında hep güzelmiş), yazar olmuş ve elinde gerçek bir hikâye ile çıka gelmiş. Yazdığı bu kitabı Kudret'e hediye etmesi ve Kudret'in kitabı okumaya başlaması ile müthiş bir serüven başlıyor.
    Yazarın fikirlerini ifade ediş şekline bakmak isteyenler alıntılara göz atabilir. İçeriğine daha fazla değinmeye gerek duymuyorum ama bahsettiğim gibi benim için yarım kalan yer Kudret ve Leylan (Serap) hikâyesinin havada asılı kalmasıdır. Kudret kitabı okudu, kitap bitti, asıl kitap da bitti. Bunun yerine yazar dokunaklı hikâye sonucunda Kudret'e dönüp onun duygularını ve düşüncelerini aktarabilir, onun üzerinden biraz daha edebiyat ve felsefe yapabilirdi diye düşünüyorum. Bu çok mu önemli bir detay? Bence değil ama olsaydı daha güzel olurdu.

    Yazarın Hayvanlardan Tanrılara: Sapiens , Homo Deus: Yarının Kısa Bir Tarihi , 21. Yüzyıl İçin 21 Ders , Cesur Yeni Dünya kitaplarından çokça etkilendiği açıkça belli oluyor. Leylan'ı okuyan veya okumak isteyen herkesin bu kitapları da kesinlikle okuması gerektiğini düşünüyorum. Kitap böylece vermek istediği mesajı daha kesin, daha güzel bir şekilde vermiş olacaktır.

    Kitapla kalın, hoşça kalın.
  • 277 syf.
    ·9 günde·8/10
    Yazar bu kitabını 1992’de İngilizce olarak yazmış, kendisi Türk. Bizler çevirisini okuyoruz.

    Sürekli duyduğum ama özünü bilmediğim bir kelime idi; totalitarizm. Bu kitap sayesinde daha iyi anladım bu kelimeyi. sizin çoğu seçiminizin adınıza çok önceden yapıldığını, sadece önünüze konan kısıtlı alternatiflerden seçim yapıyor olduğunuz yanılsamasına düşmemeniz gerektiğini anlatır. "seçme özgürlüğü" diyor Vassaf, bir kavram olarak özgürlük durumuna aykırıdır.

    Totalitarizmi sorguluyor ve kişi olarak gerçekten özgür müyüz diye düşünüyoruz . Hayatın her alanında totaliterlik var. Totalitarizmin gündelik hayatımızı çepeçevre sardığını, bizi bazen mahkum bazen de gönüllü köle kıldığını anlatmaya çalışıyor. Kitap gündelik hayatta yaşadığımız, bize dayandırılan sistemin kölesi olduğumuzu ve başkalaşamadığımızın bir göstergesi. Ve giderek kölelik derecemizin arttığının…

    Farkındalık edindiren ve düşünmeye sevk eden bir etkisi var. Bakmayı değil görmeyi, farklı açılardan düşünmeyi daha iyi yapmamızı sağlayabilecek bir eser. Gece kahramanlar ve deliler hakkındaki anlatımlarını çok beğendim.

    Muhalif bir duruşu var. Gündüzü değil geceyi, konuşmayı değil susmayı, aklı değil deliliği, kahramanı değil haini savunuyor.

    Eylemlerimizin özünü yitirdik artık, sadece önceden belirlenmiş davranış kalıplarını tekrarlayıp duruyoruz. Benim son zamanlarda en çok dert yandığım durumlardan birisi… Bu kavramı güzel bir dille ifade etmiş Vassaf.

    Kitapta katılmadığım bazı hususlar da oldu. sanki zorlamayla gündelik hayattan totalitarizm çıkarılmış gibime gelmeye başladı. Bazı bölümler fazla zorlama olmuş. İfade ediş biçimi oldukça güzel ama :) Yinede kendi günlük köleliğimizi sorguluyor ve sorgulatıyor okudukça.

    Kitapla kalın, keyifli okumalar…
  • 256 syf.
    ·Puan vermedi
    "Hayatınızdaki kişilerin hayatında, hayatlarını sizden daha iyi dolduracak birilerini bulana kadar varsınız işte."

    "Dürüst insanlar, yalancıların mutluluk masallarıyla mutsuz olmaya mahkûmdur."

    "Hayat bir yarıştı ve herkes rakipti. Aynı hizada olmak diye bir şey yoktu"

    Çehov, Nietsezc'den alıntıları ile desteklenip farklı bir anlatıma sahip kitap.

    Sistemin kölesi olmuş ve artık kurtuluş şansları olmayanların öyküsü.

    Yaşadıkları hayatlar, ailesel dışlanmışlıklar ile içselleştirilmiş.

    Son kısım da Mamazel, Memduh bey ve Eftalya'nın mektuplarla kendilerini ifade ediş şekilleri ile hayatlarına dair kısa bir özeti bize sunmuşlar ve bu da güzel düşünülmüş.

    Belli bir yere kadar karakterler ve olaya halim olamama durumu var gibi, bu kısım öyküyü kavramada hem geç kalmaya hem de düşünmeye ve bulmaya sevk ediyor.

    Psikolojik roman örneği olarak, hepimizin dış dünyada veya kendi içimizde yaşadığımız haller karakterlerin penceresinden yansıtılmış.

    Değişik bir his, yaşadıklarımıza farklı bakış açıları ile bakmaya sevk ediyor.