Puan vermedi·152 syf.··
2026 29. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 29 Haziran 2026 12:12
Bazı kitaplar bir hikâye anlatır, bazıları ise insanın kendi hikâyesini yeniden düşünmesine neden olur. Rachel Cusk'ın Çerçeve adlı romanı ikinci gruba giriyor. Kitabı bitirdiğimde aklımda kalan şey karakterler ya da olaylar değil; insanın kendisiyle kurduğu ilişkinin ne kadar karmaşık olduğu gerçeğiydi. Çerçeve, klasik roman anlayışını büyük ölçüde reddediyor. Okur olarak bizi büyük olayların peşinden sürüklemiyor. Bunun yerine farklı insanların hayatlarına kısa süreliğine misafir oluyor, onların anlattıkları üzerinden insan doğasını anlamaya çalışıyoruz. Aslında romanın gerçek kahramanı tek tek insanlar değil; insanın kendisidir. Her anlatı, insan olmanın başka bir yüzünü gösteriyor. Kitap boyunca altını çizdiğim cümlelerin ortak noktası, insanın en büyük mücadelesinin dış dünyayla değil, kendi yanılsamalarıyla olduğunu göstermesiydi. Cusk, bize kusursuz hayatların olmadığını, başarının sürekli yeniden inşa edilmesi gerektiğini, buna karşılık başarısızlıkların insanı hiç terk etmediğini hatırlatıyor. Bu düşünce bana Stoacı filozofları anımsattı. Çünkü insanı güçlü yapan, yaşadığı olaylar değil; o olayları anlamlandırma biçimidir. Romanın en çok düşündüren tarafı ise hakikat meselesiydi. Her karakter aynı hayatı yaşamıyor; hatta benzer olayları yaşayan insanlar bile tamamen farklı gerçeklikler kuruyor. Burada insanın yalnızca yaşadığıyla değil, yaşadığını nasıl anlattığıyla da var olduğunu görüyoruz. Belki de Cusk'ın asıl söylemek istediği şey, hayatın olaylardan değil, anlatılardan oluştuğudur. Çerçeve'de sıkça karşılaştığım bir başka tema ise özgürlüktü. Ancak bu özgürlük, modern dünyanın bize vaat ettiği sınırsız seçenekler değil; insanın kendi hakikatiyle yüzleşebilme cesaretidir. Çünkü insan çoğu zaman başkalarını kandırmadan önce kendisini kandırır. Kitapta
ÇerçeveRachel Cusk · Yapı Kredi Yayınları · 2016389 okunma
İnsan cennete değil, inandırıldığı hikayeye teslim olur.
Puan vermedi·510 syf.··
2026 25. kitabı
Benim gibi, sadece sürükleyici bir hikâye değil, alt metni güçlü, insan psikolojisini kurcalayan ve okurunu rahatsız eden kitapları seviyorsanız Fedailerin Kalesi Alamut için “okuyun" derim. "Bu kitap aslında Hasan Sabbah’ı anlatıyormuş gibi görünür. Oysa asıl konusu hakikat, inanç, iktidar ve manipülasyondur. Bartol, 1938’de bu romanı yazarken Orta Çağ İran’ını kullanarak kendi dönemindeki faşizmi ve kitlelerin nasıl yönlendirildiğini sorgular." * “İnsan neye inanır?” sorusundan çok, “İnsan neden inanmak ister?” sorusunu soruyor. * Güçlü liderlerin insan psikolojisini nasıl çözdüğünü gösteriyor. * Özgür irade ile teslimiyet arasındaki çizgiyi sürekli sorgulatıyor. * Roman boyunca iyi-kötü ayrımı bulanıklaşıyor; herkes kendi hakikatini inşa ediyor. Ünlü cümlesi: “Hiçbir şey mutlak gerçek değildir; her şeye izin vardır.” Roman boyunca bunun tehlikelere nasıl yol açtığını nefes nefese farkediyorsunuz. Önerim: ilk 100 sayfa sabırla karakterlerin ve kurgunun kurulması aşamasını sabırla beklemek. Sonra nasıl ilerlediğini fark etmeyeceksiniz bile. Yer yer genel kanılarınız, inançlarınız ve hatta dini görüşleriniz ile taban tabana zıt konuşarak canınızı sıkabilir, aldırmayın okumak biraz da rahatsız olmaktır.Bununla beraber kendi değer yargıları henüz oturmamış birini başka yerlere sürükleyebilir. Rahatsız oldum, keyif aldım, sürüklenmedim. Kitapla kalın
Fedailerin Kalesi AlamutVladimir Bartol · Koridor Yayıncılık · 201250,1bin okunma
Puan vermedi·232 syf.··
2026 38. kitabı
Yazarın tüm kitapları merak uyandırıcı ve içerik açısından dolu dolu olsa da bu doluluğun ne ifade ettiği ve tabii nelere işaret ettiği çok daha mühimdir. Daniken tarafından yazılmış olan Kitapların genelinde " Antik Astronot ” teorisi diye tanımlanan ve insanın kökenine dair antik kayıtlar ve arkeoloji bazında yorumlamalar yer almak olsa da Bazı kimselerin bu yorumlamaları Kesin bir hakikat olarak kabul etmesi Ve bir de üzerine başka kimselere de Öyle anlatmış anlatmaları hasebiyle Okuyacağınız ya da okuduğunuz bu kitap, Teorik bir kitap olmaktan çıkıp çok gizli olan bir hakikati Aktarıyor olan bir kitap haline gelmiştir. Zaten şu Anunnakiler hususuna Hiç değinmiyorum bile... Daniken evrakta sahtecilik yaptığı için mi Yoksa aykırı fikirleri yüzünden mi Kilise tarafından kurulan kumpasla Mahkum edildiği hususu ise Tam bir muamma. Bilmek mümkün değil yani. Kesin bir şey söylemek zor !
1000Kitap
Tanrıların SavaşıErich von Daniken · Artemis Yayınları · 202135 okunma
İnkisâr-ı Hayâl
Puan vermedi·407 syf.··
2026 2. kitabı
·
94 günde okudu
·
Okunma: 29 Haziran 2026 09:19
Sayın Şevket Süreyya Aydemir’in Suyu Arayan Adam eseri, bir insanın, kendi ellerimizle yıktığımız bir dünyanın enkazı altında hakikati bulma, yani o "suyu" arama çabasıdır. Kitap, Edirne’nin o eski mahallelerinde, bir çocuğun saf bilincinde başlayan ama zamanla taşın, toprağın ve inancın birer birer aşınmasıyla derin bir sızıya dönüşen o süreci anlatır. Ne güzel tarif etmiş Sayın Şevket Süreyya Aydemir; “Bugün; o ihtişamdan, o ulu ağaçlardan, o sudan, şadırvandan, imaretten, tekkeden, mektepten, çevre binalarından hatta o sayılı insanlar mezarlığından, hülâsa renkler ve manalar âleminden orada, haraba yüz tutmuş bir cami yalnızlığınından başka, hiçbir hayat eseri kalmamıştır. Şimdi ben, bu yalnızlık ve terk edilmişlik âlemine her gidişimde, hem kaybolan bir geçmişe, hem kendi ellerimizle tahrip ettiğimiz ulu tarih ve ihtişamın yadımda kalan hatırasına, sessiz gözyaşlarımla ağlarım…” O mahallelerde hayat, Allah sevgisi ve Kur’an’a duyulan derin hürmetle mayalanırdı. Evin başköşesinde duran Kur’an, sadece bir kitap değil, hane halkının edep ve istikamet pusulasıydı. Camiler, sadece namaz kılınan değil, mahallenin ruhunun nefes aldığı, birbirine "uhuvvetle" bağlı insanların dertlerini paylaştığı huzur sığınaklarıydı. Maneviyat, o zamanlar hayatın içine sinmiş, dilden ziyade bir "hal" olarak yaşanırdı. İnsan, camiye girerken dış dünyanın gürültüsünü kapıda bırakır, evine girdiğinde ise o manevi iklimin verdiği sükûnetle yastığa başını koyardı. Fakat biz, o huzurlu evleri ve o vakur camilerin sükûtunu birer birer yitirdik; yerine gelen dünyada o derin huşu ve teslimiyet, yerini büyük bir boşluğa ve soğuk bir yabancılaşmaya bıraktı. Bu yıkılış, sadece fiziksel bir tahribat değildi; Osmanlı’nın o vakur, o geniş topraklar üzerinde yükselen gururu da bu sarsıntıdan payını
Suyu Arayan AdamŞevket Süreyya Aydemir · Remzi Kitapevi · 20215,1bin okunma
Uzun Sürmüş Bir Günün Akşamı
9/10
·160 syf.··
2026 12. kitabı
Bir inanç ritüelinin baskı sonucu değişime uğraması karşısında derin bir bunalıma düşen bir keşişin, kendi olma ve hayatını anlamlı bir uğurda yaşadığına ikna olmak için girdiği büyük bir mücadele ve bu mücadeleyi göze alamayıp değişime ayak uyduruyor gibi görünen başka bir keşişin ise içindeki boşluğun büyüyerek ağır bir sancıya ve yıkıma dönüşümünün şiirsel bir anlatımıydı kitap. Hakikat mücadelesinin çilesi ve özle uyuşmayan ,sorumluluk almadan taşınan maske iki ayrı ölüm getirdi. Tükenmez bir sorgu gem de...Bir hikaye okumadım, uzun bir şiir okudum sanki. Yazarın kullandığı dil ve üslup fark yarattı, bir yandan da Ferit Edgü' yü çağrıştırdı. İnandığımız gibi yaşamak veya yaşadığımız şeye inanmanın derin bir sorgusu üzerine harika bir eser.
Uzun Sürmüş Bir Günün AkşamıBilge Karasu · Metis Yayınları · 20192,182 okunma
Gecelerim|Ahmet Rasim
6/10
·64 syf.·
2026 141. kitabı
Bu eser, Ahmet Rasim’in kendi hayatına dair otobiyografik anılarını bir araya getirdiği bir kitaptır. Yazarın çoçukluk yıllarını ,Darüşşafaka’da geçirdiği sekiz yıllık serüvenini ,yatılı okuldayken annesinden ayrı kalışını anlatıyor . Okulu bitirdikten sonra Tercüman-ı Hakikat gazetesine giderek ilk çevirisini yayımlatması ile gazetecilik hayatına adım atıyor . Son olarak ilk aşkı , evliliği , baba olma heyecanı ve sonrasında kızı Rasime’yi kaybetmesi ile sonlanıyor kitabımız . Yazarımız bu kitap için şöyle not düşmüştür :”Bu kitap küçüktür fakat mazimin sönmeye yüz tutmuş hatıralarından bence en kıymetlilerini içerdiği için benim gözümde yeri ayrıdır .”
İnceleme
GecelerimAhmet Rasim · İş Bankası Kültür Yayınları · 2023713 okunma