Vakit gece yarısı, nostaljik radyomda TRT Türkü açık, "Güzel ben Aşkaleliyim," çalıyor. Tam o anda elimde Memleket Hikâyeleri ve birçok yerde geçiyor Aşkale. -Hiç gitmedim, buradan Erzurum'a ve tüm Erzurumlulara selam etmek isterim!- Bazen geçmişte yaşadığımı düşünüyorum, bazen düpedüz geçmişte yaşıyorum...
Geçmiş tuhaftı. İnsanı hem hayata bağlayan hem her an kopup gitmeye hazır, en zaaflı, en zor, en zayıf parçaydı, der Ayfer Tunç, Annemin Uyurgezer Geceleri'nde. Daha hüzünlü Şükrü Erbaş, "Geçmiş kimi iyileştirmiş ki?" Ve Nermin Yıldırım, "Geçmiş daima orada, hiç geçmediği yerde." Oysa "Yıllar değil, bir hayat geçti," diyor Lev Tolstoy, John Steinbeck ise, "Biz artık geçmiş zamanız." Geçmiş geçiyor, peki neden hep kafamız geriye dönük? Neden önümüze değil de ardımıza bakıyoruz hep? Geride bıraktıklarımız gelecekte umut ettiklerimizden daha mı kıymetli? Anılar üstün mü geliyor umutlara? instagram.com/reel/DXETP55gmr..."Bu ülkede hiç kimse ölmeden önce doğduğu evi ziyaret edemez, mahallesini bulabilen şanslıdır."
Hızla değişiyor hayat! Hızla değişiyor mahalleler. Doğduğun evi ziyaret etmenin de bir hüznü var değil mi? Hatırlasanıza o günleri; mahalle maçlarını, akşam ezanıyla son bulan saklambaçları, gece uyuyana kadar edilen sohbetleri, radyolardan istenen istek parçaları, sabah uyanıp erkenden izlenen çizgi filmleri, -en çok da Tom ve Jerry'yi- youtube.com/shorts/f2V9KZbS... önlükle gidilen okulları... Zor ama güzel zamanlardı, kimimize hüznü, kimimize yaraları kaldı.youtube.com/shorts/qd7OnS4K...Memleket Hikayeleri,
Üç bölümden meydana geliyor eser; Memleket Yazıları, Fotoğraflar Anlatıyor ve Memleket Hikâyeleri. Kurgu ile gerçeğin iç içe olduğu, Ayfer Tunç'un gözlemlerinin öne çıktığı, bir hikâye, bir anı,
Berfin Samaraz - Beyaz Güvercin | Kitap Yorumu
Bu hikaye Van’da geçen bir aşk hikayesi.
Roza, 21 yaşında güzeller güzeli, gencecik bir kız. Diş hekimliği fakültesinde 3. sınıf öğrencisi. Fakat ailesinin evlenme yaşına geldiğini sürekli söylemesiyle Roza’yı boğuyorlar ve görücüler geliyor. Roza ısrarla istemediğini söylüyor.
Azad ise 28 yaşında yakışıklı ama bir o kadar çapkın bir adam ayrıca Roza’nın abisi Berzah’ın en yakın arkadaşlarından biri. Çapkın olduğu da herkes tarafından biliniyor. Fakat bir gün Roza’yı görmesiyle kalbini ona kaptırması kaçınılmaz oluyor. Ama bildiği tek şey Roza’nın, en yakın arkadaşının hatta kardeşim dediği adamın kız kardeşi olduğu. Bu yüzden kalbindeki aşka pranga vuruyor.
Ayrıca önceden aynı arkadaş gruplarından olan Özcan, Azad’ın kız kardeşi Elif’e gönlünü kaptırdığını söylediğinde Azad çok büyük olay çıkarmış. Özcan’ı dövmüş ve kardeşi Elif’in yakın arkadaşı Özcan’la asla birlikte olamayacağını söylemiş ama Özcan kararlı olduğu ve aşkının arkasında durduğu için Elif ve Özcan’ın şu an mutlu bir ilişkisi var. Azad biraz da kendisi zamanında çok büyük laflar ettiği ve büyük tepkiler verdiği için Berzah’a karşı aynı durumda kalmaktan korkuyor.
Azad, kalbinde kelepçeler vurduğu aşkını unutmak için Dicle adında bir kızla sevgili oluyor. Ama aklından Roza’yı çıkaramıyor. Sevgilisi varken bile Roza’yı kıskanıyor.
Bir gün Azad ve Dicle, kavga ettiklerinde Roza Azad’ın ona karşı olan hislerini öğreniyor. Azad kızların kolay gönlünü kaptırabileceği bir adam olduğundan Roza da gönlünü kaptırmaktan korkuyor. Çünkü Azad’ın çapkınlığı ün saldığı için ve tam bunlar yaşanırken abisi Berzah’ın Azad hakkında söylediği sözler Roza’nın düşüncelerinin tuzu biberi oluyor.
O sırada Roza’ya bir görücü daha geliyor. Boran 29 yaşında bayağı gizemli ve aslında
Eser alegorik tarzda yazılmış, çeşitli sembollerle bireysel ve toplumsal mesajlar içeren güzel bir eser. Bilmiyorum hiç Filistin'e gittiniz mi? ki bende gitmedim ama gitmiş kadar oldum
kitabı az önce bitirdim. girişinde yazan "bahtsız çocuklar tanrıya sığınırdı ama o tanrı olmayı seçti." cümlesi kitabın içindeki bir diyalogta tekrar geçiyor; "babasız çocuklar tanrıya sığınırlar, ama o tanrı olmayı seçmiş."
babasız olmak bahtsız olmaktır zaten bakıldığında.
öncelikle olumsuz eleştiriyle başlayacağım; kitapta sosyal mesaj verme çabası bir tık rahatsız edici düzeyde. yani biraz konuya yedirilmeye çalışılmış evet ama bir süre sonra "anladık ya.." düşüncesi uyanıyor insanda. ayrıca Herakles'in hikayesi üzerinde durulsa da bir karaktere oturtulmamış. e biz niye dinledik Herakles'i?
şimdi gelelim olumlu yorumlarıma;
kitabı okurken hiç sıkılmadım. kesinlikle ilgi çekici ve okuyucuyu bağlayan bir kitap. mitolojinin böyle güzel dahil edilmesine bayıldım. Bergama'ya hiç gitmedim ve anlık olarak isteklerimden biri hâline geldi. en kısa sürede gidip antik kenti ziyaret etmek ve okuduğum kitabı iyice özümsemek istiyorum. gittiğimde yanımdaki kişilere kitap sayesinde bildiklerimi anlatıp "buralar hep dutluktu.." misali "eskiden buralar hep Zeus'undu.." minvalinde artistlik de taslayabilirim.
katili tahmin etme konusunda ilk başlarda bocaladım. herkesten şüpheleniyordum ama sonra -zaten bir süre sonra katilin kim olduğunu anlamasanız bile kim olmadığını anlıyorsunuz- bazı ipuçları yakaladım. Yıldız'la birlikte o ipuçlarını takip etmek keyifliydi. en sevdiğim karakter Tobias oldu, olayın çözümlenmesine dahil olmasını çok isterdim. yazar, diğer kitaplarında geçen Başkomiser Nevzat karakterini bu kitaba dahil etmek için Toby'i harcamış diye yorumladım..
Uçuk kaçık bir kitap!
Bir Fransız bir Rus kavga ederlerken bir masal yazmak istemişler bunlar kim mi? Honore de Balzac ve Aleskandr Amfiteatrov bu ikilinin öyküsünü bir araya getiren bu Napolyon Masalları, uçuk ve fantastik unsurları Fransız ve Rusların yorumlarıyla birleştirerek Napolyon Bonapart hakkında mitolojik ve efsanevi (mübalağa) olarak anlatır. Sanki biraz hicivlemiş gibiler. Misal; Haşa ikinci İsa olayı, Tanrının seçtiği adam, Rusların cehennem azabı gibi şekilde Napolyon abimiz ile dalga geçiyorlar. Paris ne yermiş be, hiç gitmedim ama insanı bıktırır bu kadar methiye etmek. Sefiller okuyasım geldi. Bu arada Savaş ve Barış (2 Cilt Takım) okuyan biri gerçekten de Rusların Napolyon’un etkisi altında bir süre çıkamadığını anlar. Ufak tefek ama adam cidden feth etmek niyetinde idi. Bu yüzden bu masallarda öyle mitler şeklinde anlatıyorlar ki. Buna inanacak çok kişi olur.
Merhaba arkadaşlar sizlere güzel bir kitap yorumuyla geldim.
.
.
Daha önce hiç sirklere gittiniz mi?
Ben gitmedim gitmekte istemem.
Neden mi bu kitaptada yazdığı gibi arkasında acı gerçekler yer alıyor.
O hayvanların eziyet çekmesi zorlanmaları herşeye yer vermiş yazarımız.
O gösterişli gösterilerin altında ve arkasında eziyet çeken hayvanlar var.
Çünkü canları acısada o gösteriyi yapmak zorundalar.
Ne acı dimi
Tam bir farkındalık kitabı.
Empati yapmayı öğreten bir kitap.
Ve ayrıca 2025 Don Kişot iyi edebiyat ödülü birincisi çocuk kitabı.