Sultan II. Mehmed,sadece yok etmekle ilgilenen kaba ve plansız bir dünya fatihi değildi.
Sayfa 338·Kitabı okuyor
Alıntı
Kur’anın Tevrattan farkı
Kur’an açısından Hz. Musa bütün Çıkış anlatısı boyunca Kadim Mısır mitolojisinin kurguladığı kutsal politik güç ya da firavunluk ideolojisiyle mücadele etmiştir.Allah’ın Hz. Musa’ya vadettiği yardımla (Tâhâ, 20/46) süren mücadelede firavunun Kızıldeniz’de ölümü, hedefe ulaşıldığına işaret etmektedir.Bu yüzden Horus’un bedeni olarak inanılan firavunun boğularak ölümü Çıkış sürecinin sonunu ilan etmiştir.Çıkış anlatısının Kur’an versiyonu, bütün peygamberlerin kavimleriyle olan tebliğ mücadelesinin temel olarak üç boyutta gerçekleştiği tespitiyle uyumludur: (i) Peygamberlerin ilahi çağrısı, görünürde bir kavme ya da bir kentin halkına karşı dile getirilmiş olsa da esasen bütün insanlığa yönelik evrensel bir çağrıdır; (ii) Peygamberler temel olarak “âlemlerin rabbinin elçisi” olarak tevhit ilkesini tebliğ etmişlerdir; (iii) Peygamberlerin tebliğ stratejisi, muhatap alınan kavmin gündelik yaşamında etkili olan bütün batıl inanç, düşünce ve uygulamaları hedefleyerek bunları halkın gözünde zaafa uğratmaktır. Çıkış’ın Kur’an ile Tevrat anlatıları arasındaki en temel farklılık da İslam nübüvvet geleneğinin bu üç boyutuna ilişkindir.Kur’an’a göre peygamberlerin ilahi çağrısının evrensel boyutuna rağmen Tevrat’ta Çıkış anlatısının İsrailoğulları bağlamında insanlık tarihindeki küçük bir kavme münhasır bir içerikle öykülenmiş olması, bu anlatının evrensel değerini azaltmaktadır.Nitekim anlatının Tevrat nüshasında Hz. Musa’nın çağrısının İsrailoğulları dışında bir karşılık bulduğuna işaret edilmez. Ancak Kur’an anlatısında açıkça ifade edilen sihirbazların (Tâhâ, 20/70), firavunun eşinin(Tahrim, 66/11) ve firavun ailesinden olup imanını gizlemiş başka kişilerin (Mü’min, 40/28) Hz. Musa’nın rabbine iman etmiş olmaları, onun çağrısının Mısır halkının zihninde bir karşılığı olduğunu
Din
Reklam
Şu kıymetli anekdotlar bu meyanda zikredilebilir: Akif, yakınlarından Hasan Basri Çantay'a, 1925 yılında Mısır'da yazdığı ve ferdi/kendini merkeze alan, derin bir tasavvufî muhtevaya sahip "Secde" şiirini okuyunca Çantay, "Üstad, siz vadiyi değiştiriyorsunuz sanırım" demiş, Akif de "Hayır kardeşim hayır! Benim asıl vadim budur [buydu]. [II. Meşrutiyet'ten beri] neşrettiklerim cemiyet-i beşeriyeye hizmet için yazılmış manzumelerdir" şeklinde cevaplamıştır"⁹⁷. Dostlarından Fuat Şemsi İnan'a mizahi bir üslupla yazdığı 6 Nisan 1925 tarihli mektubunda da, "(...) Sana en son şiirimi gönderdim. Bilmem nasıl bulacaksın? Kişi düştüğü yerden kalkar derler. Failatün, failatün derdine uğradığım hengâm-ı tufûliyyetimde [çocukluk-gençlik zamanlarımda] meczup idim; şimdi gördüğün vechile yine meczubâne vadilere rücû ediyorum. [1910 yılında yayınlanan] 'Mahalle Kahvesi'ni yazan herifle [1925 telif tarihli ve yine Mısır'da yazılmış] bu 'Hicran'ı nazmeden herifin aynı herif olduğu güç anlaşılır değil mi?" diyecektir⁹⁸.
Sayfa 75 - İstanbul Zaim Üniversitesi Yayınları
Araştırma-İnceleme
II. Meşrutiyet'in ilânından birkaç gün sonra, kaynaklardaki ifadeleri doğru kabul edersek onuncu günde (3 Ağustos 1908) Akif'in de 11 arkadaşıyla birlikte Cemiyet mensubu olan ve Rasadhane müdürlüğüyle şöhret bulmuş Fatin Gökmen Hoca'nın tavassutuyla İttihat ve Terakki hareketine katıldığı ve yemin ettiği biliniyor. Yalnız yemin ifadesindeki "Cemiyet'in emirlerine bila kayd u şart [kayıtsız ve şartsız] itaat" ifadesine itaraz ettiği ve "Cemiyet'in yalnız emr-i marûfuna [doğru/dine uygun emirlerine] biat/itaat ederim, mutlak söz veremem" diyerek böyle yemin ettiği ve tartışmalara sebebiyet veren bu davranışının neticesinde yemin metninin değiştirildiği ifade edilmektedir⁹⁰.
Sayfa 72 - İstanbul Zaim Üniversitesi Yayınları / ⁹⁰ bk. Mithat Cemal, age, s. 74-76. Mithat Cemal Akif'in Hürriyet'in ilânından dört gün sonra Cemiyet'e girdiğini söylüyor.
Tarih
su yorumcuları'na II
Biz bir parça acemi bir su yorumcusuyuz Öteden beriden dayanıklılık taşırız durmadan Ellerimiz bir türkü gibi öyle, kendiliğinden Uzun bir gündüzü farkedenlerin en sonuncuyuz Ay batar, çünkü rüzgar bir menekşeye dönüşür, biliriz bunu Çünkü mavi gözlü ve deli sekiz kardeşin onuncusuyuz Ah büyük tarla, ah büyük deniz, ah büyük çalgı, bil! senin en son alacağın biçimin sabırlı yontucusuyuz Sezgilerimiz ve ellerimiz sonsuz bir alışkanlık gibi ilerde Aşkın ve tüberkülozun ve uranyumun bulucusuyuz Karalarımız ve aklarımız bir duvarı yıkmaktır, anlatılır Biz, çılgın bir yürüyüşün en tetik yolcusuyuz Eririz tükeniriz, toplanır yaratırız. bu bize aşktır Biz belki de en uzun yaşamalı bir su'yuz
MİTLERİN
I Yanlış, sen doğrunun korkususun. II Benim istemek istediğim sendin. III Bundan böyle, daha var yok. IV Olmayacak dediğin oluyor. V Bir gün, hiç bir şey olmayacak olacak.inst VI Duracak, dur'dan anlamayor. VII Yeni anlamlar önce yalnız, yeni sesler sonra yalnız.
Sayfa 220·Kitabı okuyor
Şiir
Reklam
Reklam