İnsan, hayatı yaşarken hem anne babası, hem okuldaki insanlar, hem de çevresindeki arkadaşları bu şekilde ona devamlı farklı renkler vururlar. Tabi, şimdi durum değişmiştir. İnsanlar sadece çevresinden değil televizyonda izlediklerinden ya da sosyal medyada gördüklerinden de etkilenir ve onlardan da farkı renkler alırlar. Öyle ki üzerlerine vurulan bu boyalardan dolayı artık Allah’ın kendilerine vurduğu boya görünmez olur ve manevi olarak tanınmaz hâle gelirler.
Peki, bu boyaların geçmesi ve Allah’ın vurduğu boyanın görünmesi için insana gerekli olan şey nedir?
Gerekli olan şey; rahmettir, mağfirettir, aşktır, muhabbettir. Bunlar olmasa insan yıkanamaz, temizlenemez, dolayısıyla Allah’ın kendisine verdiği boyası ortaya çıkamaz. İşte, Mürşid-i kâmilin bütün işi; insanı aşkla, muhabbetle, rahmetle, tövbeyle, istiğfarla onu rabbine döndürüp yıkamak ve onu nefsinin kirinden, boyasından temizlemektir.
Allah âyet-i kerimede “boyası Allah’tan daha güzel kim vardır”405 buyurur. Hakiki renk Allah’ın verdiği renktir ki Allah’tan başka hiç kimse insanları hakiki renkle renklendiremez. Madem hakiki rengimiz Allah’ın üzerimize vurduğu renktir, onun boyasıdır. O zaman bu hayatta ki en büyük hedefimiz de; üzerimize sonradan vurulan boyalardan kurtulup kendi hakikatimizi ortaya çıkarmak olmalıdır.