İnsan, hayatı yaşarken hem anne babası, hem okuldaki insanlar, hem de çevresindeki arkadaşları bu şekilde ona devamlı farklı renkler vururlar. Tabi, şimdi durum değişmiştir. İnsanlar sadece çevresinden değil televizyonda izlediklerinden ya da sosyal medyada gördüklerinden de etkilenir ve onlardan da farkı renkler alırlar. Öyle ki üzerlerine vurulan bu boyalardan dolayı artık Allah’ın kendilerine vurduğu boya görünmez olur ve manevi olarak tanınmaz hâle gelirler. Peki, bu boyaların geçmesi ve Allah’ın vurduğu boyanın görünmesi için insana gerekli olan şey nedir? Gerekli olan şey; rahmettir, mağfirettir, aşktır, muhabbettir. Bunlar olmasa insan yıkanamaz, temizlenemez, dolayısıyla Allah’ın kendisine verdiği boyası ortaya çıkamaz. İşte, Mürşid-i kâmilin bütün işi; insanı aşkla, muhabbetle, rahmetle, tövbeyle, istiğfarla onu rabbine döndürüp yıkamak ve onu nefsinin kirinden, boyasından temizlemektir. Allah âyet-i kerimede “boyası Allah’tan daha güzel kim vardır”405 buyurur. Hakiki renk Allah’ın verdiği renktir ki Allah’tan başka hiç kimse insanları hakiki renkle renklendiremez. Madem hakiki rengimiz Allah’ın üzerimize vurduğu renktir, onun boyasıdır. O zaman bu hayatta ki en büyük hedefimiz de; üzerimize sonradan vurulan boyalardan kurtulup kendi hakikatimizi ortaya çıkarmak olmalıdır.
Sayfa 378·Kitabı okuyor
Haşhaşiler metodu
"Ben burada başka hiçbir müttefike ihtiyaç duymayacak bir yapı inşa etmek istiyorum. Şimdiye dek hükümdarlar birbirleriyle hep orduları vasıtasıyla savaştı. Toprak almak, düşmanları alt etmek için de orduya ihtiyaç duydular. Bir karış toprak parçası için binlerce askerin öldüğü savaşlar yaşandı. Ama diğer taraftan hükümdarlar hiçbir vakit kendi hayatlarının tehlikede olduğu korkusunu hissetmediler. İste bizim hedefimiz onların icine bu korkuyu salmak olacak. Baş bir darbe alırsa tüm vücut bu darbeden etkilenir. Kendi hayatının tehlikede olduğunu gören bir hükümdar anlaşma yapmaya yanaşacaktır. Kısacası hükümdarların yüreğine bu korkuyu düşüren bir güç dünyanın da hâkimi olmayı başarmış demektir. Ama bu korkunun etkili olabilmesi için sarsıcı metotların kullanılması zaruridir. Hükümdarlar iyi korunur ve gözetlenirler. Bu tür bir durumda ancak ölümden korkmayan hatta tam tersine ölümü arzulayan biri onlar açısından tehlike arz edebilir. Bu geceki deneyimizde de işte böyle insanlar yaratmaya çalıştık. Onları yaşayan birer hançer hâline getirerek zaman ve mekanı alt etmeyi planlıyorum. Onlar kitlelere değil yalnızca hükümdarlara,krallara dehşet salacaklar. Onlar tarafından hasım olarak bellenen her hükümdar hayatından endişe ederek korku içinde titreyecek."
Sayfa 300·Kitabı okuyor
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Dünya düşük veya düşükçe anlamına gelir, bu geçici dünya acı duymanın, kayıpların, arzuların, egonun, müfritliğin ve kötülüğün mekanıdır. Çektiğimiz acılar dünyanın ne kadar düşük bir yer olduğunu gösteriyor ve bizi onun geçici tabiatından koparıyor. Böylelikle Tanrı'ya yaklaşma imkanı buluyoruz. Hz. Muhammed bir hadiste şöyle buyurmuştur: "Dünya sevgisi bütün kötülüklerin [günahların] başıdır. " Dolayı-sıyla dünyadan kopuş nihai manevi hedefimiz olan Tanrı'ya yakınlaşmak ve bilahare cennete varmak için gereklidir. Kur'an-ı Kerîm'de dünyanın geçici, yanıltıcı bir oyalanmadan ibaret olduğu belirtilmiştir: "Bilin ki, dünya hayatı ancak bir oyun, bir eğlence, bir süs, aranızda karşılıklı bir övünme, çok mal ve evlat sahibi olma yarışından ibarettir. (Nihayet hepsi yok olur gider). Tıpkı şöyle: Bir yağmur ki, bitirdiği bitki çiftçilerin hoşuna gider. Sonra kurumaya yüz tutar da sen onu sararmış olarak görürsün. Sonra da çer çöp olur. Ahirette ise (dünyadaki amele göre ya) çetin bir azap ve (ya) Allah'ın mağfiret ve rızası vardır. Dünya hayatı, aldanış metaından başka birşey değildir. "
Sayfa 270·Kitabı okudu
Hedefimiz mutluluk ve huzur değil, Allah rızasıdır.
Aynı çatının altında yaşayan insanların her biri kendilerine ayrı dünyalar kurarak apayrı duygular yaşayabilmekte; bir gün mutluluktan çatlayacak kadar gülen insan, ertesi gün anlamsızca durgunlaşabilmektedir.
Genellikle insan hayatı ansızın yön değiştirir, oraya buraya toslar, sıkışır, kıvranır. Bir yöne doğru giden biri yarı yolda döner, durur, sürüklenir ve yeniden başlar. Neler olacağını bilemeyiz ve sonunda ilk hedefimiz olan yere hiç benzemeyen bir yere varmamız kaçınılmazdır.