Felsefeci bir adam bu cihete bakarsa görür ki: Bütün canlı mahlukat -insan olsun, hayvan olsun- kafile be-kafile büyük bir sür'atle o cihete gidip kaybolurlar. Yani, ademe gider, yok olurlar. Kendisinin de o yolun yolcusu olduğunu bildiğinden, teessüründen çıldıracak bir hale gelir. Fakat iman nazarıyla bakan bir mü'min, insanların o cihete gidişleri, seyahatları adem âlemine değil, göçebeler gibi bir yayladan bir yaylaya bir intikaldir. Ve fâni menzilden bâki menzile, hizmet çiftliğinden ücret dairesine, zahmetler memleketinden rahmetler memleketine göç etmek olup, adem âlemine gitmek değil diye bu ciheti memnuniyetle karşılar.
Şualar (RNK) - 752
Dedem, bir beni severdi, bir de çarpık bacaklı Skoda kamyonetini. Beni yanına atar, Biga'nın, Çanakkale'nin, Ezine'nin, Bayramiç'in, Çan'ın panayırlarına, yağlı güreşlerine, hayvan pazarlarına götürürdü. Küçücük canımla, arkadaşıymış gibi yanında dolaştırırdı beni, kocaman insanmışım gibi konuşur, anlatırdı.
"Stadyumda Nemflerin arasında kaldığında seni kurtarmak için dayanılmaz bir güdü hissettim. Sanki… bunu yapmazsam bir parçam da seninle ölecekti. Aynı parçam o günden beri giderek büyüyüp güçleniyor, somut bir şeye dönüşüyor.Hiçbir zaman kıskanç biri olmamıştım ama seni Francesca'yla görünce kendimi yalnızca temel içgüdüleriyle hareket eden bir hayvan gibi hissettim."
"Kulağa delice geleceğini söylemiştim."
"Güzel,çünkü ben de aynı şeyleri hissediyorum."