• TANIMIYORUZ HİND'İ

    "... Bâbür biziz, Ekber biziz, Dârâ Şükûh biz. Batı bizden öğrenmiş Hind masallarını. Hümâyunnâme, Avrupa'nın bütün dillerine çevrilmiş; ama biz tanımamışız Hind'i. Kelile ve Dimne'nin, Heft Peyker'in, Tûtinâme'nin vatanını tanımamışız. ... Neden tanımıyoruz? : Osmanlı, tefekkürde monogramdı. Kur'an yetiyordu ona. Îmānın yalçın duvarları arasında dünyadan habersiz yaşadı. Cenk meydanlarında gördü küffârı ve küçümsedi. Firenk akılsızdı, Yahudi inatçı, Mecûsî uğursuz... Mecûsî ve bütün 'kitapsız' kavimler. Uzak ve putperest Hind'e ihtiyacı yoktu Osmanlı'nın. İran emrindeydi: Sâdî'nin, Hâfız'ın, Sâib'in İran'ı.
    Sonra Tanzimat... Batı'ya doğru aralanan pencereler. Firengistanda yalnız 'beldeler', yalnız 'kâşâneler' gören Osmanlı şâiri. Yeni bir aşk, yeni bir sarhoşluk. Ve Doğu'yu toptan inkâr eden bir küçüklük kompleksi. Ve büsbütün uzaklaşan Hind..."
    [Cemil Meriç, "Hind Edebiyatı", Dönem Yayınları, 1964, s.7-8]
    Not: Kitap, "Bir Dünyanın Eşiğinde" adıyla piyasada var.
  • Şuraya varıyoruz: 'Hoşça bak zatına zübde-i alemsin sen' dizesi, felsefeyi parçalı olmayan, tamamlanmış bir bütünsellik, bir sistem olarak sunan verili, kon­vansiyonel projenin, felsefe projesinin dışında kalıyorsa, bu, o dizenin bir felsefi argüman olmadığı anlamına gelmez.

    Buna rağmen Hilmi Ziya Ülken hocamız, Felsefe yapma edimini, bu projenin içinden okuduğu için, bu ve buna benzer dizelerin Felsefe değil, 'hikemiyat' sayılması gerektiği konusunda uyarıyor bizi.

    Do­layısıyla Ülken Hoca'yı izlersek, 'Hoşça bak zatına', 'hakimane edebiyatın veya edebi hikmetin' felsefeyle karıştırılmaması gerektiğini gösteren örneklerden biri gibi durur. Ülken açıklıyor; -şöyle: "Eski Hind hikemiyyatından mülhem olup, Beydeba'ya nisbet edilen Kelile ve Dimne ve bundan esinlenerek Binbir Gece Masalları veya Humayunname, Arapların Makaamat-ı Harirî'si, Şeyh Sadi'nin Gülistan ve Bostan'ı, Lafontaine'nin hikaye ve masalları, hatta Ebu'I-Ala'nın Lü­zumiyyatı, Mevlana'nın Mesnevi'si, Aşık Paşa'nın Garibname'si, Dante'nin İlahi Komedya'sı, Milton'ın Kaybolmuş Cennet'i, Geethe'nin Faustu vs. de felsefe de­ ğildir. Çünkü bunlar, Ülken Hoca'ya göre 'felsefe eserlerinin ruhu olan sistemlilik, açıklık; bilgi, varlık ve değerlere ait bütün halinde bir açıklama olma vasfı'ndan yoksundurlar.
    Şeyh Galip
    Sayfa 60 - Hilmi Yavuz
  • 431 syf.
    ·7 günde·8/10
    "Tanımıyoruz Hint'i. O ülkeye en büyük hükümdarını armağan eden Türk, Hint'i tanımıyor. El Birûni'ye rağmen tanımıyoruz Hint'i. Tanımıyoruz Hint'i. Tasavvufun ana kaynağı olan Hint'i tanımıyoruz. Tanımıyoruz Hint'i. Kanuni devrinde yazılan ve Osmanlıca'dan Avrupa dillerine en fazla çevirilen Hümayunnâme'ye rağmen tanımıyoruz. Binbir Gece'ye, Binbir Gün'e, Tutinâme'ye, Ramayana'ya, Kelile ve Dimne'ye rağmen tanımıyoruz."

    (Jurnal 1, s.147-148).

    Hint Edebiyatına ömrünü vakfeden Cemil Meriç, fazlasıyla zengin yeni bir dünyayla tanıştırıyor bizi. Okuyucu kitabı okumaya başladığı esnada gerçekten de fazlasıyla derin ve farklı bir dünyanın eşiğinden içeri adım atmakta olduğunu fark ediyor. Eser genel olarak iki kitabı kapsıyor. Ilk kitapta Hint dünyasına ait pek çok düşüncenin Hellenizm'e maledildiğinden fakat bu düşüncelerin aslında Hint'e ait olduğundan bahsediyor yazar. Hint dünyasına duyulan hayranlığın pek çok devirde devam ettiğini fakat Roma İmparatorluğu'nun yıkılışının ardından bu hayranlığın arka plânda kaldığını görüyoruz satırlarda. Hint düşüncesinin Batı tarafından kimi zaman anlaşılıp kimi zaman anlaşılmadığını, anlaşıldığı dönemlerde de sırf Batı'nın çıkarına hizmet etsin diye anlaşıldığını gözler önüne sermiş yazar.

    Ardından Hint dünyasına karşı duyulan hayranlığın pek çok Avrupalıyı bizzat o topraklara ziyarete yönlendirdiğini öğreniyoruz. Bu ziyaretler pek çok unsurun keşfine ve bir o kadar da eserin yazılmasına sebebiyet vermiş. Bunların yanı sıra ülkeyi menfi amaçlarla ziyaret eden ve sömürge haline getiren İngiltere çıkıyor karşımıza. Yazar Hindistan'ın özünün kaybettirilmeye çalışıldığına dair çarpıcı bir örnek sunuyor okuyucuya. Her ne kadar uygulamaya geçilememiş dahi olsa Tac Mahal'in yıktırılıp, mermerlerinin açık arttırmayla satılmasının düşünüldüğünü ifade ediyor.

    İlk kitapta üzerinde durulan bir başka konu ise Almanya'nın Hint dünyasına olan düşkünlüğü ve bunun sebepleri. Hegel, Marx, Schopenhauer gibi isimlerin Hint'e dair verdikleri eserler de bu durumu kanıtlar niteliktedir. Hatta Rusya'da Hint'e duyulan hayranlığı ifade eden ilginç bir anektod çıkıyor karşımıza. Genç Gandi'nin Tolstoy'a yazdığı mektubu "şakirdiniz" diyerek bitirmesi daha önce karşılaşmadığım bir bilgiydi.

    İkinci kitaba geldiğimizde ise Doğu dünyası olarak Hint dünyasını yeterince tanımadığımızdan yakınıyor Cemil Meriç, karşımızda El Biruni gibi bir rehber varken hâlâ bu dünyayı tanımayışımızdan. Bu düşüncesini şu sözlerle dile getiriyor;

    "Ülkeler de kitaplara benzer. Onlarda aradığımızı buluruz. Abdülhak Hamit Bombay'a giderken en çok hindistan cevizi ağaçlarını merak ediyordu, Şair Azam'ın mektuplarında Hint şiirinden, Hint düşüncesinden tek pırıltı yok. Aydınlarımızın tecessüsü hiçbir zaman Himalaya zirvelerine yükselemedi. Rıza Tevfik'in tasavvuf bilgisi İran sınırlarını aşmaz. Süleyman Nazif'e göre, bir miskinler tekkesidir Hint."

    Ilerleyen sayfalarda ise Hint Edebiyatı'nı yansıtan kutsal kitaplar, destanlar, şiirler, tiyatro eserleri, hikâyeler, masallar ve romanlar hakkında doyurucu bilgilere ve örneklere rastlıyoruz. Hint şiirinin bir güzelliģi değil, bütün güzelliği seven bir kültür olduğunu ögrenirken, diğer yandan hikâye konusunda Batıya kıyasla hikâyenin vermek istediği mesajın ön plânda tutulduğunu görüyoruz. Ayrıca Hint Edebiyatı'nda roman konusunda çok az örnek olduğu da yazarın okuyucuya verdiği bilgilerden biri.

    İkinci kitabın ikinci bölümünde ise Hint dünyasına ait Yeni Hint Dilleri Edebiyatı ve Dravit Edebiyatı'na dair açıklamalara rastlıyoruz. Üçüncü bölümde de gerek Vedalardan, Upanişadlardan ve daha pek çok Hint eserlerinden kısımlara yer verilmiş. Kitabın sonunda ise Hint dünyasının kısa ve kronolojik bir tarihi, 2 harita ve kitabın içerisinde yer alan yabancı kavramlara dair bir sözlük yer alıyor.

    Eser Hint dünyasını her yönüyle tanımak isteyenler için biçilmiş bir kaftan. Her ne kadar eserin içerisinde fazlaca yer alan eser ve şahıs isimleri zihin karışıklığına sebep olsa da bilgi edinmek açısından doyurucu. Kitabın hoşuma gitmeyen yönü kısımların dağınık olarak ele alınmış olmasıydı. Zira bazı kısımlar daha önde olması gerekirken alakası olmayan bölümler altında yer alıyor. Bu durum da okuyucunun konudan kopmasına sebep oluyor. Yeni bir kültürün unsurları keşfe çıkıldığı için yabancı kavramlar ve öğretiler çok fazla. Kitabın sonunda yer alan sözlük bu açıdan faydalı bir ek olmuş. Dikkatimi çeken yönlerden biri ise Hint'e dair verilen bütün bilgilerde Avrupalı kaynaklara atıf yapılmış olması.

    Görüyoruz ki Cemil Meriç'in 48 yılını verdiği bu eser aslında Batı'ya karşı Hint dünyasının bünyesinde barındırdığı saklı güzellikleri ortaya çıkarma çabasının bir ürünü. Fazlasıyla zengin unsurlara sahip bu kültürü tanımak isteyenlerin hazmederek okuyabileceği kaliteli bir eser.