Yalnızlık
Gökyüzündeki yıldızlardan çayın dibindeki çakıllara, doğu tarafından kopup gelen bulutlardan batı tarafındaki denize kadar uzanan ve yayılan bu kocaman gecenin içinde, yapayalnızdı. Düşüncelerini hangi istikamete koşturursa koştursun, karşısına kimse çıkmıyordu. Şu anda bu koskoca dünya üzerinde kendisini düşünen bir tek kişi bile mevcut olmadığına o kadar emindi ki, acı bir kabadayılıkla kendisi de hiç kimseyi düşünülmeye layık bulmuyor; fakat bundan, sebebini anlayamadığı bir üzüntü duyuyordu. Acaba onu sahiden hiç düşünen yok muydu ve o hiç kimseyi düşünmemekte, kendini yalnız bulmakta bu kadar haklı mıydı?
Sayfa 80 - Venedik yayınları
Kitap Alıntısı
ULYSSES ve "TÜRK EDEBİYATI NÂMEVCUTTUR!"
(...) Ulysses tercümesi, Türk edebiyatının içler acısı hâlini ortaya dökmesi bakımından bir ibret vesikası oldu; ve belki de, tercümenin edebiyat muhitimize en büyük faydası bu olmuştur. Bunun neden böyle olduğunu, Büyük Doğu Mimarı’nın Türk edebiyatının nereden gelip nereye gitmekte olduğuna dair tesbit ve teşhisleri içinde bulabilirsiniz… Büyük Doğu Mimarı, Tanzimattan bu yana Türk edebiyatını “Bizde sadece büyük kopistler yetişmiştir” teşhisiyle mânâlandırır ve bu kör gidişin faturasını, 1980 gibi bir tarih itibariyle, şöyle çıkarır: “Cesaretle söyleyelim ki, Türk edebiyatı nâmevcuddur, yoktur!” Artık kim ne adına var sayarsa saysın, ne kadar kendisi varmış gibi davranırsa davransın, söz budur. Şayet o muhteşem Türk musikîsi, bugün “Spice Girls” gibi bir garabete başının üstünde yer gösterici bir derekeye düşmüşse ve Türk edebiyatı bu manzaradan hiç de rahatsız değilse, geriye söyleyecek ne sözü kalır? Haydi, onu da biz cevablandıralım: Türk edebiyatının, Büyük Doğu Mimarı’ndan geriye söyleyecek ne sözü kaldığına, Türk romanının yaşayan en büyük ismi kabul edilen Yaşar Kemal vesilesiyle bir göz atalım: Evet, Yaşar Kemal’in, birçok Batı diline çevrilmiş, Batılı okuyucusuna İnce Memed’i, Binboğalar Efsanesi’ni vesaire öğretmişken, Türk ve dünya edebiyatı bakımından hangi kalitenin adamı olduğunu, gelin, Şiar Yalçın’ın “Yeni Yüzyıl” gazetesindeki açıklamasından görmeye çalışalım: **“Yaşar Kemal’in tüm romanlarında kullandğı kelime sayısı 2.700’dür!” Bu ne anlama gelir, biliyor musunuz? En pestpâye bir radyo spikeri ile aynı seviyede konuştuğu anlamına… Edebiyatçıya bakın siz! Gelişim psikolojisi sahasında yapılan araştırmalara göre, 5 yaşında bir çocuğun kelime hazinesi, vasatî 2.000 kelime almaktadır… Nasıl, inanılır gibi mi? Akıl alır gibi
Selim Gürselgil, (I. Dönem, Sayı 7, Temmuz 1997), ULYSSES ve TİLKİ GÜNLÜĞÜ -II-, (Yolculuk ve Sürücülük, Yelteniş ve Eriş) NOT: 6 Haziran 1997 tarihinde Tarık Zafer Tunaya Kültür Merkezi’nde verilen konferans metnidir.
Akademya Yazıları
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
ULYSSES "İRLANDA BAŞKENTİNİN YÜREĞİNDE" (*)
(...) Basite ircâ edildiğinde Ulysses, bütün gün boyunca Dablin’de dolanıp duran iki adamın tesadüfen karşılaşmalarının hikâyesi ve bunun hayatı zenginleştirici yansımalarıdır denebilir. Adamlardan biri pek de başarılı sayılamayacak bir reklâm araştırmacısı, öbürü ise henüz rüşdünü isbatlayamamış bir sanatçıdır. Stephen Dedalus ilk kez çıktığı dış seyahatten kanatları kırık ve yeni bir burukluk duygusuyla boynu bükük dönmüştür. Ölmüş annesi aklına geldikçe suçluluk hissi altında ezilmektedir; kendini dayanılmaz biçimde her yanından sarılmış hissetmektedir. Cranly ve Lynch zamanında rahatlıkla alaya alınabilecek kaba saba, maddeci ve hased dış dünya, artık Buck Mulligan’ın (Ulysses’in bir diğer kahramanı, “Kelt” karakteri) kişiliğinde Stephen’ın iç huzuruna yönelik çok daha ürkütücü bit tehlike hâline gelmektedir. Joyce, Stephen’ın ahbabıyla girdiği edebiyat tartışmalarında ön plâna çıkmasını sağlamaya çalışmağa dikkat etmekle beraber, aklının önceden kestiremeyeceğimiz kadar zekî, atik ve hamleci özelliklerini asıl kendi kendisiyle yaptığı konuşmalarda ortaya serer. Gösteriş için yaptığı aşırı davranışları alaya almayı da öğrenmiştir. Ama kendisiyle alay etmesinde isterik bir yan vardır ve açıkçası ümidsiz bir şahsiyet buhranının eşiğindedir. Onu kurtaracak tek şey ruhî bir yeniden doğuştur ve bu duruma çok uygun düşen bir biçimde, doğumevinde Leopold Bloom’a rastladığı zaman bu fırsat kendisine tanınır. __İlk bakışta Bloom, bir kurtarıcıya benzemez. Hiçbir haslet ve kabiliyeti olmayan biri olarak, umumiyetle gülünç biçimde, fizikî yönü acımasızca yakından incelenerek sunulur. Aynı zamanda kıdemli bir kılıbık, iğdiş edilmiş bir koca, beceriksizin teki, biraz da zavallı ve sosyal bakımdan tuhaf tarzda uyumsuz biridir. Öyleyse Stephen’a verecek neyi olabilir?
Selim Gürselgil, (I. Dönem, Nisan 1997), ULYSSES ve TİLKİ GÜNLÜĞÜ -I-
Akademya Yazıları
Yanılsama
Müslümanlar açısından asırlardır hangi bilginin daha doğru ve kesin yolla bize ulaştığının farkındalığı önemlidir. Kur'ân'ın bize kadar ulaşma yolları, hadis ilmindeki isnad sistemi, mütevatir kavramı, metin tenkidi kültürü Müslüman dünyada diğer kitapların da sanki aynı sağlıklı kritik süreçlerinden geçtikleri yanılsamasını beraberinde getirir. Oysa durum hiç de öyle değildir.
Sayfa 211 - TİMAŞ Yayınevi, İstanbul, 2025
Alıntı
Mudî her ne kadar sevgi dolu bir baba ve eş olsa da ailesinin arzularını ve ihtiyaçlarını görmezden gelemeyen bir yapıya sahipti. Sahip olduğu muhteşem zekâ, saplantılarının karanlığında boğulabilirdi. Kültürel açıdan bakıldığında Mudi Batı'nın ve Doğu'nun karışımıydı; ama bence hangi kültüre daha yatkın olduğunu kendisi bile bilmiyordu..
Sayfa 9 - Sonsuz Kitap·Kitabı okudu
Biyografi
Attilla Roma'yı Korku Üreterek Yıkan Bir Sonuçtur Sıra savaşmadan nasıl kazanılır bilincini anlatmaya geldi. Hayal gücü ile hükmetmeyi öğreten Attila'yı yazacağım. Batı tarihinin korkudan yazmaktan hala korktuğu ve kabusu Attila'yı yazacağım. Yeryüzünde zorbalığın biçtiği bir roldür o rol. Sıranın kendisine geleceğini bekleyen bir mitin korkuya dönüşerek esareti nasıl besleyip büyüttüğünü öğreten Hun Türk dehasıdır o. Görünen gücü caydırıcı olmaktan çıkartan ahlakın adıdır o. Hangi hamlenin nasıl ve ne zaman geleceğini bilinmeze saklayan sırdır o. Korkuyu ikna edici bir esaret yöntemi olarak Attila icat etmiştir. Batı o gün bugündür bunu öğrenip tersini ögtetene karşı kullanmıştır. Utanmazlar Attila barbar diye suçlamıştır. Kimin barbar olduğunu ortaya çıkarmak bu çağa kalmıştır. Hun Türk Attila korkusu karşısında bir yüzük ile evlilik teklifi yapan Roma kaleyi içten yıkmak ister. Attila evleneceği eşi ile birlikte Roma imparatorluğunun yarısını çeyiz olarak ister. Evlilik teklifi yaptığına Roma korku içinde pişman olur. Roma karşı talebi reddeder. Attila ya çeyizi verirsiniz ya da gelir alırım der.. Roma'nın huyudur kendine dahil etmek istediği her hükümdarı kendisine hizmet ettirecek nesiller üretmesi için evlilik yoluyla ele geçirmek. Büyük tarih bilinci o küçük kapıdan içeri girer ve kaleyi içten fetheder. Roma'nın hakkından gelen bilinç onu nasıl alt edeceğini bilerek nerede duracağını bilerek ilerler. Hun Türk karşısında korkudan ölen cesetler ortada kalır. Yeryüzünde yenilmezlik inancını Attila yıkar. Roma'nın huyudur baş edemediği her bilince bir kutsallık giydirmek. Attila'ya yaratanın kırbacı derler. Rarslantısal bir sertlik değildir. Uzağa ittiğinizi sandığınız size çoğalarak geri döner. Bu cümle üzerinden kitaplar yazılır. Bu çağda Anadolu da Türk bilinci
Hayata Dair