• %55 (480/888)
    ·Puan vermedi
    Uzun zamandır inceleme yazmamış olmanın acemiliğini çekiyorum şu an. Yazım, anlatım, ifade zorluğu ya da yanlışlığı yaparsam affola :)

    Öncelikle aslında Mesnevî incelemesi yazmayı düşünmüyordum ama en azından esere ya da düşünce tarzına bakış açımı ufak da olsa ifade etme ve farklı bir bakışla belki de biraz eleştirel yaklaşma ihtiyacı hissettim. Ve özellikle belirtmem gerekir ki bu incelemede kişilere ya da fikirlere karşı saygısızlık içeren herhangi bir itham amacım değildir! Çünkü Anadolu'yu geçtim dünyaya mal olmuş kişi ya da fikirlerin sağladığı kült, değişmez, sarsılmaz ve belki biraz da körü körüne olacak ama sevgi mevcudiyetini gözardı etmem uygun düşmez.

    Beni bilenler Konyalı olduğumu da bilir. Mesnevi okumuş olmam geç kalınmış bir eylem gibi görünebilir aslında fakat ilgimin olmadığı daha doğrusu dinime dair olan esas kitabımı anlayıp uygulamak ihtiyacı dışında "göya" bu amaçla yazılan kitaplara karşı sempatimin olmamasından kaynaklı bir durumdu bu. Şayet şu an okumuş olmam da olaya çok farklı bir yaklaşım sergileyen bir blog yazısından etkilenmiş olmam. Tabi ki öncesinde 1k'da görmüş olduğum bir iletide, Mevlana'yla ilgili verilen bir bilgi hakkında hiçbir fikrimin olmayışı da etkili oldu desek yeridir.

    Dileyen okuyabilir diye linki de şuracığa bırakıyorum, ifadeler belki çok ağır ithamlar içerdiği için sonuna kadar okumak istemeyebilirsiniz ama ciddi bağlantılı bir araştırma dizisi olmuş "bence!":

    1. http://michaelsikkofield.blogspot.com/...ardan-tek-dunya.html

    2. http://michaelsikkofield.blogspot.com/...ek-dunya_11.html?m=1

    Öncelikle kitap incelemesi adı altında belirtmek isterim ki aslında her zaman için aklıma takılan ve çok da bir anlam yükleyemediğim, İslâm dini çatısı altında kollara ayrılan mezhep, fikir ya da ilim -adına ne denirse- işte onlara dair bende bulunan mesafenin başında geliyor tasavvuf. Belki de o yüzden Mevlana hakkında merak ve bilgi sahibi değilim ya da yaşadığım şehrin simgesi olmasına rağmen içimde bir sempati oluşamıyor.

    Tevafuk blog yazısından sonra elime aldığım Cemil Meriç 'in Işık Doğudan Gelir kitabı bana tasavvufun doğuşu hakkında detaylı bilgileri açıkça sundu. Velhasıl alıntılarla durumu izah edebilirim umarım:

    1. #57218233
    2. #57218273
    3. #57218864
    4. #57220248
    5. #57220355
    6. #57221575
    7. #57221679
    8. #57222400 !!!
    9. #57223308 !!!
    10. #57226032
    11. #57226140
    12. #57228300
    13. #57285884
    14. #57283164
    15. #57282377
    16. #57281565
    17. #57235407

    Ve daha nicesi...
    İşte bugün evrensel olarak dünyanın her yerinde bilinen, saygı duyulan, ilgi gösterilen bir yaklaşım olan tasavvufun gördüğü bu saygı kadar İslâm saygı görmemiştir! Çok ilginç değil mi? Şimdi kim diyebilir ki İslâm'ı ortadan kaldırmayı heves edinen bu dünyanın, evrensel sevgi! yayıcı tasavvufa olan bu ilgisi masumdur diye? Çünkü temelde İslâm zaten başlı başına bir sevgi merkezidir ve İslâm dinini Allah bize gönderdiğinde yanında mezhepler, tasavvuf ya da fikirlerle göndermemiştir. Kendi bütünlüğü içinde ne bozulmuş ne de insanlar tarafından tahrip edilmiştir. Buda demek oluyor ki İslâm dışında alternatiflere gerek yoktur, tek yapmamız gereken İslâm'ı, Kur-an'ı Kerim'i doğru anlamak ve yaşamak olmalıdır "fikrimce".

    1. #57286661
    2. #57277808


    Tasavvufa dair bu yazılar da ilginizi çekebilir. Umarım vakit ayırıp okuyabilirsiniz. Doğru bildiğimiz yanlışlarla yaşadığımız şu dünyada biraz olsun düşünmeye, sorgulamaya ve biraz da eleştirmeye ihtiyacımız var çünkü.

    1. http://kalemder.org.tr/...-verdigi-zararlar-i/

    2. http://kalemder.org.tr/...verdigi-zararlar-ii/

    Girişi tasavvufla yaptığımıza göre şimdi de Mesnevi konusuna değinebiliriz. Bize genelde içinde fabl örnekleri bulunan ve Kur-an ayetleri, hadislerle hikayelere temel oluşturulan bir eser olarak bilgisi verilen bu kitap, giriş kısmından itibaren aslında ne amaçla yazıldığını ortaya koyuyor.

    https://i.hizliresim.com/NLMGlO.jpg

    Velhasıl içinde de sıkça karşınıza çıkacak olan konular ruh, nefis, kadın, oğlancılık, şeyh ve evliyaların insan olma vasfından ziyade daha üst bir konumda bulunması ve bunlara dair hikayeler yer alıyor. Buna dair bir kaç görseli de şuraya bırakıyorum:


    https://i.hizliresim.com/AOBG1v.jpg
    https://i.hizliresim.com/VQ4BDv.jpg
    https://i.hizliresim.com/qA7yvZ.jpg
    https://i.hizliresim.com/GZLGmb.jpg
    https://i.hizliresim.com/Z5GnX3.jpg
    https://i.hizliresim.com/GZLGZb.jpg
    https://i.hizliresim.com/Z5Gn53.jpg
    https://i.hizliresim.com/00OrrL.jpg
    https://i.hizliresim.com/p5r22n.jpg
    https://i.hizliresim.com/Rgd8vR.jpg
    https://i.hizliresim.com/lQn5Qr.jpg
    https://i.hizliresim.com/yGBAYj.jpg
    https://i.hizliresim.com/LvBgBz.jpg
    https://i.hizliresim.com/AO971B.jpg
    https://i.hizliresim.com/7BlgZr.jpg
    https://i.hizliresim.com/lQMj6k.jpg
    https://i.hizliresim.com/VQkaJr.jpg
    https://i.hizliresim.com/Z58dGZ.jpg

    Ha tabiki tamamı bunlardan oluşmuyor. İçinde öğüt veren, ders çıkartılması gereken, kibre dair, dürüstlüğe dair ya da insanlara karşı saygıya dair, edebe dair bir çok hikaye yer alıyor. Ahlâk kurallarının hayatımızdaki önemine özellikle değinerek, insanların bencillik, kibir ve diğer kötü edinimlerden uğradığı zararları güzel ifade ediyor. Ama öyle gözlerinizi kocaman yapacak, sizi hayretler içinde bırakıp "vay be ne hikaye ama" dedirtecek türden şeyler değil. Sevdiğim ve "amin" dediğim çok güzel dualar da mevcut. Bunlardan bahsetmemek esere haksızlık olurdu.

    Bir de Mevlana'nın ajan olma konusu var ki sormayın gitsin. Ben bunca yalan yanlış inanışların bize temiz bir şey! gibi servis edilmesinden sonra, yapılan bu iddialara da karşı duracak değilim. Niyetine dair kesin bir yargıda bulunmak adaletsizlik olur fakat o baskınlar döneminde uzlaşmacı bir tavır takınması hem toplum içindeki fıtratına uygunluk gösteriyor hem de döneme dair araştırma yapanları bu konuda ortak kanıya ulaştırıyor. Konu hakkında yeterli bilgiye sahip değilim o yüzden yargıda bulunmak bana düşmez fakat buna dair kaynakları okuduktan sonra yeniden gündeme getiririm. İlgilenenler için yazılan bir kaç yazıyı da şuracığa bırakıyorum:

    http://m.radikal.com.tr/...ildiklerimiz-1166260

    http://www.haber7.com/...gollarin-ajani-miydi

    Çok fazla alıntı ve linklerle dolu bir yazı oldu ama fikirlerimi destekler nitelikte olan bu paylaşımları yapmazsam olmazdı. Kitap incelemesinden ziyade var olan bir fikrin eleştirisi gibi olsa da, kitabın fikirden doğduğunu düşünürsek aslında konunun temeline inmiş olduk. Tasavvuf, sufilik, sema, risaleler, mesnevi, ruh, nefis, aşk! birbirinden ayrı düşünülemeyecek şekilde bir bütün oluşturmuş. Ama var olan tek gerçek İslâm dini kendince tamam olan bir dindir, Kur-an'ı Kerim hiçbir şekilde değiştirilmemiş olan kitabıdır ve Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v.) bu dinin bizlere ileticisi olarak gönderilen peygamberidir. Bunlar dışında hiçbir şeye ihtiyacımız da yoktur. Yeter ki biz sadece ona yönelelim. Doğru şekilde öğrenip, anlayıp, hayatımıza uygulayalım. Bu süreç benim için yeni başlangıçlar yapmama da vesile olur umarım. Dil eğitime bu zamana kadar çok önem vermesem de Arapça öğrenip en azından okuduğumu anlama kabiliyeti kazanmak, ölmeden önce yapılacaklar listemde ilk sırayı aldı. Bu sayede Kitabımı kendilerince anlatmaya çalışan başka "aracılara" ihtiyaç duymadan!, sadece onu okuyarak anlamayı ve hayatıma uygulamayı gönülden diliyorum.

    Ben yine Mevlana'dan kitap okurum. Benim huyumdur bir insanı sevsem de sevmesem de, fikrini savunsam da savunmasam da okurum. En azından kendimce yorum yapabileceğim bir donanıma sahip olmayı isterim.

    Umarım yanlış ifadelerde bulunmamışımdır ve umarım sıkılmadan sonuna kadar okumuşsunuzdur :) Yapı olarak biz sevdiğimiz değerlere toz kondurmayız ve eleştirelim derken de yerin dibine sokarız. Tekrar belirtiyorum ifadelerimde var olan fikir ya da kişileri aşağılamak gibi bir derdim olmadı hiç. Kitaba dair içinde yer alan fikirlerin bendeki yansımasını ifade etmeye çalıştım sadece... keyifli okumalar herkese :)
  • 207 syf.
    İki durumdan bahsedeceğim ve epey uzun olacak. Yoğun olmadığınız bir vakitte okumanız sizin faydanıza olur kanaatindeyim. Yine de okursanız elbet sevinirim.

    ***

    Öyle ya, kişi başladığı noktaya dönemedikten sonra niçin yola çıksın ki?

    Daire'ye Dair, Dücane Cündioğlu

    ***

    Sene 2009. Tvnet ekranlarında Gündem Özel adlı programda konu Aşk Pazarı. Dönemin popüler romanlarını konu edinecek olan programda sayın konuk uzunca bir girizgah yapıyor. İnsan eylemlerinin haz, fayda, iyi olmak üzere üç amacı olduğunu belirtiyor öncelikle. Sonrasında örneklerle bunların tanımını yapıyor. Söz gelimi; eroin satmak faydalı, içmek haz verici fakat iyi değil. Daha sonra iyi'den vazgeçilip geçilemeyeceğini, ihlas'ın ne demek olduğunu, istem'in eylem'den önce geldiğini, bizatihi kendinden ötürü istenen bir şeyin olup olamayacağını ve dahasını anlatıyor, irdeliyor. Dakikalar ilerliyor ve nihayet konu rayına oturuyor.

    Ahmet Ümit'in Bab-ı Esrar'ı, Elif Şafak'ın Aşk'ı ve Saide Kuds'in Kimya Hatun'u o yıllarda birbiri ardına çıkan "tasavvufi" romanlardan en çok tutulanları. Piyasada arz-ı endam eden bu ve bunun gibi kitapları veciz bir dille yeriyor sayın konuk. Yeriyor çünkü bu kitaplar Mevlana ve Şems Hazretlerini anlatmıyor, kullanıyor. Hem de ne kullanmak! Yazarları, bu yüce insanlara olmadık isnatlarda bulunuyor, onlar için ipe sapa gelmez laflar ediyor ve demeye utanılacak sözlerle, davranışlarla bu isimleri yanyana kullanıyor. Tüm bunlar da “aşk” çatısı altında yapıyor yazarlar. İşte burada bir yerde haklı olarak "Aşkın üç yüz bin okuru olmaz" diyor sayın konuk.

    Konuk tüm bunlardan bahsederken üzülüyor. Eskilerin, manası yıpranır deyu demekten bile imtina ettikleri bu kutsi kelimenin ağızlarda sakız haline gelmesine, hatta sakız hale getirilenin yere tükürülmesine, hatta ve hatta tükürülen sakızın üzerine defalarca basılmasına ve en sonunda üstte adı geçen kitap türlerinin ortaya çıkmasına üzülüyor sayın konuk. Kahroluyor.

    Burada dikkat çeken noktalardan birine parmak basmak istiyorum. Sayın konuk, Elif Şafak'ın Aşk kitabından bir bölüm anlatırken yutkunuyor, gözleri dolar gibi oluyor, hatta nefesi çıkmıyor. Tabi ki bölümün enfesliği gibi bir durum söz konusu değil, aksine mezkur bölümün fecaat oluşundan kahroluyor. Zira Şems Hazretlerinin ölümünü anlatan Elif Şafak, yüreklere kor atıyor, onu kötü hatta rezil bir duruma itiyor. Sayın konuk ise Şems Hazretlerinin ölümü hakkında çeşitli rivayetler olduğunu söylüyor ilkin ve bu rivayetler olmasa bile diyor "Elif Şafak bunu Şems'e yapmamalıydı" diye iç çekiyor. İşte sayın konuk öyle hassas ve öyle mahzun ki bunu anlatırken bile üzülüyor, gözleri doluyor hatta. Ne diyeceğini bilemiyor.

    Nedir bunun sebebi?

    ***

    Sene 2012. Sinemayı felsefe vechesinden irdeleyen bir kitap yayımlanıyor. Zaten bu ikisinin birbirinden bağımsız olması düşünülemez. Hakir görülen Hollywood yapımlarının dahi temelinde bir felsefe yatıyor. Tabi bunu propaganda yahut pragmatizm/hazcılık için kullanıyor o ayrı.

    Kitap, Ingmar Bergman'ın Winter Light (1963) filminin yorumu olan şu cümleler ile başlıyor;

    "Neredeyse hiç secdeden kalkmazken alnım, niçin bir kez bile sesini duymam? Günler, geceler... asırlardır adı dudaklarımdan düşmediği halde neden bir defa da ben onun adımı andığını işitmem?“

    İşte kitap boyunca sürecek olan yorumlarına bu sözlerle başlayan yazar, kitabının bir yerinde “hayatımın en büyük hatalarından biriydi” dediği durumu anlatıyor. Başlığı “günaha sonra çağrı” olan bu yazıda (yorumda) bir grup yüksek lisans düzeyindeki ilahiyat öğrencilerine mantık dersi verdiği yıllardan bahsediyor. Mağarasından çıktığını, dolayısıyla tutkulu gözlere hasret olduğunu da mühim bir not olarak belirtiyor. Kendi sözleriyle “dinlerine bağlı, temiz, saf Anadolu çocukları” dediği öğrencileriyle bir gün bir film izleyip üzerine konuşmaya karar veriyor. Seçtiği yapım Martin Scorsese’nin The Last Temptaion of Christ (1998) filmi oluyor. Hz. İsa (as) efendimizin hayatını anlatan bir film. Film öncesi öğrencilerine “ayrıntılara takılmamaları” takdirde buna “tahammül edebilecekleri”ni söylüyor. Öğrenciler filmdeki “kısa süren bir erotik sahne”yi sorun ediyor. Yazıda geçmiyor belki ama o öğrencilerin Hz İsa (as) efendimizin düştüğü belirtilen halleri görmesi, ettiği söylenen sözleri duyması da onların yüzlerini “kireç gibi” etmiştir. Yazar tabiri caizse tam anlamıyla vahlanıyor öğrencilerinin bu tutumuna. Nasıl hissedemezler, nasıl anlamazlar demeye getiriyor.

    Nedir bunun sebebi?

    ***

    Evet, tahmin ettiğiniz gibi yukarıda bahsettiğim konuk ve yazar aynı kişi; Dücane Cündioğlu.

    Sorum kısaca şu; ne olmuştur?

    Ne olmuştur da Şems Hazretlerinin -rivayetlerden biri de olan- ölümünün yazılmasına vicdanı el vermeyen kişi, Hz. İsa (as) Efendimizin ve Meryem Annemizin içler acısı, hakir şekilde gösterilmesine üzülen, onları bu halde görmeye dayanamayıp surat asan, üzülen öğrencilerine karşı tavır takınır hale gelmiştir? Kaldı ki birisi yazı, diğeri görsel. Herkesçe malumdur ki görmenin gücü okumaktan daha vurucudur. Biz ki edepsizlik olur diye tuğla kadar kitabında Efendiler Efendisinin -O’nun hayatını yazmasına rağmen- adını dahi yaz(a)mayan Necip Fazıl Kısakürek’lerin neslindeniz. O kökteniz. Nasıl olur da bir peygamberi o halde görmeye (velev ki yaşanmış olsun) yürek dayandırabiliriz? Genel kültür olsun diye bir tutam kalan duruşundan vaz mı geçsin “Anadolu çocukları” !

    Ne olmuştur da Hz. İnsan adlı kitabı olan kişi kitabının uzunca bir kısmını kendini “19. Deliğin içindeyim (cehennemde)” diye tanımlayan Lars von Trier’e olan övgülerine ayırmıştır? O Trier ki çektiği filmler sınırsız özgürlükle süslü batıda bile sansüre uğruyor, yayımlanmıyor, hunharca tartışılıyor; festival izleyicileri filmi yarıda bırakıp çıkıyor. Filmlerinin “ahlak”, hadi kelimeyi biraz yumuşatalım, “insan onuru” seviyesini varın siz düşünün.

    Ne olmuştur da Hz. Havva Annemizin adını, Nietzsche’nin “Kadın, Tanrı’nın ikinci hatasıdır. ‘Kadın özünde yılandır’, Havva’dır” sözünün peşinden gelen paragrafta söylemiştir? Bununla da yetinmeyip yılan karşılığında kullanılan el-hayye kelimesinin (Taha:20) köküyle havva kelimesinin kökünün aynı yerden geldiğini belirtmiştir!

    Ne olmuştur da “Tanrı korusun, bir daha günah bile işleyemezsin” sözünü yazabilmiştir? Elbette günah olmasa tabiri caizse rahmet sıfatları havada kalır. Fakat bu söz hayr’dan ziyade şer’i çağırıyor. Evet, günahımız ve sevabımızla insanız. Şairin dediği gibi; “Yaşadım diyen, günaha dalmıştır” ve fakat bu günah işlememe çabasını yok saymamalı. Bir daha günah işleyemezsin değil, ya bir daha sevaba giremezsem demeli. Hayr’ı demeli ki onu çağırmalı. Günahımız zaten olacak çünkü insanız, noksanız. Yine de sevabı, hayr’ı, güzelliği, kusursuzu istiyoruz. İsteyelim.

    Ne olmuştur da aşk meclisinden bize nice buketler sunarken “kuyunun en dibini” yani cehennemi ve hatta “putperestler meclisini” övercesine anlatır hale gelmiştir?

    ***

    Yusuf Kaplan 25 Kasım 2012 tarihinde Yeni Şafak’ta şunları yazıyor;

    “ Dücane Cündioğlu, ne'yi, nerede/n konuşuyor, nereye ''çağırıyor'' bizi; bir varış noktası ve kalkış noktası fikri var mı, diye sormasını isterim kendisine.

    İkinci olarak, tasavvuf üzerinde her türlü takdirin üzerinde mesai sarfetmesine rağmen, düşünme biçimi, kategorik, -hatta imaginasyona dayalı meselelerde bile- analitik ve kavramsal. Şeriatla tarikati ve hakikati kategorik olarak birbirinden ayırması, bu düşünme tarzının bir sonucu.

    Oysa şeriat olmadan tarikat da olmaz; marifete de, hakikate de ulaşılmaz. Bunların hepsi birbirini vareden, birbirinin önünü açan kopmaz bir irtibat hâlindedir birbirleriyle. İbn Arabi Hazretleri'nde bile, söz, şeriata geldiğinde, akan sular durur. Bütün metinleri, bunun somut kanıtıdır.

    Cündioğlu, sıklıkla âriften bahsetmesine rağmen tasvîrî, -yani başkalarının, yani Batı uygarlığının yapıp ettiklerini, ürünlerini- konuşuyor çoklukla; kendisi konuşmuyor; orada konuşlanıyor, ora'dan bakıyor her şeye temelde. Ora'dan bakınca göreceği şey de, göstereceği şey de yine ora'sı (yani bura'ya da hâkim olan ora'sı) değil mi? ”

    ***

    Arkadaşlar ben “hassasiyet”in insanların en ulvi hasletlerinden biri olduğuna inanırım. Bu kelime (duruş) uğruna, onu sahiplenme, hatta onca sahiplenme uğruna yol almaya naçizene hep hazır tutmaya çalıştım kendimi. İşte bu nedenle ben Cündioğlu’nun durduğu yerde durmuyor, beni çağırdığı yere de gitmiyorum. Çünkü ne konuştuğu yerde ne de çağırdığı yerde göremediğim bir şey var; hassasiyet. Haddim değil kendisine bundan yoksun olduğunu söylemek. Söylemiyorum da. Asla. Fakat şu kitapla baktığı yerde (ora’da) bundan bir tutam dahi olmadığına eminim. Kendisinin bir an önce doğduğu/olduğu/başladığı yere gelmesini temenni ediyorum. Başladığı yerde bolca hassasiyeti mevcut çünkü.

    ***

    Kitapta hiç mi işe yarar bir şey yok diyenlere cevabım şu olsun;

    Bir tutam zehre sahip yemeğin lezzetinden bahseder misiniz?

    ***

    Hatam elbet olmuştur, bildiriniz.

    Hayr sizinle olsun.
  • Türkiye'nin önemli düşünürlerinden olan Yeni Şafak yazarı Yusuf Kaplan, 100 kitaptan oluşan okuma listesi tavsiyesine dair yazılarının beşincisini yayınladı. ‘Önümüzü açacak öncü kuşak için 100 kitaplık okuma listesi’ başlığı ile ile kaleme aldığı yazılarda ödünç bir akıl ile ödünç bir dünya inşa edilemeyeceğinin altını çizen Kaplan, kendi dünyamızı, tarihimizi, toplumumuzu tanımamız gerektiğini savunarak eğitim sisteminin de kendi kültür dinamiklerimizle şekillenmesi gerektiğini ifade ediyor.

    100 kitaplık okuma listesinde İslam'ın Dirilişi, Beş Şehir, Uzun Hikâye gibi yapı taşı diyeceğimiz kitaplar yer alıyor. Bunların yanı sıra yerli ve yabancı yazarların gözünden İslam tarihi, dünya tarihi, mimari, edebiyat ve sosyoloji gibi farklı birçok konu ele alınıyor.
    Benimde hoşuma gittiği için paylaşmak istedim.
    İşte Yusuf Kaplan’ın şimdiye kadar önerdiği okuma listesindeki kitaplar:

    BİRİNCİ AŞAMA OKUMA LİSTESİ

    1-İslam'ın Dirilişi-Sezai Karakoç.

    2-İnsanlığın Dirilişi-Sezai Karakoç (Birinci Aşama bitince yeniden okunacak).

    3-Diriliş Neslinin Amentüsü-Sezai Karakoç.

    4-Sütun-(Hepsi değil, bazı bölümleri seçilerek okunacak)-Sezai Karakoç.

    5-Yitik Cennet-Sezai Karakoç.

    6-Geleceğimizde İslâm Var-Roger Garaudy.

    7-Bu Ülke-Cemil Meriç (Birinci Aşama bitince yeniden okunacak).

    8-Beş Şehir-Ahmet Hamdi Tanpınar-(Birinci Aşama bitince yeniden okunacak).

    9-Yaşamak-Cahit Zarifoğlu (Birinci Aşama bitince yeniden okunacak).

    10-İnsanlığın Medeniyet Destanı-Roger Garaudy.

    11-Gül Yetiştiren Adam-(Anlatı) Rasim Özdenören

    12-Yoksulluk İçimizde-(Hikâye) Mustafa Kutlu.

    13-Ya Tahammül Ya Sefer-(Hikâye) Mustafa Kutlu.

    14-Bu Böyledir-(Hikâye) Mustafa Kutlu.

    15-Sır-(Hikâye) Mustafa Kutlu.

    16-Uzun Hikâye-(Hikâye) Mustafa Kutlu.

    17-Müslümanca Düşünme Üzerine Denemeler-Rasim Özdenören.

    18-Üç Zor Mesele-İsmet Özel.

    19-İslâm'ın Vadettikleri-Roger Garaudy.

    20-Doğu ve Batı Arasında İslâm-Aliya İzzetbegoviç.

    İKİNCİ AŞAMA OKUMA LİSTESİ

    21-Okulsuz Toplum-Ivan Illich-Birey Toplum Yayınları.

    22-Türkiye'nin Maarif Davası-Nurettin Topçu-Dergâh Yayınları.

    23-İslâm Kültür Atlası-İsmail Faruki-İnkılab (“Rehber” kitap bu: Liste bitince 2. kez okunacak)

    24-İslâm Tarihi-3 cilt-Filibeli Ahmet Hilmi ve Ziya Nur Aksun-Ötüken Yayınları

    25-Kur'ân-ı Kerîm Işığında Hz. Muhammed Mustafa (sav)-2 cilt-Osman Nuri Topbaş-Erkam Y.

    26-Mızraklı İlmihal-Semerkand Yayınları

    27-Komünist Manifesto-Marx & Engels.

    28-İlm-i Hâl-S. Ahmet Arvâsî

    29-Tefsir Usûlü ve Tarihi-Ömer Çelik-Erkam Yayınları

    30-Sünneti Anlamada Yöntem-Yusuf el-Karadavî

    31-Çöle İnen Nur-Necip Fazıl Kısakürek

    32-Fıkıh Usûlü-Vehbi Zuhayli-Risale Yayınları

    33-Tasavvuf-William Chittick-İz Yayıncılık

    34-Kelâma Giriş-U. Murat Kılavuz-A. Saim Kılavuz-İSAM Yayınları

    35-İslâm'ın Vizyonu-William Chittick-İnsan Yayınları

    36-Yoldaki İşaretler-Seyyid Kutup

    37-İslâm Düşüncesi-Muhammed İkbal-Külliyat Yayınları

    38-40-Çağ ve İlham-I-II-III-Sezai Karakoç-Diriliş Yayınları

    ÜÇÜNCÜ AŞAMA OKUMA LİSTESİ

    41-Tarih Hırsızlığı-Jack Goody-İş Bankası Yayınları.

    42-Şarkiyatçılık-Edward Said-Metis Yayınları.

    43-Küresel Çağda Tarih Yazmak-Lynn Hunt-Küre Yayınları.

    44-Dünya Tarihini Yeniden Düşünmek-Marshall Hodgson-Vadi Yayınları.

    45-Dünya Tarihi-William McNeill-İmge Yayınları.

    46-Uygarlıkların Grameri-Fernand Braudel-İmge Yayınları.

    47-Bir Bunalım Çağında Toplum Felsefeleri-Pitirim Sorokin.

    48-49-Tarih Bilinci-Arnold Toynbee-2 cilt.

    50-İslâm Medeniyeti Tarihi-Wilhelm Barthold, Mehmet Fuad Köprülü-Alfa Yayınları.

    51-53-İslâm’ın Serüveni-Marshall Hodgson-3 cilt-Pegasus Yayınları.

    54-Türk Cihan Hâkimiyeti Mefkûresi Tarihi-Osman Turan-Ötüken Yayınları.

    55-Zihniyet ve Din-Sabri Ülgener.

    DÖRDÜNCÜ AŞAMA OKUMA LİSTESİ

    56-Modern Dünyanın Bunalımı-Rene Guenon-İnsan Yay.

    57-Hikmetin Yapıtaşları: Felsefeye Giriş-Douglas J. Soccio-Kaknüs Yay.

    58-Avrupa Düşüncesinin Serüveni-Jaqueline Russ-DoğuBatı Yay.

    59-Batı Düşüncesi Tarihi-Richard Tarnas-2 cilt-Külliyat Yay.

    60-Sosyolojik Düşünce Geleneği-Robert Nisbet-Paradigma-Vadi Yay.

    61-Siyasî Felsefenin Büyük Düşünürleri-William Ebenstein-(Çev.: İsmet Özel)-Şule Yay.

    62-İnsanın Durumu-Lewis Mumford-Açılımkitap Yay.

    63-İslâm Düşüncesinde İlimlerin Tasnifi-Osman Bakar-İnsan Yay.

    64-Hilal Doğarken-Ziyaüddin Serdar-İnsan Yay.

    65-Fıkıh Usûlünün Mahiyeti ve Gayesi-A. Cüneyd Köksal-İSAM Yay.

    66-Varolmanın Boyutları-William Chittick-İnsan Yay.

    67-İslâm Felsefesi: Tarih ve Problemler-M. Cüneyt Kaya-edisyon-İSAM Yay.

    68-İslâm Düşüncesi Tarihi-M. Şerif-2 cilt-İnsan Yay.

    69-Türkiye’nin Çağdaş Düşünce Tarihi-Hilmi Ziya Ülken-İş Bankası Yay.

    70-Edebiyat Yazıları-1-2-Sezai Karakoç-Diriliş Yay.

    71-Kırk Ambar-Cemil Meriç

    72-Yaşadığım Gibi-Ahmet Hamdi Tanpınar

    73-Sanatın Öyküsü-Ernst Gombrich

    74-Sanatın İcadı: Bir Kültür Tarihi-Larry Shiner-Ayrıntı Yay.

    75-Sanat Tarihinin Tarihi-Vernon Hyde Minor-Koç Üniversitesi Yay.

    76-Aşk Estetiği-Beşir Ayvazoğlu

    77-İslâm Sanatı: Dil ve Anlam-Titus Burkhardt

    78-İslâm Mimarisi Üzerine Düşünceler-Turgut Cansever

    79-Gözün Vicdanı: Kentin Tasarımı ve Toplumsal Yaşam-Richard Sennett-Ayrıntı Yay.

    80-Sinemanın Hakikati-1. Cilt ve Hakikatin Sineması-2. Cilt-Enver Gülşen-Külliyat Yay.

    Kaplan, dördüncü aşamada bazı kitapların bütün ciltlerine ayrı rakamlar verdiği için son listeyi 75’ten başlattı.

    BEŞİNCİ AŞAMA OKUMA LİSTESİ

    75-Konfüçyüs-Konuşmalar / Analektler (Çev. Murat Karlıdağ) Say Yay.

    76-Eflatun-Devlet.

    77-Aristo-Nikomakhos’a Etik; Politika, Poetika; Metafizik; Ruh Üzerine (Çev. Ömer Aygün, Grekçe Metinle Birlikte, Pinhan Yay.)

    78-Aziz Augustine-İtiraflar.

    79-Descartes-Meditasyonlar; Metot Üzerine Düşünme.

    80-Spinoza-Teolojik-Politik inceleme; Etika.

    81-John Locke-Yönetim Üzerine İki İnceleme.

    82-David Hume-İnsanın Anlama Yetisi Üzerime Bir Soruşturma.

    83-Kant-Saf Aklın Kritiği; Pratik Aklın Kritiği; Yargı Gücünün Krtiği.

    84-Hegel-Tarih Felsefesi; Estetik.

    85-Nietzsche-Deccal (Çev. Yusuf Kaplan-Külliyat Yay); Putların Alacakaranlığında (Çev. Yusuf Kaplan-Külliyat Yay); İyinin ve Kötünün Ötesinde (Çev. Mustafa Tüzel, İş Bankası Yayınları).

    86-Heidegger-Varlık ve Zaman (Çev. Kaan Ökten), Alfa Yay.

    87-Şehristânî-Milel ve Nihal-Yazma Eserler Başkanlığı (Arapça Metinle Birlikte).

    88-Mâtüridiye Akaidi-Nûreddin es-Sâbûnî-Ankara: DİB.

    89-İmamı Azam-Fıkh-ı Ekber; Âlim ve Müteallim-Şamil Yay.

    90-Fârâbî-Harfler Kitabı (Çev. Ömer Türker), İstanbul-Yazma Eserler Başkanlığı (Arapça Metinle Birlikte); İlimlerin Sayımı; Medinetü’l-Fazıla (Çev. İdeal Devlet).

    91-İbn Sina-İşaretler ve Tenbihatlar

    92-Gazâlî-Bilgi, Varlık, Yol (Çev. Asım Cüneyd Köksal)-Timaş-(3 kurucu risale bşr arada).

    Mustesfa-Küre Yay (Fıkıh Usûlü’nün kurucu metinlerinden; Çev. Yunus Apaydın).

    Tehafütü’l-Felâsife (Çev. Mahmud Kaya) Klasik Yay.

    93-İbn Rüşd-Tehafütü’t-Tehafüt, Faslu’l-Makal

    94-İmam Kuşeyrî-Kuşeyrî Risalesi.

    95-İbn Arabî-Füsûsu’l-Hikem, (Ekrem Demirli tercümesi ve şerhi), Kabalcı Yay.

    96-İbn Haldun-Mukaddime (Çev. Süleyman Uludağ), İstanbul: Dergâh.

    97-Cürcânî-Şerhu’l-Mevâkıf-İstanbul-Yazma Eserler Başkanlığı (Arapça Metinle Birlikte).

    98-Yusuf Has Hâcib-Kutadgu Bilig

    99-Ahmed Yesevî-Divân-ı Hikmet ve Yunus Emre-Yunus Emre Divanı

    100-Mevlânâ Celaleddin Rûmî-Mesnevî

    KİTAPLAR 4 FARKLI KALEMLE OKUNACAK

    ‘Önümüzü açacak öncü kuşak için 100 kitaplık okuma listesi’ni tamamlayan Kaplan, tavsiye ettiği kitaplar için bir de okuma yöntemi sundu. Kitapları 4 kurşun kalem ile okunmasını öneren Kaplan, "Bu okuma yöntemi, liste kadar önemli" diye belirtti. İşte o yöntem:
    1-Yeşil kalemle-Kilit kavramların altı çizilecek.
    2-Kırmızı kalemle-Önemli satırların altı çizilecek.
    3-Mavi kalemle-Atlanmayacak yerler işaretlenecek veya gerekirse çizilecek hafifçe.
    4-Siyah kurşun kalemle-Kitabın sayfalarının sağ ve sol kenarlarına notlar alınacak, üst boşluklara en önemli cümle yazılacak.
    Okuduğunuzun kitabın birinci bölümü bitince, sırasıyla:
    1-Önce yeşil kalemle çizilen yerler / kavramlar hızla okunacak
    2-Kırmızı kalemle çizilen satırlar okunacak
    3-Sayfaların üst taraflarına yazılan cümleler okunacak...
    Bu üç işlemden sonra kitabın ikinci bölümüne geçilecek. Her bölüm, bu şekilde okunacak..."
  • 263 syf.
    ·Puan vermedi
    #Okudumbitti

    Sinan Yağmur'un kaleminden nakledilen serinin ikinci kitabı olan 'Aşkın gözyaşları Hz.Mevlana ' dili sade okunması kolay bir kitap, işlerimin yoğunluğu nedeniyle biraz uzun süre elimde kaldı 5 gün kadar.
    Bu kitap serisinin 1. kitabında da bahsettiğim gibi tasavvufi fikirler ya da söylenen şeyler ben de bazı boşluklara sebep oluyor. Bazı cümleler ve bazı mesajlar oldukça eleştiriye açık. Aldığım eğitim ve bazı iletişimde olduğum hocaların fikrini almak için kitap okurken bol bol da e-posta mesajlaşmasına ihtiyaç duydum.

    Kitap kendisini okutuyor özellikle son bölümlere doğru kadınlar hakkında geçen bir paragraf bence kağıda büyük harfler ile yazılıp toplumun görebileceği yerlere asılmalı. En temel olarak da her gencin kendi odasına tabi ki.

    genel olarak ben tasavvuf konusunda büyük boşluklara sahip bir düşüncem var. Bu konuda bilgili olup beni aydınlatmak isteyen arkadaşlar olursa lütfen iletişime geçsin çünkü buna ihtiyacım var.

    herkese keyifli okumalar.
  • 316 syf.
    ·Beğendi·Puan vermedi
    Merhaba:)Rasulullah sav; Bütün zevkleri kökünden yok eden ölümü çokça hatırlayınız!” buyuruyor. (Tirmizî, Kıyâmet, 2)
    Kitap incelememden önce büyük Islam alimi Imam Gazali Hazretlerinin ruhlarına rahmet diliyorum.Bu güzel kitabı 1 defa okumak nasip oldu çok şükür.Yavas okunmasi sindirilmesi gerekiyor.Dili cok agir değil ama arapca kelimeler bazi yerlerde gecmis onlarda anlasilmayacak sekilde degil; mefhumu yine bizlere veriyor.Öncelik Rabbim daima hatırımda tutmami ona göre yaşamamı nasip etsin hepimizin insAllah bugün burada incelemesini yapmaya layık olmasam da deneyeceğim.Affınıza sığınarak.
    Kitabin içeriğinde iki kısım var:
    Birinci kısım, ölümden önce, Sûr'un üflenmesine kadar olan hususlar hakkındadır. Bu bölümde yer alan konular kısaca;
    Ölümü hatırlamanın fazileti ve ölümü hatırlamaya teşvik.
    Uzun emel ve kısa emel.
    Sekerât-ı mevt (Ölüm sarhoşluğu), ölümün şiddeti ve ölüm es­nasında yapılması müstehab olan şeyler.
    Allah Resûlü'nün (sav) ve Râşid Halifelerin vefatı.
    Ölüme hazırlanmış halifelerin, emirlerin ve sultanların sözleri.
    Allah dostlarının cenaze, kabir ve kabir ziyareti hakkındaki sözleri.
    Ölümün hakikati, ölünün mezarda, Sûr'un üflenmesine kadar maruz kalacağı şeyler.
    Uykuda keşif yoluyla ölülerin hallerinden bilinen hususlar.

    İkinci kısım, Sûr'un üflenmesinden sonra insanların cennet ve cehenneme yerleştirilmesine kadar gerçekleşecek hususlar hak­kındadır.(Bu kısımda kabir konusu çok iyi anlatılmis etkisinden çıkamadım hadisler ve kıssalar ayetler Imam Gazali hz.sozleri ve nasihatleri oldukça yerinde ve ölümü hatırdan çıkarmayacak mahiyettedir.)

    Öncelik bu konuyla ilgili hepimizin rahatsız olduğu ölüm gerçeğinden biraz bahsetmek istiyorum kitaptan yaptığım çıkarımlar neticesinde niyetim nasihat akıl felan asla vermek değil ne haddime.. Hepimizin maddi manevi sıkıntıları var ruhumuz tatmin olmuyor tam olarak dunya hayatinda ve bocaliyoruz hepimiz yorgunuz yoksa kitaplara bu kadar cok siginmazdik ilim bize sifa oluyor kendimizi yanlışlarla tedavi ediyoruz bazen de malesef fakat güzel bir ölümü haketmiyor muyuz?ve bunu düşünüyor muyuz acaba?Modernite dünya o kadar kalplerimize girmiş ki cidden ölecegimizi unutuyoruz halbuki Rasulullah sav dünyayı ele almıştı onu Ahiret hayati(güzel bir yasam) için araç olduğunu belirtmişti. Ölüm gerçeğinden kurtulamıyoruz ve diğer bir yasam umut oluyor hayatımızda gördüğümüz haksizliklar, ihanetler,dost kazıkları , borçlar cabası vs vs liste uzar..bütün bunlara karşı ölüm ödül niteliğinde aslinda..Peki ölüm bir ödülse biz bunu neden cezaya dönüştürelim ki?Ve şu dünya ve sahiplendigimiz herseyi malesef o tarafa götüremeyeceğiz ama inanir ve çabalarsak daha iyisini diğer tarafta bulacağız Ölüm Mevlana hz.deyişiyle Seb-i Aruzumuz olur.
    Hepimiz, ilâhî imtihan diyârı olan bu cihan mektebinin talebeleriyiz. Kulluk tahsilimiz, ecel tasdiknâmesiyle son bulacak, amellerimizle toprağın sînesine gömüleceğiz ve bu gomulmeyle varolan ölüm bir yok oluş değil aksine bir varoluştur kurtulmadir.Gercek evimize gideceğiz dünyada rahat değiliz çünkü Gerçek hayat ondan sonra ulaşılacak hayattır.Bildigimiz gibi Hayat ve ölüm iç içedir ve insanoğlunun nihaî mutluluk yolunun köşe taşlarıdır. Ölümü iyi düşünüp sırlarını idrak etmek, ölümü öldürenlerin, ölmeden evvel ölenlerin huzurunu insanogluna sağlar ölüm üzerine tefekkür etmek..Imam Gazali Hz.eserinde Bire bir islam anlayışı ile örtüşen, aynı zamanda mistisizm(gerçekte tasavvuf) ve felsefe ile yoğurulmuş “yaşam, ölüm ve ölüm sonrası” gibi biz insanların kaçınılmaz bir şekilde muhattap olacağı kavramları güzel bir diile ifade etmiş.
    Beni en çok etkileyen şey “üstün olan takva sahibi olandır ve bunu da ancak Allah bilir” mesajının verilmesi buna göre yaşanmasıdır.bir insanda yaptığı ibadetlerin yanında iyiliklerin, verimliliğin, üretkenliğin, medeniliğin... de zorunlu olarak yaşamında mevcut olması durumudur bu takva..yani ölüme en çok iyi hazirlanan kazanacak ve hayatini ona gore sekillendiren.. dindarlığı Allah belirler kimse kimsenin kalbini tabiki bilmiyor fakat yarın geç olmakla meşhur.Ölümü de erteliyoruz davetsiz geldiğini unutur gibi.Dünya isleri bizi öyle çok sarmış ki elimizdeki telefonun şarjı biter korkusu ölüm korkusundan daha fazla ne yazık ki..sanki ölüm hep başkaları içindir. hep başkaları ölür;bu ölüm nasıl bir şeyse sizi hep ıskalar..ne kadar garip yıllarca baktığın, üzerine titrediğin bedenin mutlak sonla yok olacak. geri dönüşsüz, bilinmeyene doğru ilerlemek... bunları bilerek, sanki hiç de öyle değilmiş gibi kayıtsız yaşamak işimiz zor dostlar..
    bir gassal'ın ağzından şunu dinlemistim;
    ".... mesela cenazenin yakını geldiği zaman ahmet nerde, mehmet nerde, ayşe nerde, fatma nerde diye sormuyorlar da cenaze nerde, cenazeyi nereye götürdünüz diye soruyorlar. insan öldüğü vakit, ismi bile yitiyor, ismi bile gidiyor...."surdan izleyebilirsiniz hatta;

    https://youtu.be/rfIRXRZCj6s
    çok garip ama bence ölümü düşündüğümde korku yada endişe yerine bir rahatlık duygusu hissediyor olmak büyümüş olmak demek. hayatın tüm dertlerinden bir anda sıyrılabilecek olmak düşüncesi diğer mutlulukların önüne geçiyorsa bu kotu bisey degil tabiki vaktinden önce insanın kendi biletini kesmesi doğru değil seyretmesi mücadele etmeye devam etmesi gerekiyor.Bir şeye psikolojik olarak hazırlanmak, onu belli aralıklarla kalpte hatırlamakla mümkün Bir şeyi hatırlamak da onu çağ­rıştıran hususları zikretmek suretiyle mümkün olabilir. Bu sebep­le ölümü çok anmak gerekiyor.
    Rabbim ölümü ölmeden yasayan idrak eden ve güzel şekilde hazirlanan kullarindan eylesin.
    Bu kitabı mutlaka okuyun ve bu güne kadar yaşadıklarınız ve yaptıklarınız ile ilgili ciddi ciddi düşünüp bir tahlil yapınız. Okurken ürperdiğinizi ve tüylerinizin dikendiken olduğunu hissedeceksiniz. Ama ona göre de ders çıkarıp daha tedbirli yaşamaya gayret göstereceksiniz. Fani ve ebedi alemin bir karşılaştırmasını yapmak için mutlaka okunmalı.

    Akıllı kimse, nefsini hesaba çekip ölümden sonrası için amel işleyendir." (Tirmizi, İbn Mace)
     
    #Eseri öncelik Islam dünyasına kazandıran Büyük Alim Imam Gazali Hz.ruhlarına rahmet diler ;Bir fatihay-ı serif okuyalim inşAllah.. bizlerde kendisinin yollarından yürürüz InşAllah tercüme eden emeği geçen tüm müelliflerden Allah razı olsun.

    BU KITABI ALIN OKUYUN OKUTUN KÜTÜPHANE VE KALBINIZDE HAYATINIZDA OLSUN INŞALLAH :)
    selametle iyi okumalar dostlarım:)
  • Bütün insanlar, ahlak adına başkalarını itham etme kuvvetini, bizzat kendilerini bilmeyişlerinden alıyorlar. Kendilerini bilselerdi ithamları nefislerine çevrilir onları yetiştirecek azab ile ıztırabın mayası olurdu. Hz İsa'nın Mart ismindeki fahişe kadını taşlayan halka çevrilip; "içinizde kim temizse ilk taşı o atsın" deyişindeki hikmeti anlarlardı
  • Ruth
    Ruth Ne Varsa Sen'de Var - Hz. Mevlana'nın Sohbetleri'ni inceledi.
    240 syf.
    ·32 günde·Beğendi·9/10
    Bu kıymetli eser i Şeb-i arûs haftasını takip eden sürede bitirmek tam bir tevafuk oldu ..Bu eseri üniversite yıllarımda okumuştum lâkin o vakit ders için şuan Mevlana yi tanımak isteyen bir birey olarak okumak zihnimi kalbimden ayırt edici ..Mevlâna 'nın yaşadığı sosyal çevre,eserleri ,kimlerle muhabbet kurduğu seyr-suluk yolunda nasıl bir metod izlediği,insanı ve dini terimleri tanımlaması esere konu olmuştur..Tasavvuf zihnen anlaşılamadığı gibi kalpte de yer bulması bir hayli yoldan geçmesine rağmen bu kitabın üslubu ve delil gösterilen ifadeler anlaşılmayı kolay kılmaktadır..Okurken değerli hocam karşımda ben de sıramdaymışım hissine kapıldım çoğu zaman ..Tasavvuf a yakinen anlaşılır bir yolculuk ve bu yolculuğu Mevlâna 'nin gözüyle zihinlere nakşetmek kitabın en haz verici noktasıydı..Emeğinize sağlık hocam ...