Bilişsel yanılsama hakkında en çok sorulan soru, aşılıp aşılamayacağıdır.
Bu örneklerin ilettiği mesaj cesaret verici değil. 1 . Sistem otomatik işlediğinden ve istendiği zaman devre dışı bırakılamadığından, sezgisel düşünce hatalarını önlemek genelde zordur. Yanlılıklardan her zaman kaçınılamaz, çünkü 2. Sistem'in elinde hataya ilişkin bir ipucu olmayabilir. **Olası hataların ipuçları bulunduğunda bile, hatalar ancak 2. Sistem'in güçlü denetimi ve çaba isteyen etkinliği ile önlenebilir. Ne var ki hayatınızı yaşamanın bir yolu olarak sürekli tetikte olmak illa iyi bir şey değildir ve kesinlikle işe yaramaz.
İnsanlar aslında aydınlıktakiler ve karanlıktakiler olarak ikiye ayrılır.
Karanlıktakilerin sayısını azaltıp, aydınlıktakilerin sayısını çoğaltmak, işte hedef budur. Bu yüzden "Bilgi!","Bilim!" diye bağırıyoruz. Okumayı öğrenmek ışığı yakmaktır; tüm hecelemeler kıvılcımlardır.
Zaten aydınlık demek illa ki sevinç anlamına gelmez. Aydınlıkta da acı çekilir; ateşin fazlası yakar. Alev kanadın düşmanıdır. Uçmaya ara vermeden yanmak dâhinin mucizesidir.
Bilgilendiğinizde ve sevdiğinizde daha fazla acı çekersiniz. Gün gözyaşlarıyla doğar. Aydınlıktakiler en azından karanlıktakiler için ağlarlar.
Yer bir coğrafya, bir politika mekândır; cemaat de yerin toplumsal ve kişisel boyutlarının toplamıdır. Bir yer, orada yaşayan insanların “biz” zamirini kullanmaya başlam asıyla bir cemaat, bir semt haline gelir. Bu şekilde konuşabilmek için, illa yerel kaynaklı olması şart olmayan belirli bir bağlılık duygusu gerekir; bir ulus da içindeki insanlar ortak inanç ve değerlerini som ut ve gündelik pratiğe dökmeye başladığında bir cemaat haline gelebilir. Rousseau, politikanın işleyişinin gündelik hayatın bu ritüelleri üzerine kurulu olduğunu fark eden, politikanın bu ortak “biz” duygusuna dayandığını anlayan ilk modern yazardı. Modern kapitalizmin hesapta olmayan
sonuçlarından birisi de, yerin değerini artırması ve insanlarda bir cemaat özlemi yaratmış olmasıdır. İşyerinde incelediğimiz bütün
duygusal koşullar bu arzuyu harekete geçirir: Esnekliğin belirsizlikleri, köklü bir güven ve bağlılık duygusunun olmayışı, en önemlisi de kişinin kendisinden bir şey yapamaması, işi aracılığıyla “hayatını çizememesi”dir. Bütün bu koşullar insanları bağlılık ve derinliği başka yerlerde aramaya iter.