• Hayati Asılyazıcı Tutunamayanlar’o'tf« sonra
    Tehlikeli Oyunlar’ı da yayınladı. Yazarın ona
    imzaladığı kitap.
  • 02:22

    Y i nE y En i yE n iD eN

    Türkçe dilinde var olan ve benim bildiğim ne kadar sözcük olsa da senin kitaplarını okurken hissettiğim o hissiyatı cümlelere dökemem sanıyorum. Ama yine de bir kez daha senin hakkında yazmak umarsızlığına düştüm. Affet öldün ama hala seni rahat bırakmıyorum...
    Uzun zaman oldu senin kitaplarınla tanışalı. Uzun zaman oldu gereksiz duygusallıklara kapılmayalı. Uzun zaman oldu kendimi düşünmeyeli, suçlamayalı. Uzun zaman oldu insan olduğumu unutalı. Daha neler neler oldu uzun zaman olalı, öleli...
    Evet yine gereksiz bir duygusallığa kapılacağım şimdi. Diğer okuduğum kitaplar ve yazarlar gibi seni ve kitaplarını da bitirseydim şimdi her şey daha farklı olurdu kuşkusuz. Hala bitmediğini sana yazdığım sayısız yazıyla ve şu anda bile yazmakta olduğum bu cümlelerde anlıyorum. Neden bitmiyor peki? Hala neden bitmiyor? Ölülerle yaşıyorum. Yığınlarca ölü. Ne farkeder ki...

    Kendimi bildim bileli bu lanet olası ahh şu LANET OLASI bağlanma, kendini bir yere bir şeye ait olma duygusunu yenmeye çalıştım. Koparılması gereken çok ip vardı. Bırak dedim bırak gitsin. BIRAK BIRAK BIRAK. Ama bu senin için geçerli olmadı. Bu beni öfkelendiriyor sanırım. Sanırım? Evet sanırım demem gerekiyor çünkü duyguları tanımlamaya çalışmak çabası çok yetersiz geliyor. Aha ha ha ne komik!

    Neden öldün? Neden neden neden? Bat dünya bat! Bat ki bitsin artık.

    Bir de şu iki ayaklı küçük INSANCIKLAR yok mu! Hiç bir şey yapmadan sadece yaşamaları bile küfür olan bu küçük insancıklar varken sen gibi nice değerli insanlar neden gidiveriyor öyle hemen! Giden gelmiyor geri... Gelmiyor...


    Tutunamayanlar diyor birileri?! Kim bu tutunamayanlar? Disconnectus erectus?! Şekilleri neye benzer? Aramızda var mı tutunamayan? Var mı aramızda başkasını suçlamak yerine kendiyle yüzleşmek cesaretine ulaşan? Ve yine var mıdır aramızda; okuduklarıyla, öğrendikleriyle, bildikleriyle hayatına değen insanlara hoşgörü gösterebilen?

    Lanet olası yargılarınızı bırakmayı deneyin iki ayaklılar! Tiksiniyorum siz gibilerden! Midemi bulandırıyorsunuz! Siz gibiler yüzünden insan olmaktan tiksiniyorum! Ve tekrar siz gibilerle aynı dünyada yaşamaktan tiksiniyorum! Bu tiksinti bana asla yapmak istemeyeceğim şeyleri yapmak zorunda bıraktıracak diye endişe duyuyorum. Ya da duymuyorum. Olan olsun ve bitsin artık. Aha ha ben nasıl bir insanım? Ben neden insanım? Ne farkeder ki sanki...

    Bir serzeniş! Kahretsin sadece bir serzeniş küçük insancıklar!

    Bu serzenişler ne ilk ne de son olacağa benziyor. Biliyorum boşuna. Boşlukta yitip giden ses yığınına eklenecek bir tutam çığlıktan başka bir şey olmayacak bu yazı da.
    Şu küçük dünyada; küçük insancıklarla, küçük irademizle, küçük hesaplaşmalarla, küçük nefretlerle, küçük sevgilerle, küçük yaşayışlarla, yitip gideceğimiz bir hiç olacağımız günü bekleyelim. Denildiği gibi 'ölüm güzeldir bu halden' sanırım.

    Tutunamayanlar...

    Tutunamayanlar; TRT Kültür, Sanat ve Bilim Ödülleri Yarışmasında kazananlar arasına girmesine rağmen, kitabın kalınlığını gören yayınevleri hem kitabın ilk 80 sayfasını okuyup basmak istemezken, hem de Atay'ın 'ruh hastası' olduğunu düşünmüşler. Ne kadar da şaşırtıcı ama değil mi! Ya ya ya!
    Bu ülke... bu ülkenin insanları... ! Bizden adam olmaz...

    "Bu ülkede,
    katı ve olumsuz yargılar...
    gelişimi engelleyici..."


    Ve Hayati Asılyazıcı.

    Bu adam yeni bir yayınevi açıyor. Ödüllü romancı Atay'ı merak ediyor ve kitabın dosyasına ulaşıyor. Okuduğunda:
    "Farklı, çok farklı..." cümleleri dökülüveriyor ağzından. Kitap basım için hazır. Maddi sıkıntılardan sebeple iki cilt halinde hazırlanan bu kitap nihayet 1971 yılında ilk cildiyle okurlarla buluşuyor. Bir sene sonra da ikinci cildi basılıyor. Ama maalesef o zamanlarda birinci cildini okuyan azınlıktaki o insan sayısı, kitabın ikinci cildini almıyor.

    O zamanlarda kitaplar, toplumu bilgilendirmek ve yol göstermek için yazılırdı. Ama Atay, Türkiye'de hiç denememiş olan bilinç akışı tekniğini kullanarak yazmıştı kitabını. Uğur'un da dediği gibi:

    'Geleneklerle çatışan her yazarın kaderidir bu, Oğuz.
    Sen de öldükten sonra anlaşılacaksın.'

    Tutunamayanlar'ın kitap değil, daha başka türlü -çok daha başka türlü- bir lanet olduğunu şu yazdığım bir parça cümle yığınından anladınız sanıyorum. Ya da belki de çoğu okuyan (?) kişi tarafından gördüğüm kadarıyla sadece ben abartıyorumdur. Ya da abartmıyorumdur. Odur budur şudur öyledir böyledir ne farkeder ki... Sadece okuyacağınız bu kitabın herkeste bir parça farklı bir etki bırakacağına eminim.

    Sevgili okurun lanet olası her şeye rağmen hala burada Atay!

    03:55




    Bir açıklama:
    Sitede gördüğüm sahte alıntıları şikayet ediyorum. Günde sadece beş defa şikayet hakkı olduğu için diğer kalanları da yorum yaparak uyarıyorum. Ve evet kalın kitabı ezberledin mi nerden biliyorsun gibi saçma söylemler yapanlar, hemen engelleyenler, yanlış olduğunu bile bile saçma tartışmalara girenler evet ezberledim. Var mı bir diyeceğiniz! O kafatasınızın içindeki beyni nasıl kullanıyorsunuz ya da kullanamıyorsunuz?! Kişi sevdiği yazarın üslubunu bilir. Okuduğu kitaptaki içeriği bilir. Gerçi okumuş olmak için okunan kitap sayısının fazlalığını düşününce! Tutunamayanlar'ı dört kere okudum. Ben bilmeyeceğim de kim bilecek! Tamam bunu bilemezsiniz. Ama benim sinirlerimi acıtan şey yanlış olduğunu anladığınızda bile hala haklı olma çabasına girmeniz! BEN BEN BEN demekten de tiksiniyorum. Saçma sapan ego savaşlarınızda BEN demeyen ya da demek istemeyen insanları -uygun bir deyişle- işlevsiz adleddiniz!
    Tik si ni yo rum !
    'Ne haliniz varsa görün' mü demeliyim? Bu mu yani?! Sanırım artık duyarsızlaşabildiğim kadar -daha ne kadar olur bilmiyorum- böyle diyeceğim. 'Ne haliniz varsa görün' insancıklar!
    Ne haliniz varsa görün!
  • Oğuz'un bir kitap daha hazırladığını biliyordum. Ona, bu romanı da basmak istiyorum dedim. 'Basacak mısın gerçekten?" dedi, inanamadı. "Evet" dedim, "ben bu iki romanı Türk edebiyatına armağan etmek istiyorum." Biçim ve içerik yönünden farklılığıyla, kendini hemen belli eden romanlardı. Şimdi satmayabilirdi, bu dünyanın birçok edebiyatçısının başına gelmiş bir olaydır. Bu iki roman da Türk edebiyatında hak ettiği yeri alacaktı, ben buna inanıyordum. Ve bugün sonuç ortada. 20. yüzyılın yazarı olamadı ama 21. yüzyılın ünlü yazarı oldu.