Yolculuk 2
"Şu yelkenli olan tabloya bakıyorum. Hafta sonunda baktığım zamanlar aklıma geliyor. O an düşündüklerimin doğallığı ve çıplak gözle gördüğüm gerçekliği. Yarın, öbür günde böyle görürüm lan bu tabloyu diyordum.
Şimdi baktım cansız ölü harabe savaş geçirmiş yıkık apartman dairesindeki tablo gibi ölü geliyor gözüme. Hayatı netleştirdi ama yokluğunda güzel tablolar keyif vermez derinliğini yitirir oldu.
Baktığımda ışıkları yanan denizi, hırpalanan ay ışığını istediğim yere vurdurduğum anlar büyük çöküş yaratıyor bu aciz anımda.
Keyif aldığım güzelliklerin basitliği cansız bünyesi kaldı geriye çok garip hisler.
Yolculuk bitse de onsuz yolculuk devam ediyor, bu da bir imtihan."
Viski Atölyem

Şairin dediği :

“ aramakla bulunmaz,
ama bulanlar hep arayanlar olmuştur.”

isteyin size verilecektir,
arayın bulacaksınız,
kapıyı çalın size açılacaktır...
aslolan şudur,
arayan, gerçekte aranandır.
aranan da aslında arayandır...
şunu bil ki,
neyi arıyor isen, o sensin...

hazinelerin, virane yıkık dökük harabe yerlerde olması tesadüf değildir.
bu çelişki sayısız hikmeti içinde taşır ve
hakikati arayan insana "- görünüşe aldanma " uyarısını,
sessiz ve sözsüz bir şekilde haykırır...
" yıkılmışlık perdesi " hazinelerin örtüsüdür ve bu yolla bir çok hakikat,
ehil olmayanların gözlerinden kaçırılmıştır.

hakikatin bilgisi ise,
herşeyden önce, sabır, iç berraklık ve
allah' a teslimiyetin hakim olduğu gönüllere akar.

talip olduğunuz bilgi,
eğer dostluk kazandıran özelliğe sahip ise,
bundan anlaşılan tek şey,
o bilgi, uhrevi ve diniidir.
ahirette birlikte olmak istediklerimizle, paylaştığımız bir bilgi türü var ki,
işte yalnız o bilgi,
dostluk kazandıran bilgidir.
sonu dostluğa varan bilgiye kavuşmak için,
başı dostluk olan bir bilgiye talip olmaktan başka çaremiz yok...

Sosyoloji günlükleri,

Özgür, Yengeç Konserveleme Gemisi'yi inceledi.
 20 May 23:59 · Kitabı okudu · 2 günde · Beğendi · 8/10 puan

kolektif bir başkaldırının kitabı. Takici yaşadığı dönemde karşısına çıkan sömürü haberlerini harmanlayıp bir kurguda birleştirerek proleteryanın sorunlarına değinmiş. bu cefa dolu kölelik halinden kurtulmanın yolu olarak ise birlik olmanın önemini vurgulayarak çözüm olarak bize sunmuş.

yengeç konseveleme gemi (fabrikaları) 1.dünya savaşı sırasında ruslar'dan elde edilen artık harabe haline gelmiş savaş ganimeti eski hastane gemileridir. ne bir gemi olarak kabul görmedikleri için deniz hukukuna ne de fabrika kabul edilmedikleri için ticaret hukukuna tabi değillerdir. bu yüzden kapital sermayelerce daha fazla kar elde etmek uğruna ölesiye çalıştırılan fakirler için bir cehenneme dönüştürülürler.

hikayeye konu olan kahramanlar yani işçiler bireyselleştirilmemiş ve kolektif olarak kabul görmüş ve 400 kişiden oluşan ancak tek bir vücut gibi hareket eden bir kitle olarak anlatılmış. bunun için konu olan işçilerin kendi isimleri yerine tayfa tarafından birbirlerine verilen lakapları kitaba konu edilmiş. kitapta ismi geçen bir kaç karakterden başka isme raslamıyoruz ( ki bunlar zulmün baş aktörü işçi şefi asakava ve ağır şartlar neticesinde ölen işçi yamada'dır). böylelikle tek bir kişinin başarısı olarak parlatılacak algıya mahal verilememesine dikkat edilmiş.

şartların ağırlığına rağmen işçilerin isyan etmesi hiç kolay olmamıştır. günümüzde de çok sık rastladığımız milli değerler, hainlik vs. gibi kelimeler işçilerin sömürülmesi için şef asakava'nın sık sık baş vurduğu söylemlerin omurgasını oluşturmaktadır. işçiler sömürüldüklerinin farkında olmalarına rağmen asıl uyanışları kendilerinden biri olan yamada'nın şartlar dolayısı ile ölmesi, cenazesine yapılan saygısızlık ve en çok güvendikleri imparator donanmasının sermayenin yanında yer alması olmuştur.

Üçüncü Şahsın Şiiri
"Sen..
Korkunun aynalarda kalmış sureti adam
Pusulasız vurgun yemiş yüreğin esir imkânsızlığında
Harabe duvarlarında örümcek ağları örülmüş gölgenin
Hangi saat başında ya da kaçında gecenin bilmem
Bir şair devrim yapmış yalnızlığına sen susarken
Ve ölümcül sözlerinle canını alırken şiirlerin
Bir veda sahnesinde daha kalmış eskiyen dünlerin

Sen..
Demir perde ardında kalmış güneşlerin yabancısı
Mühür vurduğun kalbinin uğultusu bir inilti keşkelerden
Ankara soğuğunda üşüyen ellerin olmadı hiç söylemesen de
Taçsız kral zannettiğin kibrindi seni sana mahkum eden
Mezardan fırlamış bedenlerde ararken aşkın çığlıklarını
Kör olmuş yüreğinden esip geçmiş bir yağmuru
Pervasız şehirlerin yorgunluğunda iklimler
Yolcusu olmayan bir trende bekleyip durmuş seni
İdam sehpasına sürgün ettiğin hüzünlü şairler.."

Sultan Vahideddin Han'ın Vedası
Apar topar toprağından bendim yollanan
Altıyüz yılın yükü, kahrı ve kederi
Ak saçlı başımdadır.
Başımdadır yıkılan saltanatların uğultusu,
Söyle ben miyim bu yıkıntıların
Ve bu harabe şehirlerin suçlusu?
Sen söyle mehteranım sen söyle
Ben hangi çağın sürgünüyüm
Bunun içindir ki çal diyorum sana
Madem ki hiç kimse uğurlamaz beni limandan
İşte son duam: Eylemesin Mevla'm bizi dinden imandan
Çal mehteranım çal bana altıyüz yıllık sevdanın şarkısını
Çal mehteranım çal bana...

Eski Zaman Aktarları (1)
sizi çok eski bir çarşıdan aldım,
düşmeyin suya yanılırsınız.
ölü bir zencefildi akşamları,
avuçlarınız kokuların meddahı.
ağlamazlardı, erkendik ve bir çocuk vardı içimizde,
harabe duyarlıklarımız ürkek bir su gezdirirdi.
karanlığa bakmayın dağılırsınız.
neyin doğrulanmasıdır ölüm
ve ellerinizdeki baharat korkusu,
(çanlar döven ellerinizdeki) ürkek şefkat.
sonra adsız bir gül ölmesi tarçınlı kilerlerde
ve bir öğle üzerinin sükûnetli anısı,
kurutulmuş bir çarsının hüzün defterlerinde.
biliyorum ben ölürsem siz anlarsınız.

Murathan Mungan

Acı Veren Gün ( 13 MAYIS )
Bazen hatra gelince duygular
Eksilir birer birer sözlerim
Kenetlenir dudaklarim sımsıkı
Özler gönül gül benekli menekseyi acı günde

Bilen bilir bakan görür gülparesine
Tadarsa sıcak sevgiyi gitmez ruhundan eşsiz menekşe kokusu

Bazen kıymet bilmez harabe gönüller
Def eder dünyayı kaplayan sevgi abidesini
Üzülür menekşe sevse de biricik kuzusunu
Ses etmez cahil hallerine evladının
Yürekten kucak açacağı günü bekler hasretle

Bazen ne görür ne duyar ne de hissederim ben
Susarim geceler örterken perdesini
Sızar gozyaslarim ılık ılık
Susarım
Menekşe kokusunu özlerim ömrüm boyunca
Kavuşmak mi
Sadece kokusu ruhuma dokunsa yeter
Susarım Sessiz ve derin gecede
Acı bir günde

#Mlymht#

hatiice, bir alıntı ekledi.
10 May 22:35 · Kitabı okudu · 9/10 puan

Gelip dayandılar şehrin sivrilmiş tırnaklarına
Barbar ellerin işgal ettiği sonra terk ettiği
Harabe kadınlar..
Hangi savaştan arta kalmış bu çocuklar.

Şiirler, Erdem Bayazıt (Sayfa 30 - İz Yayıncılık)Şiirler, Erdem Bayazıt (Sayfa 30 - İz Yayıncılık)
Ruh Adam, bir alıntı ekledi.
09 May 15:52 · Kitabı okudu · 10/10 puan

Bir yerde daha haykırdığım gibi benim gözlerim senin yurdunun uçurum kalbine bile bakamadı; parmaklarım senin milletinin dertlerini sayamadı. Ayaklarım senin harabe ve mezarlarının taş ve kemik yığınlarından geçemedi; ah kardeş, benim dilim senin bugün ki Anadolu'nun facialarını nakletmekten acizdir. Yalnız şu kadar diyebilirim ki Toros'tan Kafkas'a kadar yedi büyük dağ onun ah ve figanlarıyla dolu; Sakarya'dan Fırat'a kadar on büyük nehrin dalgaları onun gözyaşları; dört büyük rüzgarın kanatlarından onun kara haberleri var; yedi göğün bulutlarında onun matemleri var.

Fazilet ve Asalet, Mehmet Emin Yurdakul (Sayfa 90)Fazilet ve Asalet, Mehmet Emin Yurdakul (Sayfa 90)
Ebru Ince, bir alıntı ekledi.
 07 May 20:44 · Kitabı okudu · Beğendi · 8/10 puan

Heinrich Himmler ..
Reine nehrinin kuzeydoğusunda kalan Wewelsburg kalesi ..
Bu kale 600 lü yıllarda inşa edilmiş. .
kale orman içinde güzel bir manzaraya sahip

"Kan ve toprak"

"SS birliğimiz için bir kale arıyorduk . Sonra bu yarı harabe olan ve antik Germen tarihine dek uzanan kaleyi seçtik "

1934 yılında SS'ler kaleyi satın aldı ve hummalı bir restorasyon çalışması başladı.
Efsaneye göre Wewelsburg kalesi Avrupanın Asya ile olan savaşında Almanyanın büyülü kalesi olacaktı .

Hitlerin Yükselişinin Ardındaki Sır ve Nazi Ufoları, Emre Özyumurtacılar (Sayfa 55)Hitlerin Yükselişinin Ardındaki Sır ve Nazi Ufoları, Emre Özyumurtacılar (Sayfa 55)