Ruhun ani yükselişi...
10/10
·632 syf.··
2026 1. kitabı
·
17 günde okudu
·
Okunma: 13 Ocak 2026 00:23
Feci bir şey yazıyorum "dedi İsmail;"adı Delirmeler Sarayı.. öyle müthiş ki anlatmaya korkuyorum, bilinirse çökecek sanki"..Güray süngü de kitabını duyururken "En iyi romanım" demişti o zaman İbrahim'in Kaybettiğini Bulmasıdır dan bile mi daha iyi demiştim ..şimdi size son sayfalara yaklaşırken sesleniyorum(son sayfadan değil,son sayfalara yaklaşmamı yavaşlatsın diye son sayfalara az kala sesleniyorum) 'feci bir şey okuyorum,adı Delirmeler Sarayı.Öyle müthiş ki anlatmaya korkuyorum"..tam olarak anlatamamaktan korkmuyorum,çünkü tam olarak anlatamayacağımı biliyorum o zaman neden yazıyorum,çünkü sekseninci sayfada karar vermiştim,kitaba yapılan bı inceleme vardı seksen küsür sayfaya kadar zorla okuduğunu bı şey anlamadığının serzenişini yazmış bir okur. Mutfakta çay demleyecektim,su kaynayana kadar biraz daha okuyayım diye elime aldığımda (çay demleyene kadar bile elimden bırakamadığımda da diyebiliriz)sekseninci sayfada olduğumu fark ettiğimde karar verdim inceleme yazmaya. Sonra bı gün (hevessiz) uyandım (yine).Masada geceden bıraktığım kitaba baktım "bugün selim İhsan Zahir'e gidecekti,toparlan" dedim.Sonra hafta sonu oldu,dışarı çıkalım dediler,hava soğuk,siz çıkın dedim bu aslında Hakan ve İsmail'in olayını çözmek istiyorum demenin anlaşılır hâliydi.. velhasıl şunu demek istiyorum "Edebiyat,yazmakla değil, görmekle alakalı bir sanattır" yok,bunu Güray abi demişti kitapta.Ben demek istiyorum ki..birini daraltan birini ferahlatabilir,birinin canını sıkan başkasının canına can katabilir,birine tıkanıp kalan başkasına derya olabilir.Kitabı okumaya niyetiniz varsa serin olun.Serin olmak tabirini de sahaftan öğrendim "serin ol" dedi Selime..Ateşin İbrahim'e (a.s) serin ve selamet olması gibi içimizdeki ateşe.. etrafımızdaki yangınlara serin olmak... İbrahim demişken başka bir okuma kaydında öyle
Satırdan sadıra
Delirmeler SarayıGüray Süngü · Ketebe Yayınevi · 202588 okunma
Kayıp Zamanın İzinde
Puan vermedi·3148 syf.·
2025 230. kitabı
“Kayıp Zamanın İzinde, edebiyatın piramitlerinden biridir.” 1913–1927 yılları arasında yayımlanan Marcel Proust ’un (1871–1922) Kayıp Zamanın İzinde’si, on dört yıla yayılan basım süreci ve yaklaşık 1.2 milyon kelimelik edebi mimarisiyle, edebiyat tarihinde inşa edilmiş bir anıt olarak duruyor. Tıpkı bir edebi piramit gibi, zamanın izinden giderken aynı anda zamana karşı meydan okuyor. Yapıta dışarıdan bakıldığında yekpare, ağır ve mesafeli görünüyor, sayfa sayısının yarattığı bu heybet, okumaya niyetlenince yaklaşmayı sürekli erteleme duygusu uyandırıyor. Oysa bu mesafe aşıldığında, Proust’un edebiyatta zamanı adeta taşa çeviren bir anlatı mimarisi kurduğunu gösteriyor. Proust’un metninde ilk cümleler ilk intibası taşın soğuk yüzeyi gibi, sayfalar ilerledikçe zamanın, belleğin ve bilincin koridorlarında birlikte dolaşmaya başlatıyor. Kurduğu bu yapıyla tek bir anın değil, yıllar boyunca biriken duyguların, gecikmiş fark edişlerin ve tekrar tekrar hatırlanan ayrıntıların emeğiyle yükseliyor. Edebi piramidindeki her taş, bir hatıraya, her galeri, bir iç dönüşe karşılık geliyor. Piramit nasıl zamana karşı yüzyıllardır meydan okuyorsa, Kayıp Zamanın İzinde de geçiciliğe karşı yazılmış bir anıt eser. Zamanın izinde anlattığı hayat itibariyle yaşandığı haliyle değil, hatırlandığı biçimiyle kalıcılığını koruyor. Okuruna bu anıtın içinde ilerletirken yalnızca romandaki anlatıcının geçmişini değil kendi belleğinin gömülü odalarını da sık sık yoklatıyor. Proust eserinde okunup bitirilen bir metinden çok, her dönüşte yeniden keşfedilen bir zaman izinde yapısıyla hatıralarıyla birlikte uzun cümleleriyle baş döndürüyor. Roman anlatıcının 19. yüzyıl sonu ile 20. yüzyıl başı Fransasında, duyularla tetiklenen hatıraların aracı olmasıyla çocukluktan yetişkinliğe uzanan aile ve sosyal
Düşünce
Kayıp Zamanın İzindeMarcel Proust · Yapı Kredi Yayınları · 2024747 okunma
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Puan vermedi·360 syf.··
2025 67. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 01 Kasım 2025 23:46
Okurken zevk alıp, okuduklarınızdan iğrendiğiniz,yüzünüze tokat gibi çarpan kitaplar vardır, bir yanınız bırakmak isterken diğer yanınız ısrarla sayfaları çevirir, işte öyle bir kitap Az . Hakan Günday’dan okuduğum ikinci muhteşem eser. İlk olarak Kinyas ve Kayra ‘yı okuyarak tanışmıştım kendisiyle. Kalemine hayran kalmamak elde değildi. Az… İki farklı karakter Derdâ ve Derda… İki farklı yaşam ve aynı çarpıklıklar… Sonunda ise iki karakterin yollarının kesişmesi… Kitapta çocuk evliliği, inancın istismar edilişi, cinsel istismar, tarikatlar, şiddet, eğitimsizlik gibi pek çok konu yazarın sert kalemi ile gözler önüne seriliyor. Din, Allah kelimelerini ağzından düşürmeyen kişilerin,grupların din adı altında yaptıkları iğrençlikleri midem bulanarak okudum. Eserin dili ise gayet akıcı ve sürükleyici. Eserde en çok hoşuma giden kısımlardan birisi de tabiki Oğuz Atay ‘dan bahsedilen kısımdı.Karakter aracılığıyla Oğuz Atay anılırken aslında Tutunamayanlar’daki o yalnızlık, anlaşılmaya çalışma, anlaşılamama ve tutunamama hissi yine bizlere eşlik ediyor. Atay’ın kalemi her ne kadar bizlere sert, iğrenç, rahatsız edici gelse de aslında rahatsız olduğumuz konu anlatılanların bu dünyada var olması. Yazar bunlara bir ışık tutarak gözler önüne seriyor sadece. Bana göre yeraltı edebiyatı denilince akla gelecek muhteşem eserler içerisinde yerini alan bu sarsıcı eseri sinirleriniz ve psikolojiniz sağlam iken okuyun ama kesinlikle birgün okuyun… Nereden bilebilirdi insanoğlu? Varlığının sonuçlarını. Hepsinin de yanıtı aynıydı: Hiçbir yerden... Belki de bu sayede hayat devam ediyordu. Kimse, neye neden olduğunu önceden bilemediği
AzHakan Günday · Doğan Kitap · 201926,9bin okunma
Sitedeki en güzel, en kapsamlı Atsız incelemesi.
Puan vermedi·367 syf.·
2025 722. kitabı
Merhabalardan bir demet. =) Hoş geldiniz, çok bulacaksınız. Çayı kahveyi hazır edin, inceleme uzun, Atsız'ı tanıyacağız. Hayatını kısaca anlatan yazının içine bölümler ekledim, idealleri, görüşleriyle birlikte kişi olarak nasıl birisiydi ona da tanıklık edeceğiz. Keyifli okumalar. =) 1922'de Askeri Tibbiye'ye girme hakkını kazanmıştır. Y. Hacaloğlu'ndan öğrendiğimize göre; 1921-1925 yıllarında haftalık bir mecmua ve bazı günlük gazetelerde "H. Nihål" ve "Askeri Tıbbiye öğrencisi H. Nihal" imzalarıyla yazılar yazan Atsız Bey'in, 1917'de İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin maddi desteğiyle çıkarılmaya başlanan, Malta'ya sürülene dek Ziya Gökalp'ın idare ettiği Yeni Mecmua'nın, Falih Rıfkı yönetiminde neşredilen sayılarından Kasım 1923 tarihlisinde, "Suallerimiz ve Cevaplar" sayfasında Hüseyin Nihål imzasıyla bir mektubu çıkmıştır. Üç sene Askerî Tıbbiye'de okuyan Atsız, millet kavgaları yüzünden ve Mesud Süreyya adlı Arap asıllı bir mülazımın gereksiz yere istediği bir selamı vermediği için 4 Mart 1925'te mektepten çıkarılmıştır. Askeri Tıbbiye'den çıkarıldıktan sonra, Kabataş Lisesi'nde birkaç ay muallim muavinliği yapan Atsız, daha sonra Denizyolları'nın bir vapurunda kâtip muavini olarak çalışmış, İstanbul - Mersin arasında birkaç seferde bulunmuştur. 1926'da Yüksek Muallim Mektebi'ne ve Dârülfünûn'un Edebiyat Şubesi'ne kaydolur lakin Darülfünun'daki görevine son verilir. Peki neden? Bu olay basında yer almaz ancak Atsız'ın, görevine son veren Ali Muzaffer Beyle Tokatlıyan'da karşılaşması ve tokatlayışı basında yer alır. Hatta bir gazete Atsız ile görüşür. Atsız'ın olayla ilgili gazeteye verdiği beyanattan bir alıntı: Muzaffer Beyin bana selâm vermesi çok ağrıma gitti. Benimle alay ediyor sandım. Selâmını almadım. Selâmını almayınca bana: - Selâmımı niçin
Millî Mecmûa - Sayı 1 (Ocak-Şubat 2018)Millî Mecmûa · Ötüken Neşriyat · 201869 okunma
"Beni zincirle boğmaya kalkışmıştı."
Puan vermedi·256 syf.·
2025 701. kitabı
Merhabalardan bir demet. =) Uzun zaman oldu ordan burdan bir şeyler "çalıp" inceleme yazmayalı. =) Neyse bu konuya yorumlarda değiniriz. Hoş geldiniz. =) Öncelikle Küçük İskender neden Küçük? Küçük diye isim mi olur! 1964'te İstanbul'da doğan bir değişik şairimizin mahlası şurdan geliyor: "Şiirlerinde büyük harf kullanmadığı için “küçük” lakabı almıştır." Tam adı: Derman İskender Soyadı: Över O kadar çok konu var ki burdan Everest'e merdiven olur. Azına değinelim. Başlıyor başlıyor! Kitap deneme tarzında yazılardan oluşuyor. Farklı konulardaki fikirlerini, anılarını, eleştirilerini, gözlemlerini barındırıyor. Cümleleri bir bir okurken özellikle şunu farkettim, sanki şiir yazar gibi yazmış yazıları. Şu cümleyi ya da kelimeyi çıkarsa olurmuş diyeceğim herhangi bir yer yoktu. Dolu doluydu. "Eee yani?" der gibi bakmayın gözlerime, koca koca yazarların boş denemelerini okudu bu gözler. Küçük İskender'i bilmeden küçümsemişim de diyebiliriz. Neyse uzun etmeyelim, diğer paragrafa geçelim. Hep ilgi odağımda olmuştur edebi anılar. Spoi ve Gilleri çat kapı misafir olacak, ona göre çayı kahveyi hazır edin. =) Başlıkları veriyorum, gerisi, sayfaları gözleriniz öper. =) Neden tıpı bıraktı? Kim tarafından, neden zincirle boğarak öldürülmeye çalışıldı? Can Yücel ile Küfür Mesaisi Fazıl Hüsnü Dağlarca'nın Kadıköy Saltanatı, hırçınlığı, kendisine atışması -bulaşması daha doğru olur-. Oğuz Atay'ın ilk eşinden olan kızıyla ve Özdemir Asaf'ın oğluyla olan tanışıklığı... Gözlerim Sığmıyor Yüzüme kitabının isminin hikâyesi... Twitter'dan hesap açıp nasıl bir tweet attı? Minimal ütopyası neydi? Hangi yazar arkadaşı çocuk yaşta hırsız olup sokaklarda yaşadı? Aşık Veysel hakkında hiç duymadığımız garip bir anı. Hangi şair yanına çağırdığında, acaba içki almamı ister mi diye
Her Şey Ayrı YazılırKüçük İskender · Can Yayınları · 2016605 okunma
Türk Entelijansiyası’nın Dokunulmaz Putu
5/10
·724 syf.··
2023 34. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 18 Temmuz 2023 00:00
Oğuz Atay’ın Tutunamayanlar’ı, Türk edebiyatının “dokunulmaz” eserlerinden biri olarak anılır. Öyle ki, kitabı beğenmediğini söylemek, bazı çevrelerde edebiyat günahı işlemekle eşdeğer. Ama dürüst olalım, bu roman, gerçekten herkesin yere göğe sığdıramayacağı kadar mı iyi, yoksa biz mi birbirimizi “beğenmek zorundayız” baskısıyla kandırıyoruz? Askerde okuduğum ve beni en çok yoran kitaplardan biridir. Okuması çok zor bir kitaptı. Özümseyenleri geçtim, bitirebilenin kalçasından öpüleceği kitaptır. Kesinlikle herkesin sevebileceği bir kitap değil. Okurla resmen bilek güreşine giriyor. “Beni bitirebilen zaten elit kulübe girmiştir” diye gizli bir mesajı var sanki. İlk sayfalarda “hadi bakalım” diyorsun, 100. sayfada “ben neye bulaştım” diye sorguluyorsun, 300’den sonra ise Stockholm sendromu başlıyor: Hem bırakmak istiyorsun hem de “buraya kadar geldim, bari bitsin” diyorsun. Oğuz Atay belli ki “kolay anlaşılmak” gibi bir derdi olmayan bir yazar. Kitap, sayfalarca süren iç monologları, bitmek bilmeyen göndermeleri ve “anlamayan okumasın” tavrıyla, okurla değil kendi zekâsıyla flört ediyor. Evet, bazı cümleler gerçekten edebi açıdan çok iyi. Ama bu, 60 sayfa boyunca noktalama işareti kullanmamak gibi “okurla inatlaşma” hareketlerini affettiriyor mu? Bence hayır. Bir sayfada başladığı konuyu, diğer sayfada başka bir evrene ışınlıyor. İç monologlar, göndermeler, varoluş felsefesi, kimin düşündüğü belli olmayan paragraflar… Hepsi üst üste yığılmış. Okur olarak nefes almak için araya su molası koyasın geliyor. Bir noktadan sonra, “Bu bölüm gerçekten hikâyeye hizmet ediyor mu, yoksa yazar kendi kelime oyunlarına mı kapılmış?” diye sormadan edemiyorsun. Ve şu “kitabı beğenenler = tutunanlar / beğenmeyenler = tutunamayanlar” muhabbeti yok mu… Tam bir edebiyatçı ego şenliği.
Edebiyat
TutunamayanlarOğuz Atay · İletişim Yayınları · 202475,1bin okunma