• Amacı olmayan bir hayatın yolcusu her durakta etrafına bakar ama inmeye cesaret edemezmiş.
  • Ne kadar yüksek ve ulvi görünürse görünsün, ne var ki her türlü aşk bütünüyle cinsiyet güdüsünden kaynaklanır. Aslında aşk dediğimiz şey sadece daha belirli, daha özelleşmiş ve belki de kelimenin dar anlamında, daha ferdileşmiş biçimiyle mutlak manada bu içgüdü! dür. Eğer bunu aklımızdan çıkarmayıp bütün evreleri ve seviyeleri itibarıyla aşkin, sadece dramalarda ve romanlarda değil, fakat aynı zamanda hayat sevgisinin hemen yanı başında kendisini bütün dürtülerin en güçlüsü ve en etkini olarak gösterdiği gerçek dünyada da oynadıgı önemli rolü göz önünde tutarsak; eğer onun sürekli gençlerin kabiliyet ve düşüncelerinin yarısını işgal ettiğini ve neredeyse her insani çabanın nihai hedefi olduğunu, en önemli işleri ters biçimde etkilediğini, en ciddi uğraşıları saat başı yoldayıp rahatsız ettiğini; zaman zaman en büyük kafaları bile yoldan çıkarıp çılgına çevirdiğini, devlet adamlarinin Önemli işlerini ya da bilginlerin araştırmalarını sekteye uğratmaktan çekinmediğini, aşk mektuplarını ve saç lülelerini bakanlarin evrak çantalarina ve filozofların müsveddelerinin arasına bırakmayı becerdigini, bir o kadar da en karmaşık ve ugursuz işleri tertipleyip düzenlemeyi, en değerli bağlılıkları çözmeyi, en güçlü bagları koparmayı bildiğini, hayatın, sağlığın, servetin, mevkiinin, mutluluğun zaman zaman onun uğruna feda edildiğini, başka türlü kendi halinde. dürüst bir adamı kalleş, bu zamana kadar sadık birisini hain yaptığını ve topyekün amacı önüne çıkan her şeyi yıkmak, karıştırmak ve alt üst etmek olan hasım bir iblis olarak göründüğünü düşünecek olursak: Evet eger bütün bunlar düşünülecek olursa şu soruları soran birinin yeterli sebepleri olacaktır: “Bütün bu gürültü neyin nesi? Bunca koşturma, bunca yaygara, vaveyla, bunca tasa keder, sefalet ne için ?
  • Hayatın amacı et yemekti. Et, hayatın kendisiydi.
  • Veren de alan da Allah'tır.
    Allah biraz daraltır, bazen de tüm darlıkları çekip alır;Allah'ı ilgilendirir tüm bunlar.

    Duanın amacı Allah'ın huzurunda teslimiyettir.
    Verenin ancak o olduğunu, bizim ise ihtiyaç sahibi olduğumuzu itiraf etmektir...

    Dua ile ilgili tavır bu olmalıdır;

    "Ben işimi Allaha havale ediyorum."

    (Mü'min, 44)
  • "Yeni düşünceIeri ortaya çıkaran hayaI gücü biIinçten önemIidir."AIbert Einstein

    Felsefe; düşünmenin adı. Bu kitapta da "Felsefe tarihi üzerine bir roman" diye yazılmış. Yani düşünce tarihinin romanı.

    İnsanlar ne düşünmüşler? Herkes düşünür de, kimler düşünmüşler? Şu isimlerini illaki bir yerlerde duyduğumuz filozofların derdi neymiş? Hayatın başlangıcı, amacı ve sonu hakkında ortak ve değişik bakış açıları nemize gerek? Bu sorularla muhatap olmak istiyorsanız, hepsi bu kitapda mevcut.

    Bu kitabı hep bir klasik olarak görmüşümdür.Bu kadar kapsamlı ve ilgisi olmayanların okumaktan sıkılacağı bir konu, ancak bu kadar sade ve güzel bir dille anlatılabilirdi.Tek silahı düşünmek olan insanın M.Ö 1000 li yıllardan günümüze kadarki gelişimi anlatılıyor. Sofi ve Hilde'nin refâkatında dünyanın başına gelen dönemler ve devirler birbirini kovalıyor. Fakat öylece hemen değil, yavaş yavaş.

    Ayrıca kitabın bir bölümünden sonra beyninizin iki çekirdeğini de çalıştırmanız gerekiyor. Çünkü hikâye belli bir boyuta geçerek daha enteresan bir hal alıyor.

    Bittiğinde ne kadar az düşündüğümü fark ediyorum. Aslında her öğretide düşünmenin tetiklenmek istemesi bizi tekdüzelikten kurtarmak isteye dursun, bizim kolaya kaçmamız ve toplumdaki kalıplaşan kabullenilmişliklerin yıkılamaması zaten zayıf olan bu çabamızı da bitiriveriyor. Gündelik rutin hayatımız içerisinde tekerlenmeye devam ediyoruz.

    Yine din ve düşüncenin birbirlerine sanki düşmanmış gibi çarpışması, düşüncenin tıkandığı yerde akıl ve vicdanımızı rahatlatamıyor. Ya düşünce çarklarımız boşta dönüyor ya da, rehavetle kaderci anlayış ataletiyle üstümüze çöküyor. Kurtuluş reçetesi olan iki faktörün birbiri ile örtüşmesi halen daha günümüzde mevcut değil.


    Eee dünya geldi bilmem kaç yaşına. Bizim ömrümüz zaten ortalamalarla sabit. Genişleyen evrenin big-bang la başa dönmesi ya da, yıldızların dökülüvermesi de ihtimal içinde olduğuna göre. Boşu boşuna ömrümüzü heba etmeyelim, şu kısacık zamanı değerlendirelim. O zaman fikrimiz gelsin. Düşünelim öyleyse var olduğumuzun farkına varalım. Varlığımızı bedensel değil tinsel yapalım. Ya da en iyisi hep okuyalım. Mesela okumaya bu kitapla devam edelim. Böylece özgür olalım. Aksi taktirde bu dünya da, bu beden de, bu kâinat dahi bize dar gelecek vesselâm...
  • Okumak, günlük yaşantımızda çok geniş bir yelpazede kullandığımız bir sözcük. Kitap okumak, insan okumak, tarih okumak, işletme okumak, canına okumak, dua etmek/okumak, olayları / oluşumları okumak (değerlendirmek, analiz etmek), büyük resmi görmek/Okumak gibi.

    Anlam açısından bu kadar zengin bir kavramın bulunduğumuz coğrafyada hak ettiği şekilde anlaşılmadığını düşünüyorum.

    Hangi dünya görüşüne sahip olunursa olunsun; okumak, iyi okumak, nitelikli okumak, doğru okumak çok önemli ve gerekli. Bu bağlamda eleştirel düşünce ile okumak arasında da önemli ilişkiler kurmak mümkün (eleştirel düşüncenin sadece yerden yere vurma tarzındaki eleştiriden ibaret olmadığını sanırım açıklamama gerek yok. İlgilenenler çok kısa bir sürede internetten konuya ilişkin kapsamlı bilgi edinebilir).

    Okumanın motivasyonu, yöntemi, getirisi ne olmalı?

    Okumayı sadece bir zaman geçirme enstrümanı olarak görenler için belki bu soru gereksiz görülebilir ama bir yaşam biçimi olarak benimseyip okuma eylemine nitelik ve kalite katmak isteyenler için önemli olduğunu düşünüyorum.

    Okumayı bu açıdan dua veya ibadet etmeye benzetiyorum (Maksadım burada mistik bir yaklaşım geliştirmek değil; zaten bunu yapacak yeterli donanımım olduğu düşüncesinde de değilim). Şöyle ki;

    -Dua sadece kişinin beklentilerini sözlü olarak ifade edip beklemeye çekilmesi değildir. İbadet de sadece şekilsel ritüelleri yerine getirip erdemi, pozitif davranmayı, insanı ilişkileri, empati yapmayı dışlamak değildir. Aynı şekilde okumak da sadece belli bir zaman diliminde gözümüzün önünden geçen kelime yığınlarının hafızada rastgele biçimde biriktirilmesi değildir.

    - Dua ve ibadetin anlam ve geçerlilik kazanması için asıl motivasyon takdir/beğeni görmek, çıkar sağlamak yerine; söz konusu eylemin bireyi doğru yaşamaya, doğru davranışlarda bulunmaya sevk edebilmesi, kendisine, topluma ve diğer canlılara (hatta cansızlara, yani evrene) zarar verebilecek durumlardan uzak durmayı sağlayabilmesi olmalıdır. Tıpkı okuma eyleminin doğru düşünmeye, var olan güzellikleri hissetmeye, farkındalığı artırmaya, doğru yaşamaya, düşünsel zenginliğe katkı sağlaması gerektiği gibi.
    (Ya da Joe Vitale'in Mucizeleri Beklemek kitabında önerdiği gibi; kayda değer bir şeyler yapma isteğini, sinerjisini uyandırmalıdır da diyebiliriz).
    -Dua ve ibadet samimi, ikirciksiz ve gösterişten uzak olmalıdır. Birey kendisi ve çevresi için istediği iyilik ve güzellikleri toplumun diğer bireyleri, hatta diğer toplumlar için de istemelidir. Aynı şekilde okumanın asıl amacı sadece okurun kendisini avutması, mutlu etmesi ya da okunan sayfa/kitap sayısını niteliksiz biçimde artırması olursa; kitabı kapatıp günlük yaşantıya girildiğinde yeni hayal kırıklıkları kaçınılmaz olacaktır. Böyle bir okurun durumunu, sürekli aynaya bakıp kendini pohpohlayan ancak toplum içine karışma ve sağlıklı ilişkiler kurma yetisinden yoksun olan insanlara, hatta Pamuk Prenses masalındaki kraliçeye benzetmek mümkündür.

    İyi ya da kötü şeklinde nitelendirilebilecek insanların var olduğu bir gerçektir. Kitaplar da sonuçta farklı yaşanmışlıkları olan insanların ürünüdür. Ama kitapları iyi kötü kitap şeklinde nitelemek yerine; beklentilere uygun şekilde seçmek veya içeriğine katılınmadığında bile her bir kitabı farkındalığı artırma, düşünsel zenginliği artırma adına bir fırsat olarak görmek daha doğrudur.

    Öte yandan şunu da belirtmeliyim ki; beklentiniz her ne olursa olsun, size göre bir kitap mutlaka vardır. Sadece onu seçmenizi ve okumanızı bekliyordur.

    Her bir kitap okuma etkinliği, belki de hiç bir araya gelemeyeceğimiz insanlarla, fikirlerle, hikayelerle bir araya gelme fırsatıdır. Hatta iyi yanı, bu birlikteliğin zaman, mekan ve süre seçiminin tamamen okurun inisiyatifinde olmasıdır.

    Paylaşmak, tek başına sahip olmaktan daha mutluluk vericidir. Kişisel gelişim veya psikolojik destek içerikli kitapların çoğunda, mutsuzluğu gidermenin en önemli yollarından bir tanesinin vermek, başkalarını mutlu etmek, paylaşmak olduğu yazıyor. Kitaplara da bir paylaşım enstrümanı olarak bakmak mümkün. Yazar yaşanmışlıklarını, tecrübesini, bilgisini, yeteneğini paylaşıyor; okur da kitaba verdiği parayı. Sonrasında ise okur kendi iç dünyasındaki düşünce ve duygularında yaşadığı etkileşimi diğer insanlarla paylaşarak bu zinciri sürdürüyor.

    Yok eğer sadece kendi mutluluğumuz, kendi zevkimiz için okuyorsak; -birilerinin (şu an sözün sahibini hatırlamıyorum) ifade ettiği gibi- okuduğumuz kitapların sayısı ne kadar yalnız olduğumuzun bir göstergesi hâline geliyor.

    Yazının giriş kısmında yer verdiğim olayları doğru okumak/analiz etmek, sorgulayarak doğruyu bulmaya odaklanmış bir eleştirel düşünce yaklaşımı geliştirmek konusuna gelince. Kur'anın ilk ayetinin "oku" şeklinde başlaması ile İslam coğrafyasının evrensel değerler, düşünsel zenginlik ve gelişmişlik düzeyi konusundaki mevcut durumunun çok büyük bir çelişki oluşturduğu düşüncesindeyim. Bunun da tarihi seyir içinde olayların, fikirlerlerin ve hayatın kendisinin yeterince doğru biçimde muhatapları tarafından "okunamamasından" kaynaklandığını değerlendiriyorum. Protestanlığın (ister onaylayın, ister karşı çıkın) Hristiyan dünyasına kazandırdığı pragmatist ivme, bulunduğumuz coğrafyada maalesef gerçekleştirilememiş. Bu noktada ışığın doğudan yükseldiğini kabul ettiğimi; ancak an/dönem/çağ itibariyle özdeki mevcut potansiyelin kapasiteye dönüştürülemediğini düşündüğümü üzülerek ifade etmek istiyorum.

    SONUÇ OLARAK; kitap okumanın erdemli bir insan olarak yaşamak, güzele ve doğruya ulaşmak yolunda bir mücadele ve paylaşım biçimi olduğuna inanıyor ve bu süreçte her bir okura başarılar ve esenlikler diliyorum.
  • "Hayatın amacı satmak ve satın almaktır."