"Hastalandığımda en çok rahatsız olduğum şey, insanların bana bakmaya mecbur olmasıdır, ben birine bakmak zorunda kalsam midem bulanırdı. Hiç hasta ziyaretine gitmedim. Hastayken, her ziyaretime gelene sinirlenmiş, yaptığını bir hakaret, mahremiyetime akıl almaz bir tecavüz olarak görmüşümdür. Hediyelerden hoşlanmam; çünkü karşılığında hediye vermek gerekir -ister aynı kişilere, ister başkalarına, bunun bir önemi yok."
Sabahattin Ali ne de güzel özetlemiş;
“Bana ne kadar kötülük yapılırsa yapılsın, kimseye saygısızca gitmedim.
Aram bozuk olsa bile birinin bana ihtiyacı olsa, hiç düşünmeden giderim ama görüyorum ki saygının sevginin hatta şefkatin bile iyileştiremeyeceği insanlar var.”
“Ziraat mühendisi olmasam peyzaj mimarı olurdum diyor
öyle âşıkmış toprağa' Divemiyorum ki, çocukluğunu pencere önünde ” fasulye çimlerken değil de, inek güderken geçirsey din görürdüm ben senin toprak aşkını... Bir gece yine böyle hayallerinden bahsederken söz döndü dolaştı, bir arsan olacak, içinde bir evin, yıldızlan izleyeceksin faslına geldi. Dayanamadım.
Figen bende o dediğinden var” dedim.
“Nasıl yani?” dedi.
“Yani dedim, benim aslında bir tarlam var öyle, buraya da çok yakın. Ama hiç gitmedim. İçinde de bir kulübe var öyle.
Senin hayalindeki gibi değildir tabii, ama kulübe mi kulübe.
Yıldızlar da var. işte öyle...”
Sevinçten havalara uçtu. “Neden şimdiye kadar söylemedin” dedi, “ne olur gidelim, yann gidelim.”
“Olur” dedim. Ama nasıl olur dedim onu da ben biliyorum.
Sabaha kadar uyuyamadım. Aklımdan hep doktorun dediklerini geçirdim. “Tarlanın babanızın durumuyla alakası yok Kerim Bey” dedim kendi kendime. “Kerim Bey bakın, hayatınızın son şansı Figen, bu fırsatı kaçırmayın” dedim. “Kerim Bey Figen’le mutlu bir yuva kurabilirsiniz. Babanız da bu nu isterdi. Tarla deli falan değil, babanızın belli ki başka bir rahatsızlığı vardı, siz fark etmediniz. Bakın Kerim Bey epey zaman geçti, siz de delirmediniz. Lütfen rahat olun ve Figen’i kolundan tutup tarlaya götürün, o gece yıldızların altında uzun uzun öpüşün Kerim Bey, babanızı da aklınızdan çıkarın artık, Kerim Bey? Kerim Bey orda mısınız?” deyip durdum.
Kerim Bey kendisini duymuyordu. Kerim Bey çok korkuyordu. Hem delirmekten hem tarlaya gitmekten hem gitmemekten hem Figen’i kaybetmekten...
Venedik'e gittin mi hiç?" diye sordu Hayalet.
Agnes başını iki yana salladı. "Hayır, aslında, hayır, gitmedim. Seyahat etmeyi pek sevmezdim. Elinde gizemli bir roman varken, gezip tozmaya ne gerek var, değil mi?
### I.
olmadım!
dağların sabrına sığındığımdan beri
olduğum yok artık benim.
bulamadım, taş neden yüzünü döndü bana
ne söyleyecekti eğilip baktığım su
rüzgâra kapılmış sağrısı o atın
bana ne dileyecekti?
âh ki durmadım dünyada soluklanmak için.
koyun koyuna uyuduğumuz
tepedeki çimenlikten beri
çok vaadiyle dünyanın
çok gözler gelip geçti canımdan
ama
olmadım!
hepsi birdi sevgilim
nasılsa sonunda hepsi birdi.
### II.
filizkıran fırtınasıydı hayatım!
iyi hatırla!
kimin yüzüyle gelmiştin bana
bir begonvil, bir serçe, bir sabah ıslığı
kimin yüzüyle hayatım?
ayrıldığımızda kimdik
şimdi hangi gövdenin içindeyiz
küçük bir çıngırak çalarken sabahları..
bağışla!
bazı zamanlar unutuyorum
yola uzun bakmayı.
bazı şarkılardan geçmeyi örneğin: