— Hay ağzını seveyim, doktor musun ağbicim? — Hayır, ben de uyuzum! diyerek allahıma kadar kaşınmaya başladım... — Haaaa! Öyle söylesene ağbicim, ben de senden utancıma kaşınamıyorum. O zaman şöyle sağa çekeyim de bir efendi gibi kaşınalım! dedi, sağa yanaştı, durduk. Kardeş kardeş kaşındık. Ona Kwell almaya gittiğimi açıkladım. Uçtu sevinçten. Uyuz uyuz, yeniden yola koyulduk. Artık gizli saklımız kalmamış, aynı amaca koşan iki yaralı cengaver gibi bütünleşmiştik. Şoför hızla Cerrahpaşa’ya ulaşmaya uğraşıyor, zaman zaman bana: — Sayın ağbicim, sana. zahmet şu ensemi az bi kaşısana! Biraz daha aşşağı... Kuvvetli kaşı ağbicim, kuvvetli!
Gerçekten AAAAA
"HAYDİ CEVAP VERİN" ​"BU ÜLKEYE GÖĞSÜNÜ GERE GERE VATANIM DİYEBİLEN VAR MI?" ​"AAAAAA" ​"HEPİNİZ FARKINDASINIZ" ​ ​"PARA DA TOPRAK DA KANUN DA FİKİR DE DİN DE" ​"BU ÜLKEDE HER ŞEY" ​"HER ŞEY SERMAYEDARLARA HİZMET EDİYOR"
Alıntı
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Hawara me
Gelo Hawar çi ye? - Hawar dengê zanînê ye. - Zanîn çi ye? - Zanîn xwe nasîn e. - Xwenasîn?... - Xwe nasîn ji me re rêya felat û xweşiyê vedike. Her kesê ko xwe nas dike; dikare xwe bide nas kirin. - Wê karê Hawara we yê pêşî çi be? - Hawara me berî her tiştî heyina zimanê me dê bide nas kirin. - Çima? Lewma ko ziman şerta heyinê a pêşîn e.
Kurdî
İşte, Diyanet İşleri Başkanlığı eski yardımcısı, emekli general Sadettin Evrin, Ankara’da son derece hassas bir toplantıdan sonra, Nurculuğu arkasından vurmak ve mânalarına fesad karıştırarak onları Müslümanların gözünden düşürmek yoluna başvuruyor. Emekli generali bu yola başvurduran toplantıyı anlatalım. İnönü’nün tertibiyle, rütbe ve makamca en yüksek zatlardan bir meclis… Mevzu: Nurculukla nasıl başa çıkabilir, onu nasıl körletebiliriz? Biri kalkıp teklif ediyor: –Haklarında en ağır cezaları tatbik edelim!… İdamlarına kadar gidelim!… Gülüyorlar. Başka bir teklif: –Hepsini birden sınır dışı edelim!… –Nâsır’ın yaptığı gibi kamplarda toplayalım!… İnönü Nurcuların sayısını soruyor ve şu cevabı alıyor: –4 milyon… İnönü, o meşhur faltaşı gözlerini yırtık ağziyle beraber açıyor ve boğuk sesini çıkarıyor: –4 milyon haaaa!… Tabiî, bu rakamın da ne ahmak bir mübalâğa olduğunu kaydetmeğe lüzum yok… O sırada Mecliste hazır bulunan nispeten akıllı bir zat ayağa kalkıyor ve: –Efendim, diyor; ileriye sürülen tekliflerin hepsi yanlış, hattâ gülünç!… Bu teklifler Anayasaya aykırı olduğu gibi, devlet ve hükûmet mefhumiyle de bağdaşır şeylerden değil… Böyle tatbikat, bizi, Batı dünyası gözünde de düşürür.Nurculuk bir fikir ve inanış meselesi olduğuna göre, karşısına ancak mukabil fikir ve inanışla çıkılabilir. Bu hususta, gazete, broşür, konferans gibi vasıtalara başvurmak ve fikirle hareket etmekten başka yol yoktur. İşte, toplantıyı tesiri altına alan bu sözlerden sonra CHP’li Diyanet İşleri (!) idarecisi, Saffet Umay, işi emekli generale havale ediyor, o da, Diyanet İşleri Başkanı Hasan Hüsnü Erdem’den habersiz bir rapor düzenliyor ve Saffet Umay’ın dalâlet nazarlarına takdim ediyor.
Ama bir de gelirse işçi sınıfı başaaa... Gelir de derse ki "...Çekilmiyorum ulan diktatoryasından sınıfımın, temelli kalacağım burada, sıkıysa gel indir beni!" Dizerse karşıya sizi, "evrensel işkenceciler hakkı beyannamesi"ni de çıkararaktan, "Hadi bakayım, başlayın birbirinizi işkencelettirmeye!" diye... Nasııııl? "Ben yaptım sen yapma" diymi? "Bizim günahımız yok, emir kuluyuz biz, bizi yaratan koşulları kaldırın ki ortadan" diye üç buçuk atarsınız diymiii? Emir kuluydunuz da, cümlemiz din kardeşiydik de, hani Allahınızın kitabında, "irade-i cüzzi" ne güne duruyordu haa?
Sayfa 132·Kitabı okudu
Alıntı
Mahalo ke akua
Hawaai dilinde çok sık kullanılan, tam tercümesi "Teşekkür ederim Tanrı'ya" anlamına gelen bir cümle. Aslında bizim Çok şükür'ümüz gibi biraz da.