Bunu yapan kimsenin uzun seneler resimle uğraşmış olması lazımdı. Burada sadece baktığını sahiden gören bir göz değil, gördüğünü bütün incelikleriyle tespit etmesini bilen bir hüner de vardı.
“Bu dünyada garip olan şey şu ki, tepesindeki adamı kravatının son kıvrımına, çenesindeki sıyrığa kadar taklit eden, hiçbir orijinal fikri olmayan işine aşırı düşkün bir tip her zaman eninde sonunda fark edilir. Seçilir. Yükselir; bankalarda, sigorta şirketlerinde, büyük elektrik şirketlerinde, füze üreten şirketlerde, üniversitelerde.”
Yüz yıldan daha uzun bir süredir, psikoloji ve psikiyatri kitapları, strese neden olan duyguların çeşitli konuşma yöntemleriyle çözülebileceğini söyler. Ancak, gördüğümüz gibi travmanın kendisi bunu engelemektedir. Ne kadar içgörü ya da anlayış geliştirirsek geliştirelim, rasyonel beyin, temelde kendi gerçekliğinden çıkarak duygusal beyin üzerinde etkisizdir. Deneyimlerinin özünü anlatma konusunda konuşamayan insanlar için bu durumun zorluğundan çok etkileniyorum.
Onlar için başlarına geleni anlatmak, kurban olmakla ya da öç almak isteğiyle ilgili öykülerini anlatmak ruhsal deneyimlerini, duygularını kelimelere dökmekten daha kolaydır.
Ne olduğuna dair fikir edinmek için yaptığım ilk girişimlerde tüm hayatım boyunca bununla yaşadığımın farkına vardım. Bu farkındalık anına kıvanç, içgörü ve umutla şekillenmiş bir DEB aydınlanması ya da muştulama diyebiliriz.
İnsan katlanmak zorundadır, işin bütün sırrı
budur. Kendi karakterine, kendi tabiatına katlanmak zorundadır; çünkü ne tecrübe ne de kendi eksikliklerine, şahsi menfaatlerine ve
açgözlülüğüne dair içgörü bir şey değiştirir. Arzularımızın dünyada tam bir yankısı olmayışına katlanmak zorundayız. Sevdiklerimizin
bizi sevmemesine ya da umduğumuz gibi sevmemesine katlanmak zorundayız. İnsan ihanete, sadakatsizliğe katlanmak zorunda; ve son olarak, ki bu bütün görevlerin en zoru, | birisinin karakter ya da
zekâ yönünden kendisinden üstün olmasına da katlanmak zorunda.