İnsanın her gece kesintiye uğrayan idrakinin sonraki gün yeniden iade edilerek devam etmesi, bir yandan ölümden sonra dirilişin bir örneğini pratik olarak gösterdiği gibi diğer bir yandan da ruhun sürekliliğini ispat eder. Ölümün küçük kardeşi olan uyku, öldükten sonra yeniden dirilişe kadar geçen sürede insanın nasıl bir âlemde olacağına dair misal vermek için idealdir..
Toprak sahiplerinin çoğu ve köylülerin önemli bir kısmı İslama geçti. 16. yüzyılın ortalarında Bosna nüfusunun yaklaşık %40'ı Müslüman olmuştu.
....
Bogomillik, Bosnalıların Müslümanlığa geçişini kolaylaştıran hususiyetlere sahipti.
...
Bogomillik ,... Teslis ( Baba-Oğlu-Kutsal Ruh üçlemesi) ve İsa'nın ölümden sonra dirildiği inanışını benimsemiyordu. Ruhban sınıfı yoktu.... Haç işaretinin abartılı kutsallaştırılmasını benimsemiyorlardı. Evde, açık havada veya süssüz, sade binalarda günde beş kez ve diz çökerek dua ediyorlardı.... Çocuklarını vaftiz ettirmiyorlardı....
Bazı romanlar oluyor, okurken de bitirdikten sonra da uzun süre etkisinden kurtulamıyorsunuz. Günlük hayatınıza devam ederken aklınıza bir anda o romandan birileri ya da bir sahne gelebiliyor. Bu tür romanlar ya genelde gerçek olaylardan alınmış ya da otobiyografik çizgiler taşıyan şeyler oluyor. İşte o romanlardan birisini yeni bitirdim ben; Hasan İzzettin Dinamo’nun Savaş ve Açlar’ı…
Son zamanlarda konusu Samsun’da geçen romanları okuyordum. Savaş ve Açlar’ı ise birkaç ay öncesine kadar hiç duymamıştım. Bu benim ayıbım olsun çünkü nasıl olmuş da bu yaşıma kadar okumamış hatta duymamışım böyle bir romanı? Üstelik devamı da varmış; Öksüz Musa.
Hasan İzzettin Dinamo, sosyalist kesimde bilinen bir isimmiş. Hayata veda edeli epey olmuş. Trabzonlu bir ailenin çocuğu ve daha bebekken önce İstanbul’a, oradan da 3-4 yaşlarındayken Samsun’a gelmişler. Babası Yemen Çöllerinde yedi yıl harp edip, hayatta kalan nadir askerlerden birisiymiş. Ancak Cihan Harbi başlayınca önce Karadeniz’deki pek çok erkek gibi babasını ardından da 15 yaşındaki ağabeyini cepheye almışlar. Onların gidecekleri yer Sarıkamış Cephesi olmuş. Hasan İzzettin Dinamo, henüz 5-6 yaşlarındayken anası ve kardeşleriyle Samsun’da yokluk ve açlık içinde kalakalmış.
Şimdi ‘Hasan İzzettin’ yerine ‘Musa’ ismini koyun oraya. Çünkü roman ana konusu ve olaylarıyla neredeyse tamamen gerçek. Romanı başarılı kılan ama okuyucuyu çok daha derinden etkileyen şey de tam bu işte; gerçek olması! Hatta maalesef gerçek olması…
Konu ve gidişatla ilgili çok fazla ipucu vermek istemiyorum. Çünkü biliyorum zor ama isterim ki her Samsunlu, her Karadenizli, her Türk vatandaşı bu romanı okusun. Evet, yazarın dünya görüşü, hayata bakışı, inançları ya da inançsızlığı… Bunlara katılıp katılmamak herkesin kendi tercihidir lakin