Aklı ortada duran bir mihenk taşı olarak dūşünecek olursak akla uygun olan şeylere makul (rational/reasonable), onun karşısında duran şeylere akıl-dışı (irrational), üzerinde ve ötesinde olan şeylere akıl-üstü (supra-rational),aşağısında olan şeylere ise akıl-altı (sub-rational) diyebiliriz.
Akla uygun ve makul olan şey, aklın, doğruluğunu delillerle kabul ettiği şeydir. İkinin dörtten daha az olduğu, dördün ikiden fazla olduğu aklen doğru olan bir önermedir. Sebebin sonuçtan önce geldiği de makul bir kaziyedir. Akla uygun yani makul hakikatler, genellikle yine aklın doğru kabul ettiği öncül ve delillere dayanır.
Akıl-dışı aklî ve mantıksal delillere aykırı olan şeydir. İkinin dörtten fazla olduğunu, sonucun sebepten önce geldiğini ileri sürmek akıl-dışı olmaktır. İrrasyonel düşünce, aklın yanlış kullanılmasından, akıl-dışı önermelerin doğru kabul edilmesin den yahut sebep-sonuç ilişkisinin göz ardı edilmesinden kaynaklanabilir. Yağmur yağdığı için yerlerin ıslak olduğunu kabul etmek yerine, yer ıslak olduğu için yağmurun dışında bir sebebin olmadığını iddia etmek bu tür örnekler arasında yer alır. Yoğun trafik açılsın diye kendi arabasını tekmeleyen bir adam da irrasyonel bir davranış sergiliyordur. Akıl-dışı ve mantıksız eylemler, illiyet bağlantılarını göz ardı eden tutarsız düşüncelerin sonucunda ortaya çıkar.
Açık seçik delillerin reddedildiği bir yerde akıl-dışılık norm haline gelir. Burada karşımıza şu soru çıkar: İnsan bilerek ve isteyerek akıl-dışı olabilir mi? Bu elbette mümkündür. Ama Sokrates'in hatırlattığı gibi insan bilerek yanlış yapmaz. Önce kendini yaptığı şeyin yanlış olmadığına ikna eder, ondan sonra o fiili işler. Hırsız, hırsızlığın kötü bir şey olduğunu bile bile çalmaz. Hırsızlığına çeşitli gerekçeler üretir (zenginlerin malında hakkım var,