• “Müslümanlar Yahudilerden neden geri kaldı?”

    Dünyada yalnızca 14 milyon Yahudi var, Kuzey ve Güney Amerika’da yedi milyon, Asya’da beş milyon, Avrupa’da iki milyon ve Afrika’da 100,000 kişi.

    Tek bir Yahudiye 100 tane Müslüman düşmektedir. Buna rağmen Yahudiler tüm Müslümanların toplamından yüz kez daha güçlüdürler.

    Nedenini hiç merak ettiniz mi?

    Tüm zamanların en etkin bilim adamı ve Time dergisi tarafından ” Yüzyıl’ın Adamı ” seçilen Albert Einstein bir Yahudiydi. Psikanalizin babası Sigmund Freud bir Yahudiydi. Karl Marx, Paul Samuelson ve Milton Friedman da öyle.

    İşte size ürettikleriyle tüm insanlığa zenginlik katmış olan Yahudilerden bazıları:

    Benjamin Rubin insanlığa aşı iğnesini verdi.
    Jonas Salk ilk çocuk felci aşısını geliştirdi.
    Albert Sabin çocuk felci aşısını daha da geliştirdi.
    Gertrude Elion lösemiye karşı ilacı verdi.
    Baruch Blumberg Hepatit B aşısını geliştirdi.
    Paul Ehrlich frengiye karşı bir tedavi buldu. (cinsel temasla bulaşan bir hastalık).
    Elie Metchnikoff bulaşıcı hastalıklarla ilgili çalışmalarıyla Nobel ödülü kazandı.
    Bernard Katz nöromüsküler iletişim ( kas -sinir sistemi arası iletişim ) alanında Nobel ödülü kazandı.
    Andrew Schally endokrinoloji ( metabolik sistem rahatsızlıkları, diabet, hipertiroid ).
    Aaaron Beck Cognitive Terapi (akli bozuklukları depresyon ve fobi tedavilerinde kullanılan psikoterapi yöntemi) geliştirdi.
    Gregory Pincus ilk doğum kontrol hapını geliştirdi.
    Gerald Wald insan gözü hakkındaki bilgilerimizi geliştirerek Nobel ödülü kazandı.
    Stanley Cohen embriyoloji ( embriyon ve gelişimi çalışmaları ) dalında Nobel aldı.
    Willem Kolff böbrek diyaliz makinesini yarattı.

    Müslümanlar da dahil tüm hastalar Yahudilerin bu buluşlarından yararlanıyor, sağlığına kavuşuyor.

    Peter Schultz optik lif kabloyu, Charles Adler trafik ışıklarını, Benno Strauss pazlanmaz çeliği, Isador Kisse sesli filmleri, Emile Berliner telefon mikrofonunu ve Charles Ginsburg videotape kayıt makinesini, Leo Szilard ilk nükleer zincirleme reaktörünü geliştirdi, Stanley Mezor ilk mikro-işlem çipini icad etti.

    Son 105 yılda 14 milyon Yahudi bilim dalında 100’ün üzerinde Nobel ödülü kazanırken, 1.4 milyar Müslüman yalnızca üç Nobel kazandı. Neden Yahudiler bu kadar güçlü ?

    Yahudi inancına bağlı ünlü yatırımcılar:

    Ralph Lauren ( Polo ), Levi Strauss ( Levi’s Jeans ), Howard Schultz ( Starbuck’s ), Sergei Brin ( Google ), Michael Dell ( Dell Bilgisayar), Larry Ellison (Oracle ), Donna Karan ( DKNY), Irv Robbins ( Baskins & Robbins ) ve Bill Rosenberg ( Dunkin Dougnuts ).

    Yale Üniversitesi’nin Başkanı Richard Levin bir Yahudidir.

    Harrison Ford, George Burns, Tony Curtis, Charles Bronson, Sandra Bullock, Billy Crystal, Woody Allen, Paul Newman, Peter Sellers, Dustin Hoffman, Michael Douglas, Goldie Hawn, Cary Grant, William Shatner, Jerry Lewis ve Peter Falk’ın da Yahudi olduklarını biliyor muydunuz ?

    Yönetmenler ve yapımcılar arasındaki Yahudiler: Steven Spielberg, Mel Brooks, Oliver Stone, Aaaron Spelling (Beverly Hills 90210 ), Neil Simon ( The Odd Couple ), Andrew Vaina ( Rambo 1 /2 / 3 ), Michael Mann (Starzky and Hutch ), Milos Forman ( One Flew Over The Cuckoo’s Nest, Amadeus ), Douglas Fairbanks (TheThief of Baghdat ), Ivan Reitman ( Ghostbusters ),
    Kohen Kardeşler, William Wyler.

    William James Sidis, 250-300 lük I.Q derecesiyle dünyanın gördüğü en parlak insandır. Bilin bakalım hangi dine mensuptur?

    Soru: Neden Yahudiler bu kadar güçlüdür?
    Cevap: Eğitim (Sorgulayıcı, Araştırıcı, Yaratıcı)

    Soru: Neden Müslümanlar bu kadar güçsüzdür?
    Cevap: Yanlış Eğitim veya Sıfır Eğitim (Din Eksenli, Sorgusuz, Araştırmasız, Ezberci)

    Gezegenimizde yaklaşık 1 476 233 470 Müslüman yaşamaktadır. Asya’da 1 milyar, 400 milyon Afrika’da, 44 milyon Avrupa’da, ve 6 milyon Amerika kıtasında.

    Toplam dünya nüfusu içinde her beş kişiden biri müslümandır. Her bir Hindu’ya iki müslüman
    düşmektedir, her bir Budist’e karşılık iki müslüman vardır ve her bir Yahudi’ye karşılık 100 adet Müslüman bulunmaktadır.

    Neden Müslümanların bu kadar kalabalığa rağmen neden güçsüz olduklarını hiç merak ettiniz mi ?

    Nedeni şudur :

    İslam Konferansı Örgütü’nün ( OIC ) 57 üyesi ülkelerin tümünde 500 adet üniversite bulunmaktadır ve üniversite başına üç milyon Müslüman düşmektedir.

    Sadece ABD’de 5758 üniversite vardır.

    2004 yılında Shanghai Jiao Tong Üniversitesi ” Dünya Üniversitelerinin Akademik Değer Listesi” hazırlamış ve ilginçtir ki Müslüman çoğunluğa sahip ülkelerin hiç birinden ilk 500 e giren üniversite yoktur.

    UNDP tarafından toplanan verilere göre Hristiyan dünyasında okuma-yazma bilenlerin oranı neredeyse % 90 ve bunlardan 15 Hristiyan çoğunluğa sahip ülkede okuma-yazma oranı % 100 dür.

    Müslüman dünyasında buna çok zıt bir durum olarak bir ülkenin okuma-yazma oranı oranı yaklaşık % 40 olup, % 100 okur-yazar oranına sahip bir Müslüman ülke yoktur.

    Hristiyan dünyasındaki “okur-yazar” ın % 98 i ilkokulu bitirmişken, Müslüman dünyasında bu oran % 50 dir. Hristiyan dünyadaki okur-yazar ların % 40 ı üniversite mezunudur ve bu oran Müslüman dünyasında % 2 ‘yi geçememektedir.

    Müslüman çoğunluğa sahip ülkelerdeki toplam bilim adamı sayısı 230 olup her bilim adamına düşen Müslüman sayısı 1 milyon kişidir. ABD her 1 milyon Amerikalıya karşılık yaklaşık 4000 bilim adamına, Japonya 5000 bilim adamına sahiptir.

    Tüm Arap dünyasındaki tam zamanlı çalışan araştırmacı sayısı 35 000 kişidir ve her bir milyon Arap nüfusa 50 teknisyen düşmektedir. ( Bu sayı Hristiyan dünyasında bir milyon kişiye 1000 teknisyendir. ) Ek olarak İslam dünyası gayrı safi milli hasılasının yalnızca % 0.2 sini araştırma- geliştirme bütçesi olarak ayırmaktayken Hristiyan dünyası % 5 oranında araştırma-geliştirme fonu ayırmaktadır.

    Sonuç: İslam dünyası bilgi üretebilecek kapasiteden yoksundur.

    1000 kişiye düşen günlük gazete sayısı ve bir milyon kişiye düşen kitap çeşidi bilginin toplum içine yayılıp yayılmadığının iki önemli göstergesidir.

    Pakistan’da 1000 kişiye 23 günlük gazete düşerken bu sayı Singapur’da 360 dır. İngiltere’de her 1000 stand için 2000 çeşit kitap bulunurken, Mısır’da kitap çeşidi 20 dir.

    Sonuç: İslam dünyası bilgi yayılmasını gerçekleştirmekte başarısızdır.

    Bilgi uygulamasının önemli göstergelerinden biri ileri teknoloji ihracatının toplam ihracat içindeki
    oranıdır.

    Pakistan’ın ileri teknoloji ihracatının toplam ihracatın içindeki oran % 1, Suudi Arabistan’ın % 0.3,
    Kuveyt, Fas, ve Cezayir’in aynı şekilde % 0.3 tür. Singapur’da bu oran % 58 ‘dir.

    Sonuç: İslam Dünyası bilgi uygulamasını gerçekleştirememektedir

    Neden Müslümanlar güçsüzdür ?
    Çünkü bilgi üretmiyoruz.

    Neden Müslümanlar güçsüzdür ?
    Çünkü bilgiyi yayamıyoruz.

    Neden Müslümanlar güçsüzdür ?
    Çünkü bilgiyi uygulamıyoruz.

    Ve gelecek bilgi temelli toplumlara aittir.

    İlginçtir, OIC üyesi 57 ülkenin gayrı safi milli hasılalarının toplamı 2 trilyon doların altındadır.

    ABD, tek başına 12 trilyon dolar değerinde mal ve hizmet üretmekte, Çin 8 trilyon dolar, Japonya 3.8 trilyon dolar ve Almanya 2.4 trilyon dolarlık üretim yapmaktadır. ( Satın alma gücü eşitlenerek hesaplama yapılmıştır. )

    Petrol zengini Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Kuveyt ve Katar hep birlikte 500 milyar
    dolarlık mal ve hizmet üretmektedirler ve bunların çoğu petroldür.

    Mal ve hizmet üretimi İspanya’da 1 trilyon doların üzerindedir. Katolik Polonya 489 milyar dolarlık
    mal ve hizmet üretimi gerçekleşmektedir. Budist Tayland 545 trilyon dolar değerinde mal ve hizmet üretimi yapmaktadır.

    İslam Dünyasının gayrı safi milli hasılasının tüm dünya gayrı safi milli hasılası içindeki oranı hızla
    azalmaktadır.

    O halde Müslümanlar neden bu kadar güçsüzdür ?
    Cevap: Eğitim Yoksunluğu

    Tam anlamıyla söylersek kaliteli eğitim yoksunluğu.

    Çok kesin biçimde söylersek akılcı olmayan, din eksenli ve çağdışı eğitim.
  • 144 syf.
    Henrik Ibsen listemde olan bir yazardı. Aslında okumaya niyetlendiğim ilk kitabı 'Yaban Ördeği' olmuştu lakin sanırsam onu bir yerlere not edip sonrasında unutmuşum. Okumaya niyetlendiğim ikinci kitabı ise "Hayaletler"di André Gide bu kitap için "Günlük" kitabında tekrar okuduğu zamanda da çok etkileyici bulduğunu ifade etmişti ve bu dikkatimi çekti kitaba okuyorum ibaresini ekleyince https://1000kitap.com/SiO2 "Nora"yı mutlaka okumalısın diye ekledi ve sonuç biraz dış biraz iç destekle Henrik İbsen'e adım atmış bulunuyorum. Ülkemizde az okunan bir yazar ve ben bugüne kadar okumamış olduğuma pişmanım..

    "Batı tiyatrosu üstünde derin etkiler bırakan ve dram sanatının en büyük ustalarından sayılan Ibsen, kendi konumunu şu sözlerle yansıtır:"Yeni bir evrenin yaratılışına katkısı olanların başında geldiğim söyleniyor. Bense, tam tersine, yaşadığımız çağın birçok nedenden ötürü ancak birtakım yeni şeyler doğurabilecek, sona ermiş bir çağ olarak nitelenebileceğine inanıyorum."
    https://tr.m.wikipedia.org/wiki/Henrik_Ibsen

    Yeni şeyler doğurabilecek çağın "öncelikle İskandinav bölgesi için" tetikleyicilerinden biri olmuştur Ibsen. NORA kitabından önceki yapımlarında da aile hayatının çarpıklığına değinen Ibsen bu nedenle rahatsızlık duyan rahiplerin içinden bir sürü düşman edinmiş. Ona uygulanan bu toplum kökenli düşmanlık kalemini daha fazla sivriltmeye yaramış ve ilerleyen oyunlarında (başta Nora sonra Hortlaklar) sosyal sorunları daha fazla tenkit etmiş ve Kadınların özgürleşme mücadelesinin öncü ismi olarak tarihe adını yazdırmıştır. Ve modern Norveç kadınının ilki Nora olacaktır. Az okunan ve çok sevdiğim eserlere uzun uzun yazıyorum ve bir eser içerikten bağımsız incelenemez o yüzden içerik illa ki olacak bu durumdan hoşlanmayanlara duyurulur.

    Eser 3 perdeden oluşur 144 sayfa ve bu sayfalar final bölümünün yaratacağı devrim için hazırlık aşamasıdır yani kitabı okurken klasik bir kurgu ve diyaloglarla ilerlediğini görüyoruz ama içimde de nasıl bitecek diye de hep bir merak uyanmıştı. Çünkü edindiğim bilgiler ışığında 19.yy dönemi için çarpıcı bir son bekliyordum ve geldi de.

    Independent'in yaptığı bir araştırmaya denk geldim 2019'da kadınlar için en yüksek yaşam kalitesi Norveç'teymiş. Bu bilgi önemli çünkü Henrik Ibsen kadınların bu yaşam konforunu yakalamalarının öncüsüdür. Birazdan bahsedeceğim daha iyi anlaşılacaktır lakin insan "nereden nereye" deyimini de kullanmadan edemiyor. Ah! Nora emeklerin boşa gitmedi zirvedesin şuan.

    NORA kocası için öten bir "küçük kanarya" ya da etrafta dolaşıp kocasını mutlu eden bir "küçük sincap" ya da dişleri çürümesin diye "Makaron" yemesi yasaklanan, kadın bedeninde yaşayan ufak bir bebek olarak çıkıyor karşımıza.

    HELMER: Hadi ama! Benim küçük kanaryam kanatlarını sarkıtmasın böyle. Küçük sincabımın canı mı sıkılmış? (Cüzdanı çıkarır) Nora, bil bakalım elimde ne var?
    NORA: (hızlıca dönerek) Para!

    Bu alıntı henüz ikinci sayfada ve kadın kocasının eline bakan para denildiği vakit tüm üzüntüleri bir kenara bırakan satın alınmış bir obje ve bu satın alınmışlığın bilincinde olmayan bir Nora çıkar karşımıza. Nora'nın bir Norveç kadını olarak görevi "müsriflik" yapmamak ve evin erkeğinin verdiği parayı tüm ihtiyaçlarına göre denk getirtmek. Babasının evinde de kocasının evinde nasıl davranması gerektiğinin eğitimini almış. Toplumsal role bürünmüş, tipik bir "eril düzen kadını" olarak evliliğinin 8 yılını kocasının ondan beklediği kadın olarak geçirmiştir.

    Lakin Nora maceraperest! Kadın aklı ile bir senet karşılığı birinden borç para alacak ve bu parayı da kendi için değil kocasının tedavi için gitmek zorunda olduğu bir İtalya gezisi için harcayacaktır. Yaptığı bu "felaket" fedakarlığı onun oyun içinde olmasını beklediği mucizenin vesilesi olacaktır.

    Bir kadının kocasından habersiz bir erkekten borç alması eşinin onurunu yok eden bir hareket olarak karşımıza çıkıyor kitapta ve Nora'nın borç aldığı kişi de onun "sorumsuzca" yaptığı bu hareketin kendisine nasıl bir koz sağladığını Nora'nın yüzüne vuracaktır. Ve kocasının nüfuzunu kullandırmak için Nora'nın senedi imzalarken yaptığı bir hata üzerinden şantaj yapacaktır.

    KROGSTAD: Bayan Helmer, açıkça görülüyor ki ne suç işlediğiniz konusunda hâlâ en ufak bir fikriniz bile yok. Ama size şunu söyleyeyim benim kusurum da bundan daha büyük ya da küçük değildi ve tüm itibarımı yok etmişti. (İtibarın yok edilişi vurgusu önemli çünkü bir erkek suç işlediği için bu duruma düşerse kadının çok daha beter hale geleceğinin göz dağı veriliyor)

    NORA: Siz mi? Bana bir zamanlar karınızın hayatını kurtarmak için her şeyinizi tehlikeye attığınızı mı söylemeye çalışıyorsunuz?

    KROSGTAD: Yasa önünde nedenlerin önemi yoktur.

    NORA: O zaman bunlar çok kötü yasalar olmalı.

    KROSGTAD: Kötü veya değil, ben bu kağıdı mahkemeye sunarsam bu yasalara göre yargılanacaksınız.

    NORA: Buna inanmıyorum. Ölüm döşeğindeki babasını endişe ve meraktan korumaya çalışan bir kızın, buna hakkı yok mu? Bir kadının kocasının hayatını kurtarmaya hakkı yok mu? Yasalar hakkında çok şey bilmeyebilirim ama bir şeyden eminim: Yasaların bir yerinde bu tür seylerin hoşgörüldüğü yazılı olmalı..."

    Eril tahakküm o seviyede ki bir erkeğin itibarı, hayatı ancak bir erkeğin katkısıyla kurtulabilecektir. Kadın erkeğin itibarını sarsmamak ve kesinlikle düşürmemek için hareket etmeli ve genelde toplumda itibarı düşüren şeyin de toplum gözünde kadınların uyanışının olduğu görülmektedir.

    (Doğruluğu konusunda her ne kadar emin olmasam da okuduğum bir makalede Nora eserinin gerçek hayatta İbsen'in hayatında yer edinen ve benzer bir dramı yaşayan Laura adında bir kadının hikayesinden etkilenmesi üzerine kaleme aldığı yazılmaktaydı. Eğer gerçekse Laura sonrası dönemin eserleri ise olgunluk eserleri olarak göze çarpmaktadır. Laura da yaşadığı maddi manevi sorunlarından kocasının haberi olmadan kurtulmaya çalışır ve sonrasında başaramadığı için ruhsal çöküntülere uğrayan bir sürece adım atar.)

    NORA eserin içeriğinde yaptığı hata sonucu kocasının sözde "itibarını" yok edeceği için düşeceği aciz konumdan kurtulmanın yollarını ararken herkes tarafından uygulanan ve herkes tarafından kolayca tahmin edilen iki yolu düşünür. Lakin borç aldığı adamın, ona şantaj yapıp zor zamanlar yaşatan adamın dahi Nora'nın hamlelerinden haberdar olması Nora'nın içindeki ilk uyanışı tetikleyecektir. 19. Yüzyıl Avrupası ve kadın haklarının henüz söz konusu bile olmadığı seçme seçilme haklarını eserin yazımının üzerinden geçecek olan on yıllar sonra kazanacakları bir İskandinavya... Ve bir kadın toplum gözünde suç işlediğine inandırılırsa kendi itibarını korumak için izleyeceği iki yok vardır. Bu hep böyle gelmiştir. Kim çizmiş bu rolleri? Toplum ve yasalar onlar kim? Onlar bir kadının kocasını veyahut sevdiği başka bir erkeği kurtarmak pahasına olsa da kendi kendine bir işlem yapmasının önünü tıkayan mekanizmadır. NORA sanki kendi kendine icat ettiği bu yolun ona çizilen kader olduğunun farkına varınca aksi yönde bir mucizeye adım atmaya koyulacaktır. Peki nedir bu iki yol? Toplum istedi diye aşağılık konuma itilen bir kadının izleyeceği iki yol: kaçmak ya da intihar etmek. Artık bu iki yol için çok geçtir. Ayak parmaklarının ucundan başlayan uyanış tüm bedenini sarmaya başlamaktadır. Ne kaçmak ne de intihar etmek. Üçüncü yolu seçmek varken neden kolaya kaçsın ki bir kadın artık hem bedenen, hem fikren hem de ruhen var olduğunu kanıtlayacak bir kadın olma yolundadır.


    Kocası KROSGTAD'ın yazdığı ve Nora'nın ondan nasıl borç aldığını anlattığı mektubu son perdede okuyacak ve sekiz yıldır her gün "küçük kanaryam" "küçük sincabım" diye sevdiği çocuklarının anası olup onun her türlü isteğine boyun eğen kadını şöyle aşağılayacaktır.

    HERMER: Bütün mutluluğumu yıktın, geleceğimi mahvettin. Düşünmesi bile korkunç! Şimdi vicdansız bir adamın insafına kaldım!... Bittim ben, ben artık zavallı bir hiçim ve bunun tek suçlusu da kuş beyinli bir kadın!...
    Seninle ben de sanki hiçbir şey olmamış gibi görünmeye devam edeceğiz. Ama çocukları büyütmene izin verilmeyecek, bu konuda sana güvenemem....

    Arada kapı çalar KROSGTAD'ın başka bir mektubu gelir ve pişman olduğunu senedi geri gönderdiğini her şeyi unutmak gerekir gibisinden bir şeyler yazacaktır. Koca kendi onurunu kurtarmış artık Nora'yı eskisi gibi bir nesnesi olarak kalması şartıyla affetmeye hazırdır. NORA üstünü değişir gitmeye hazır bir kıyafet geçirir üzerine.

    Ve artık üçüncü yolu o anlatsın bize yeter kocasının (erkeklerin) konuştuğu..

    NORA: Sekiz yıldır evliyiz. Seninle benim karı koca olarak, ilk defa ciddi bir konuşma yapıyor olmamız sana tuhaf gelmedi mi?
    ....
    Babamın evindeyken o bana her konuda fikirlerini söylerdi, ben de aynı fikirleri benimserdim. Farklı düşünmeye kalktığımda sesimi çıkarmazdım, çünkü bu onun hiç hoşuna gitmezdi. Bana oyuncak bebeğim derdi, tıpkı benim bebeklerimle oynadığım gibi benimle oynardı. Sonra senin evine geldiğimde de...
    Babamın avuçlarından seninkilere düştüm. Sen her şeyi kendi zevkine göre ayarladın, ben de senin zevklerini benimsedim ya da benimsemiş gibi yaptım... Sen ve babam, bana çok büyük haksızlık ettiniz. Bu hayatta hiçbir şey olamadıysam suç sizin....
    Senin oyuncak karın oldum, tıpkı babamın oyuncak kızı olduğum gibi. Çocuklarım da sırası geldiğinde benim oyuncaklarım oldular...
    Kendimi eğitecek adımları atmak zorundayım. Sen bana bu konuda yardım edecek bir adam değilsin. Bunu kendi başıma yapacağım. Onun için de seni terk ediyorum...
    Kendimi ve hayatımı anlayacaksam önce kendi ayaklarımın üstünde durmam gerek. Bu yüzden artık burada seninle kalamam....
    Kutsal bir görevim daha var. Kendime karşı görevim..
    Çoğunluğun söyledikleri ya da kitaplarda yazanlar bana yetmiyor. Her şeyi kendi başıma düşünmem ve anlamam lazım...
    Yasa denilen şeyin, benim sandığımdan Çok daha farklı olduğunu öğrendim ve bu yasanın doğru olduğuna kendimi inandırmam imkansız....
    Seni artık sevmiyorum...
    (kocası: kimse sevdiği uğruna onurunu feda etmez)
    Yüzlerce, binlerce kadın yapıyor bunu.
    İkimiz de tamamen özgür olmalıyız. Al,işte yüzüğün. Benimkini de ver...
    (söyle nasıl birlikte olabiliriz)
    ikimizin de öyle değişmemiz lazım ki... Ah Torvald, artık mucizelere inanmıyorum....

    Elveda....
  • HEM DİRENİYOR, HEM YANIYOR

    Kadıköy direniyor peki ya siz?
    Gülsüm elvan onurumuzdur.
    Berkin elvan taksim gezi direnişi

    son 24 saatte Mamak, Gebze ve Düzce'de
    üç çocuk işçi öldü: İkisi 17, biri 15 yaşında!
    İşçi, işçi sınıfı, proletarya, devrim ve sosyalizm

    çilek, muz, portakal...
    her gün tükettiğimiz lezzetli meyvelerin
    tadının nereden geldiğini hiç merak ettiniz mi?
    bilim, edebiyat, sanat

    Türkiye’de işçilerin yüzde 90’ı sendikasız
    İşçi, işçi sınıfı, proletarya, devrim ve sosyalizm

    taciz şikayetinde bulunan kadınları
    polis darp etti: size bu kılıkla az bile
    insanların hangi kılıkta dolaşacağını
    insanın kendisi belirler
    faşist diktatörlükte bu mümkün değildir

    Selahattin Demirtaş’ın özgürlüğünden
    korkanlar, korkmakta haklılar
    aksi halde pek çok planları bozulur
    basamakları çıkmakta zorlanırlar

    lise, üniversite, kamu personeli vs.
    gibi sınavlarında trilyonlar harcanıyor
    bu sınavları yapmaya gerek yok
    nasıl olsa sonuçları sınavlar belirlemiyor!

    bir yangın sadece tweetle söndürülemez!
    ama denemekte fayda var
    Dersim yanıyor, Dersim

    iktidar hedefi olmayan sol
    hiç bir şeyi nitel olarak değiştiremez
    sadece muhalefet olmayı siyaset yapmak sanan
    bir sol asla iktidar olamaz
    sadece eleştiriden öteye gidemeyen sol
    muhalefette kalmaya mahkumdur

    nuray mert ne kadar haklı olarak eleştiriliyorsa
    ona köşe açan birgün ve cumhuriyet’i de
    eleştirmek sevaptır hacım!

    liberallerin fırıldaklığını, dönekliğini, satılmışlığını
    anlamayan devrimci, demokrat, yurtsever
    kamuoyunun emekleri daha çok boşa gider!

    polis eylemcilerin ağzına gaz sıktı:
    siz de nazi askerleri gibi olacaksınız

    75 yaşında bir Peri direniyor
    Yüksel’de peki ya siz?
    Direnişin Perihan annesi
    Nuriye’nin Perisi 75 yaşında
    276 gündür Yüksel'de
    Her gün Ankara polisinin işkencesine
    sözlü tacizine maruz kalıyor!
    75 yaşında bir Peri direniyor
    Yüksel’de peki ya siz?

    Beyoğlu’nda, Dersim’deki yangın sönmez
    ama yine de deneyelim
    buna da başlangıç deriz!
    Dersim yanıyor…

    Bu 3.erteleme bir ulus emperyalizmden
    izin alarak kendi kaderini tayin ettiğini sanıyorsa
    o ulus köleliği ve teslimiyeti kabul etmiştir
    abd barzani'den bağımsızlık referandumunun
    ertelenmesini istedi
    çakal, piskopat, manyak, dengesiz,
    pislik, mutasyon, zombi, yaratık olan
    ama insan kamuflajı üstüne
    üniforma giyenlerden yardım istemeyin!

    7 Haziran seçimlerinde 6,5milyon oy almış
    hdp Diyarbakır, İstanbul, Van’da kafeslerin içinde
    eylem yapamaz buna baskı zor bahane edilemez!

    Kimse kimseyi kandırmasın,
    Diyarbakır, İstanbul, Van’da
    vicdan ve adalet eylemi yapmak, kabul edilemez
    bu büyük sorundur derhal çözülmelidir!

    Yaşasın Stalin, Stalinizm, Kızılordu, Zafer günü,
    faşizme karşı mücadele, faşizme karşı mücadele cephesi

    tahmini olarak 200 bin üye 3200 ihraç edilmiş üyesi vardı kesk’in
    peki, her cumartesi bu ve bu kadarla mı sonuç alınacak?

    kapitalizm karşı mücadele,
    kapitalizme karşı mücadele cephesi
    rant, faiz, sermaye, sömürü
    kapitalizm karşı mücadele
    kapitalizme karşı mücadele cephesi
    rant, faiz, sermaye, sömürü

    “domuz eti yemek günah” diyenler
    “domuzdan organ nakline de günah” derler değil mi?
    amerikan bilim insanları domuzdan insana organ naklinde
    önemli engellerden birini aşmayı başardı

    İzmir Kiraz'da iş cinayeti Dalgıç pompa kurulumu yaparken
    akıma kapılan Alaşehirli elektrikçi Mehmet can verdi

    Mısır’ın Mahalla kentinde 16 bin tekstil işçisi grevde

    emperyalizme karşı mücadele eden
    Kore halkına selam olsun
    abd'nin işgal tehdidine karşı
    3,5 milyon Koreli orduya gönüllü yazıldı

    Yaşasın Stalin, Stalinizm, Kızılordu,
    büyük sosyalist ekim devrimi 1917-2017,
    Devrim Sosyalizm Komünizm
    Devrimci Sosyalist Komünistler

    HASAN HÜSEYİN BEYDİL
    12.08.2017
  • Kelebeğin çeşidine göre maksimum yaşam süresi 4 günle 10-11 ay arasında değişebilir.
  • B12 vitaminini eksikliğinde yürüme bozukluğu, kronik yorgunluk, depresyon, sindirim bozuklukları, bayılmalar, mide bulantısı, kusma, baş dönmesi, uyku hâli, karaciğer büyümesi, göz bozuklukları, halüsinasyonlar, baş ağrıları, dil enfeksiyonu, huzursuzluk, zor nefes alma, hafıza kaybı, sinirsel bozulmalar, kalp çarpıntısı, kansızlık, kulaklarda çınlama, omurilik yıpranması gibi rahatsızlıklar görülebilir.
  • Dünyanın en sıcak yeri ise Libya'da El-Azi-zia'dır. 1922 yılında gölgede sıcaklık 58 derece olarak ölçülmüştür.
  • Dünyanın en soğuk yeri Antartika'da Vostok'tur. En düşük sıcaklık -89 derecedir.
  • Kitap okumak; ayrıca beyin-göz ilişkisi kurarak daha hızlı algılama olanağı sağlar. Sağ ve sol loba bağlı kasları kuvvetlendirir. Daha hızlı düşünme ve IQ seviyesinin artmasına yardımcı olur.