(...) Ulysses tercümesi, Türk edebiyatının içler acısı hâlini ortaya dökmesi bakımından bir ibret vesikası oldu; ve belki de, tercümenin edebiyat muhitimize en büyük faydası bu olmuştur. Bunun neden böyle olduğunu, Büyük Doğu Mimarı’nın Türk edebiyatının nereden gelip nereye gitmekte olduğuna dair tesbit ve teşhisleri içinde bulabilirsiniz… Büyük Doğu Mimarı, Tanzimattan bu yana Türk edebiyatını “Bizde sadece büyük kopistler yetişmiştir” teşhisiyle mânâlandırır ve bu kör gidişin faturasını, 1980 gibi bir tarih itibariyle, şöyle çıkarır: “Cesaretle söyleyelim ki, Türk edebiyatı nâmevcuddur, yoktur!” Artık kim ne adına var sayarsa saysın, ne kadar kendisi varmış gibi davranırsa davransın, söz budur. Şayet o muhteşem Türk musikîsi, bugün “Spice Girls” gibi bir garabete başının üstünde yer gösterici bir derekeye düşmüşse ve Türk edebiyatı bu manzaradan hiç de rahatsız değilse, geriye söyleyecek ne sözü kalır? Haydi, onu da biz cevablandıralım:
Türk edebiyatının, Büyük Doğu Mimarı’ndan geriye söyleyecek ne sözü kaldığına, Türk romanının yaşayan en büyük ismi kabul edilen Yaşar Kemal vesilesiyle bir göz atalım: Evet, Yaşar Kemal’in, birçok Batı diline çevrilmiş, Batılı okuyucusuna İnce Memed’i, Binboğalar Efsanesi’ni vesaire öğretmişken, Türk ve dünya edebiyatı bakımından hangi kalitenin adamı olduğunu, gelin, Şiar Yalçın’ın “Yeni Yüzyıl” gazetesindeki açıklamasından görmeye çalışalım:
**“Yaşar Kemal’in tüm romanlarında kullandğı kelime sayısı 2.700’dür!” Bu ne anlama gelir, biliyor musunuz? En pestpâye bir radyo spikeri ile aynı seviyede konuştuğu anlamına… Edebiyatçıya bakın siz! Gelişim psikolojisi sahasında yapılan araştırmalara göre, 5 yaşında bir çocuğun kelime hazinesi, vasatî 2.000 kelime almaktadır… Nasıl, inanılır gibi mi? Akıl alır gibi